2
May

şafak, aşk rahminde sümeyyelere gebe!

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori deneme

 

 

Sil artık gözyaşlarını…
Fecir vaktine kadar hıçkırıklara kapılıp, sabretmeye çalıştığın tutsakların yasaklarına, hür nağmelerinle cevap ver…
Yeşertmeye devam et çölleri sevdanla, hasretini kara taşlara bas şimdilik, sabret kalbim!
Titreyişlerin devam etsin yüreğim!

Küçücük yüreklerimizle dağların taşıyamadığı davayı yüklendik ve hicret ettik veda tepesinden.
Güneş, her gün umudu gönüllerimizde aydınlatarak doğuyor.
Cemreler Rabbe teslimiyeti ile tutsaklıktan kurtulan özgürlük abidesi, ateşin içinde gül bahçesinde Rabbini tespih eden İbrahimin aşkına şâhit!
Dalgalar imanın bayraktarlığını taşıyan içi Musa dolu kundaklara ve zindanlar karanlıkları nuruyla aydınlatan Yusuflara şâhit!
Kâinat çöllere inen nura, Nur-u Muhammede şâhit!

Tarih tekerrür ediyor…
İman ateşi başörtüsü abidelerinin omuzlarında alevleniyor şimdilerde.
Zulüm kokuyor meydanlar, okul kapıları…
Mazlumlar yürek sükûtlarının bedelini ödüyor yitik coğrafyalarda.
Zemheri yağmurlar yağıyor hatıra defterlerine.
İlahi yolda ahlak köprüsünü yıkmış karanlığa mahkûm olanlar…

Edep nedir bilemez olmuş bâtılın ışığıyla aydınlanacağını sananlar!
Bâtılın, suyun üzerindeki köpük olduğunu unutuvermiş dimağlar…
Küçücük bir menfaat karşılığında özgürlüğünü sahte ilahlara satanlar; unutturulmuşlar gülün aşkından…
Nefsanî menfaatleri için dünyayı cehenneme çeviren tutsakların zevkleri, şefkat dolu yüreklerin başörtülerine uzanıyor.
Sümeyyelerin haykırışları küfrün bağrını delmeye devam edecek her daim. Sümeyyelerin başörtüleri göklerde dalgalanacak her tarih sayfasında!
Al karanfiller açacak uçurumlarda, kâinat tarih sahnesinde başörtüsünü sancak gibi taşıyan karanfillere şâhit olacak!
İffetiyle, takvasıyla, ameliyle, duruşuyla iman çağlayan mücahidelere şahit olacak!

Hüznün şarkı olduğu mısraları söylüyoruz okul koridorlarında.
Başörtümüzü açtırmak için mücadele ediyorlar.
“Başörtünüzü çıkarmazsınız okuyamazsınız” diyerek tehdit ediyorlar.
Rabbimizin ilk emri olan okumayı mı kastediyorlar, kendi kurdukları düzende diploma kazanmayı mı?!…
Okumaksa neyi okumak, kimi okumak, ne için okumak sorularına cevap arıyoruz ayet ayet.
Kâinatı okumaktan, yaratılışımızı okumaktan ve Rabbimizi okumaktan kim alıkoyabilir bizleri?
Kendilerine dişiliğimizle değil fikrimizle iletişime geçmelerini söylüyoruz.
Kanlı gözyaşlarımız arkadaşlık ediyor davamıza.
Bulutların serzenişlerine; yağmurlara karışıyor dava şebnemlerimiz…
Yangınların eşiği olmuş katre katre dökülen gözyaşları.
Hasret yaralarının sancılarına ayetler okunuyor: “İnnallahe me’as sabirin”…

Sancağımızdı başörtüsü, nefesimizdi, gözyaşımızdı, söz yaşlarımızdı.
Nasıl çıkarabilirdik başımızdan, nasıl terk edebilirdik davamızı?
İmtihan üzere gönderildiğimiz dünyada, esir zevklere ulaşmak mıydı gaye-i hayâlimiz?
Kuşlar gibi kanat çırpıp asumanlarda hürce dolaşmak varken, ten kafesinden çıkıp uhrevi dünyaya hicret etmek varken bunca telaş neydi?
Niçin saçımızı-başımızı görmek/gördürtmek istiyorlardı?
Meryem misali iffetli olamayacak mıydık?…

Biz kararımızı ta önceden vermiştik.
“Kalu Bela”da rabbimize teslim olduk, buyruğu altına girdik.
Arttırılmış tutsaklık olan aşka adadık nefesimizi. Sevgililer sevgilisi Nur-u Muhammed’in getirdiği vahye iman ettik.
Ayağımıza batan dikenlere aldanmayıp, ufuktaki umutlarımızı yeşerttik hayallerimizde.
Şair ne güzel söylemiş:

elemli rüzgar alıp götürüyor yürekleri zindana
özgürlüklerin kapısına kilit vurulmuş
vakit;
gemileri yakma vaktidir!…
vakit;
aşkın önünde edeple eğilme vaktidir!…
vakit;
seccadelere uzanma vaktidir!…

Başörtüsü, bizi “biz” yapan sancımız…
Başörtüsü, dualarımıza direniş tohumları eken sevdamız…
Başörtüsü, acziyet ufkunda kimliğimiz…
Başörtüsü, sineye çekilen gül âyinelerinde birer birer süzülen ab-ı aşk tohumları. Direniş tohumlarının aşkı ile çorak topraklar yeşerdi.
İşte burada bir ayeti hatırlıyoruz.
Al-i İmran suresi 54.ayette “Onlar düzen kurdular, ALLAH da (buna karşılık) onlara düzen kurdu” buyuruyor Rabbimiz.

Ve Tur suresi 42. ayette “Yoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) o inkâr edenler hileli-düzene düşecek olanlardır” buyuruyor.
Biz yeter ki kaybetmeyelim umudumuzu, sancımızı, davamızı.
Ümmetin kayıp ve yetim kalmış çocuklarını toparlamak adına, halifelik görevimiz adına çıkarmayalım başörtümüzü.
Sonunda kazanacak olan tarafın bizlerin olacağını müjdeliyor Kuran.
Başörtüsü mağdurları olmayalım, mağdur kavramını üzerimize yakıştırmayalım. Başörtüsünü bir sancak gibi taşıyarak başörtü muzafferleri olalım.

Ne mutlu başörtüsünü bir madalyon gibi taşıyan kullara!
Ne mutlu başörtüsü aşkını ALLAH yoluna adayanlara!
Ne mutlu yeryüzünde bir zümrüt gibi parlayan iffet timsallerine!