3
Oca

Bir Cümle Kur Gazze İçin

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori deneme

1

Bir uğultu, bombalar, kurşun sesleri
Katledilen çocuklar şehri orası
Hıçkırıklar, kelime-i şehadet getirmeler
Umudun gökyüzünü kaplayan dumanın arasında kayboluşu
Annelerin feryatlarının bomba seslerine karışması
Hüzün, gözyaşı, yaşama çığlıkları
Orası çocukların öldüğü şehir,
Orası Gazze,
Beyazıt Meydanı, İstiklal Caddesi
Orası senin imtihanın
Haydi, bir cümle kur Gazze için. 

Ekranlarda izlemekle yetiniyoruz. İzleye izleye aşina olduğumuz savaş sahnelerini, ölmeden evvel şehadet getirmeye çalışan insanları gördükçe içimiz bir tuhaf oluyor. Hele çocukları savaşın ortasında görmeye dayanamıyoruz. Bir sabah uyandığında annesini babasını yitirmiş, evi başına yıkılmış tek kollu kalan bir çocuğun ne düşünebileceğini, ne hissedebileceğini, sokağa çıkıp çıkamayacağını hayal bile edemiyoruz. O bir çocuk; geceleyin annesini babasını ve tek kolunu kaybeden, sabah sokağa çıktığında sokağın kırmızıya boyandığını, arkadaşlarının cesetlerini gören bir çocuk. Cebinde misketleri değil taşları olan bir çocuk.

Ne yapabiliriz diye düşünürken birileri eylem olduğunu söylüyor, eyleme katılıyoruz. Yüreğimizin haykırabileceği en yüksek sesle haykırarak tekbirler getiriyoruz. Bir mail geliyor, “Gazze’de yaşananlar için bu gece teheccüt namazına kalkılacak, dua edilecek, siz de kalkın ve mail listenizdeki tüm arkadaşlarınızı haberdar edin.” Gece namazına kalkıyoruz, dualar ediyoruz, üstümüze düşen sorumluluğu yerine getirdiğimiz vesvesesi bizi biraz rahatlatıyor. Rahatlamamamız gerektiğini, basın açıklaması olduğu söyleniyor. Basın açıklamasına katılıyoruz, yine haykırıyoruz, yine haykırıyoruz… Facebook ve msn resimlerimize Filistin Bayrakları, Gazze’de ölen çocukların resmini koyalım kampanyalarına katılıyoruz, profil resimlerimizi değiştiriyoruz. Facebook’ta lanet grupları kuruyoruz ve listesindeki arkadaşlarını davet etmeyeni gruba almıyoruz. Lanet ediyoruz, kahrolsun diyoruz, öfkemizi sesimizle birleştirip bağırarak eyleme geçiyoruz. Çantamıza, ceketimize Filistin rozetleri takıp Filistin bayraklarının olduğu simgesel eşyalar kullanmaya başlıyoruz. Özür dileme kampanyaları başlatıyoruz, imza atma eylemiyle insanları imza kampanyalarına davet ediyoruz. Atkımızı değiştiriyoruz, ama hayatımızı, hayat algılayışımızı değiştiremediğimiz için bir zaman sonra hayatımızdan, yüreğimizden Gazze’nin çıkacağını fark edemiyoruz.

Evet, son cümleye kadar ne yaptığımızı anlattıktan sonra asıl meseleyi yazdım son cümleye. Maalesef yapılanlar bununla kalabiliyor, hayatımıza, hayat algılayışımıza Filistin’i, Gazze’yi, Lübnan’ı koyamayışımızın sebebi, medeniyetimiz sınırları içerisinde kalan, düşünce dünyamıza değer katmış bu şehirlerimiz ile bağlantımızın olmayışıdır.

 

Gazze’yi ölüm şeridi olarak hatırlayacak olan çocuklarımızın suçlusu biziz.

 

Lübnan’ı, Beyrut’u, Bağdat’ı çocuklarımıza anlatmayışımızın, anlatmayıp da çocuklarımızın ve çevremizin bu şehirleri hep savaş altında kalan yerlermiş gibi görmelerinin sonucunu Allah’ın bizlere sormayacağını mı düşünüyoruz?

Yaralı Bağdat yıllardır kan ağladı, Keşmir acıları göğsüne çekti, bir biz çekemedik, bir biz bağrımıza basamadık ümmetin dertlerini.

Oysa orada çocuklar ölmeye devam ediyor, orada hayat tüm zorluluğuyla devam ediyor. Vicdanımızın kanadığını söylememiz neyi değiştiriyor, lanet etmemiz, küfretmemiz kime ne yarıyor? Yüreğimizde dirilişi gerçekleştiremediğimiz, hayat algılayışımızı değiştiremediğimiz müddetçe dirilişten bahsetmemiz komik olmuyor mu? Yapılan tüm hareketler, eylemler, haykırmalar kendi kendimizi tatmin ettiğimizi göstermiyor mu?

Filistin’e, Gazze’ye işgal altında olan-olmayan şehirlerimizi, kardeşlerimizi kucaklayamadığımızdan sonra yaptıklarımızın ne anlamı var? Onları evlerimize, ülkemize davet etmediğimiz müddetçe, onlarla en sevdiğimiz şeyleri paylaşamadığımız; ensar-muhacir kardeşi olamadığımız müddetçe neyin hakkını soruyoruz?

“Birileri seslerini yükseltmeli” diyen Edward Said şöyle diyordu: “ İsrail politikaları bölge için tam bir felaket getirdi. Güçlerini her artırdığında veya Filistinlilere verdiği felaket bir yana etrafındaki yıkıntıyı her genişlettiğinde kendisine karşı duyulan nefret de arttı. Ancak Arap liderleri sessiz kaldılar. Oysa onlar İsrail ile barış hazırlığında olduklarını açıklamışlar ama Şaron’dan artan tokatlardan başka bir şey alamamışlardı Şaron bütün dünyaya meydan okumakla övünüyor. Dünya antisemitizm ve Şaron’un Yahudi halkı adına yaptığı iğrençlikler sebebiyle İsrail’i kınamamakta. Bu çirkin eylemlerin kendilerini temsil etmediğini hissedenlerin, durdurulması yönünde istekte bulunma zamanı gelmedi mi artık?

Ensar-muhacir kardeşliğini başlatabilmemiz için yüreğimizin yanması gerekiyor,
Yüreğimize bomba atılması gerekiyor.

Not: Haftaya Cuma bu köşede, Mahmut Derviş, Naci Ali ve Gandi’den perspektifler sunarak Direnişin Dilinin nasıl olması gerektiği hakkında yazacağız inşallah.


Yunus Emre Tozal