4
May

mâvera yazgı

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori deneme

 

 

Güneş ışıklarını yeryüzünün kalbi olan dağlardan çekerken, kara bulutlar rahmet yağdıracağının müjdesini veriyor kâinata. Kuşlar ağızlarında taşıdıkları yiyeceklerle dönüyor yuvalarına, yavrular ağızları aç bekliyorlar annelerini. Suyun şavkı vuruyor dimağlara, yüreklerde hissediliyor kıyametine yaklaşan kâinatın uğultusu…

Yine güz mevsimi… Yerlerde suya varma sevdası ile gezinen solgun yapraklar, gözlerden süzülen zemherilerdeyse ıslanan ekşi hatıralar…  Keskin toprak kokusu yayılmış seher vaktine…

Bir mevsimim olmalı… Her an omzuma konabilmeli hüzünkovan kuşu ve her an ızdıraplarımı asumanlara çıkarabilmeli umut resmedilen uçurtmalar… Yağmurlarda ıslanıp günahlarımı dökebilmeli, kırmızı gelincikler misali yeşerebilmeliyim keskin uçurumlarda…

Her şeyden evvel korkum hayatımın en anlamlı yanıysa, bu dik durabildiğimin kanıtıdır sert dalgalara! Karanlıkları kefene sarıp yatabiliyorsam ve kırkikindi yağmurlarında sancım kirpiklerimden süzülüyorsa; narkozladığım yüreğim kendine gelmiş demektir!…

Bir Hıram olmalı… Tur’u Sina’ın yakarışlarını duyuracak, Uhud’un ağlayışlarını sezdirecek bir Hıra… Yıldızların inşirahına şâhit olabilmeli acılarım ve ölümüme şâhit tutabilmeli yıldızları yüreğim. Dolunayın derviş zikrini dualarıma damıtacak bir Hıram olmalı… Tek arzusu O’na kavuşmak olan titreyişlerin güneşi olmalı ve ayaz avuçlarının münzevi çığlıkları olmalı Hıramın. Ateşten kaftanımı soluğumun üzerine çekip nefes almalı ve ten kafesinden çıkıp secde secde kıyama durabilmeliyim… Şah cemrelerin içinde, gülistan edâsıyla yürüyebilmeliyim Hıramda…

Suyu depolayabilen bir çölüm olmalı… Gerektiğinde ıslatabilmeli kurak yürekleri… Sancısını her daim hissedebilen yüreğim, konuşmaya mecali kalmamış lâl dilim olmalı… Tutsak sahralardan çıkabilmemin yolunu gösterince lâl kaktüsler, bohçamı taşıyabilecek kadarıyla suskun hasretlerle doldurup yola koyulabilmeliyim… Yoldan kaymadan, yolda acele etmeden usulca ilerleyebilmeli, maviye özlemin alazlandığı düşlerde vuslata erebilmeliyim… Kuyularında alazlanmış sara nöbetlerinin doğurduğu vefalı mecralar, çadırındaysa aşk huzmesi muhabbeti olmalı çölümün…

Dualarımın sevinci mahşerime azık olmalı… Yitirdiğim mütebessim umutlara tekrardan sarılabilmeli, Rabbimin inâyeti ile muhafaza edebilmeliyim acziyet merhemini gönlümde… Acziyet merhemini sürmeli sürmeli, her soluğumda tespih etmeliyim Rabbimi…

Mevsimler değiştiğinde yerini yurdunu terk etmeyen güvercinim olmalı… Cesurca kanat çırpabilmeli göklerde, şimşekler çaktığında dahi kaçmamalı… Gerektiğinde canını vermeli, kan kokusuna alışmış çocukların umudu olmalı göklerde… Elleri sapağanlı, duruşları özgürlük abideleri olan gençlerin sevinci, kendi külünün tutsağı olmuş eblehlerin hedefinde olmalı güvercinim…

Gözleri kömür karası türkülerim olmalı… Gidişimle birlikte arkamdan tütecek ağıtları susturabilmeli türküm. Göğü dolduracak vaveylâlar karşısında suskun kalmamalı, Ramallah’ı, Kudüs’ü, Gazze’yi çağırmalı notalarında… Tüm serzenişlerini taşlara adayan çocukların rayihası olmalı, barut kokularını dağıtmalı dağınık saçlarında çocukların…

Ve hiç bitmeyecek özlemim olmalı… Dağları delmenin hesabını yapabilmeli, dağların taşıyamadığı yükle çölleri geçmenin hesabını yapmalı ayaklarım… Prangalara, kaynayan kumlara, taşlara aldırmadan yoluna devam etmeli ayaklarım. Zincirlere, kelepçelere ve âmâ gözlere de aldırmamalı özlemim…

Gemileri yakıp ilerlemeliyim arkama bakmadan…
Çarmıhlardan geçerek darağacına uzanmalıyım…
Ölüme gülümseyebilmeliyim kuyularda…
Aşkı makberime gömerek ilerlemeliyim…

Ay Vakti, Sayı: 85 – 86