27
Nis

idam sehpasına atılan bakışlar

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori deneme

Yalnızlığın girdabında boğulurken atılır adımlar çoğu kere… Tuttuğumuz nefesimizi bırakmak zorunda kaldığımızda, idama sürüklenen bakışlar sarar benliğimizi. Oturmak zorunda kaldığımız idam sehpasında, çakılı çivileri saydım beklerken sessizliği en garip duygularla… Sineme sakladım aşkı, çevremdekiler görmesin diye… Şahitlik yapacak gözyaşlarım özlemime. Hüzne meyilli adımlarımın kaymasından korkuyorum… Düşersem, izini takip ettiğim gölgeleri kaybederim. Düşersem kaldıran olur mu yüreği mi? Yolda kalmak nedir bilir misin? Ah yönünü bilememek… Çaresizlik…

Boğazımda düğümlenen hıçkırıklar ulaştırır dirilerin yanına ruhumu… Bir titreme alır bedenimi, götürür toprağa yüreğimi. Semaya varan yalvarışlar kuşatır alaca karanlıkta benliğimi. Bu kadar üşüdüğümü hiç hatırlamıyorum… Mağrur bakışlar ordusu üstüme üstüme geliyor… Haykırışlarım; nereye gidiyorsunuz? Feryatlar atılıyor demir parmaklıklar ardından suskun yüreklere… Gözler idam sehpasına çevrili ama gönüller uzaklaşmış birbirinden… Birbirine kenetli eller, boşta kalmış şimdilerde…

Vefamdır bir anlık titreyiş ve ardından gelen sıçrayış… Bağrıma bastığım taşı anarım yakamoz sesinde. Taş ki; girdaptan girdaba girerken cebimde taşıdığım vefalı dost… Hıramda deryalar görüyorum her gece usul usul… Gecemi kimseye veremem ben. Geceleyin doğuyorum ay ışığında ve geceleyin ölüme gülümsüyorum tavan arasında… İdam sehpasına geceleri oturuyorum sahte bakışları görmemek için…

Savaş meydanlarında körpe körpe doğranmış yürekler özgürlüğe hicret etmişler. İdam sehpaları hala özgürlüğe hicret ettiriyor yürekleri. Çıkış kapısını ara(la)mak, yüreklere gebe acziyetimin ifadesidir. Kurşun gibi yüreğime saplanmış oklar, acıtsa da sevdamın olduğu mahzeni; gönül vermiş adımlarım kutlu yola… Gönül vermiş gözyaşlarım sevdama, fırtınalarda ararken çaresizliği…

Ismarlama gülüşler serapları andırsa da acıyla gülümsüyorum idam sehpasının çevresindeki donuk suratlara. Donuk suratlar, küçükken bulduğum yalnızlığımı hatırlatıyor çoğu kez… Merdivenle tırmanarak çıktığım çatıda, kaybettiğim yalnızlığı(mı) buldum. O gün bugündür yalnızlık düştü içime bir kor gibi… İskeleye yanaşan vapurlar beni götürmedi uzak diyarlara, sürgün kaldım yüreğimin başkentinde. Belki de böyle olmalıydı… Sürgün kalmalıydım yüreğimin başkentinde kefenimle beraber… Ve orada vermeliydim sahtelere karşı ilk idam kararını…

Gölgeme biçeceğim kaftanı hazırladım, sevda ateşinin korlarında dolaşırken. Bir gülistanda buldum kendimi, mezarlıkta ararken. En umulmadık anda aldım önüme bir kalem ve bir kâğıt. Güneşin batışını yazdım belki kâğıda ama güneş daha batmadı! Kazdığım mezara gömmeye çalıştım güneşi bir sabah fakat nafile… Ufukta yaklaştıkça uzaklaşan mavi, umut alevi ve güneş birleşmişler. Güneş bağrına almışken umudu batar mı hiç?

Her geçen gün büyüyen bir yara benimki… Yarayı iyileştirecek hekimi bulsam, şiirimle idam ederdim idam sehpasında. Asıl hekimler hak ediyor en çok idam sehpasında oturmayı ama… Ama hekimler yok ortada! Kaybolmuşlar…

Ayağıma takılmış zincirler de neyin nesi? Kaç(a)mam ben zaten, merak etmeyin… Yüreğimi bırakıp bin kere ölemem, soluğumu tuttuğum gecelerde… Arzum vefalı dostuma kavuşmaksa, seve seve gelirim idam sehpasına. Vefalı dostuma kavuşup sahtelerden kurtulabileceksem, girin kollarıma ve götürün beni idam sehpasına… Uçurumlarda geze geze kaybolmuş, aşk(l)a kazıdığım yüreğimi alın ve verin idam kararını saati beklemeden. Kucağımı açtım özgürlüğe, tahammül edemiyorum artık saniyelere… Ölüme gülümsemeye başladım idam sehpasında, ama hala yok ortada idam kararı!

Aykırı Edebiyat, Sayı: 39