26
Nis

tıkanık yüreklerde kurulan hayaller

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori deneme

“- Barselona bu maçı kesin alır Cengiz, bu maç kaçmaz olum!

– Nerden biliyosun ya sende, alırmış! Önceki hafta gördük Barselonayı… Gitti lig sonuncusu mahalle takımıyla beraberliğe kaldı. Gitti paracıklar…

-Yav sen bana güven, yatır paranı.

– Sana güvene güvene zaten param kalmadı olum ya… Son kalan simit paramı da veremem iddaya…”

Gündelik hayatta o kadar fazla “ya tutarsa” mantığıyla nefes alır verir olduk ki… Yemek, içmek, okumak gibi zaruri ihtiyaçlarımızı gerçek olmayan, olmayacak olan hayaller kurarak erteliyoruz. Hayatımızı boşa geçirerek, özünü yitirmiş bir varlık haline geliyoruz gittikçe… Yüreğimiz tıkalı olduğu halde yüreğimize su taşımaya çalışarak yürek havuzumuzu doldurmaya çalışıyoruz… Yüreğimiz tıkalı olduğu halde ilim talep ediyoruz. Bilgiyi öğreniyoruz sentez yapamıyoruz. Kavramlaştıramıyoruz, analiz edemiyoruz, mukayese etmeden öğütülüyoruz…

Bilemedik asıl tıkanıklığın içimizde olduğunu… Mahkûmların tünel kazıp kaçarak özgürleştikleri gibi asıl tüneli içimize açabilmeyi ve böylece özgür olabileceğimizi idrak edemedik…

Otobüste kulak misafiri olduğum lise öğrencilerine bir soru ile sohbet etmeye başladım.

“- Cibali Lisesi’nde mi okuyorsunuz?
– Evet abi, nereden bildin?
– Nereden olacak, kıyafetlerinizden… Bir zamanlar ben de giyiyordum istemeye istemeye… Bir türlü alışamamıştım. Garson elbisesi gibi…
– Ee ne yapalım abi, mecburuz.
– Sizin zamanınızda da Moment Faik var mıydı abi? Fizikçi.
– Olmaz mı, aranız nasıl iyimi bari. Çok iyi hocadır, candandır, muhabbet etmeyi çok sever.
– Ne muhabbeti be abi ya, bizi kovuyor biz de küfredip kaçıyoruz internet kafelere.
– Kovuyor mu?… Küfür mü ediyorsunuz?…
…”

Kendisine en büyük haksızlığı yapan bu küçük yürekler, düşünmeme/idrak edememe üzerine eğilim gösterme yarışının içerisindeler. Nereden geldiğini ve nereye gideceğini düşünmeden, sıkıntısızca ve sorumsuzca nefes alma yarışları…  İçi dolu olmayan cevizin kabuğunu kırmakla çabalanan boş vakitler… Nahoş düşler…

Öyle ya, ya içi doluysa?… Zaten Rabbine hesap verebileceği bir hayat yaşamıyor insanoğlu bunun farkında, ama “bari bu dünyada rahat etmenin hayallerini de mi kurmayalım” diyerek yakarışlarını dile getiriyorlar sadece…  Kısa yoldan zengin olma hevesleri kursaklarında kalıyor haliyle. Kursaklarında kalmayanlar da zaten mutlu olamıyorlar. Parayla kim saadeti bulmuş ki! Geçenlerde bir haber okumuştum; Piyangodan para kazanan bir gencin önce yeni evlendiği eşinden ayrıldığını, ardından bir mankenle evlendiğini ve daha sonra da intihar ettiğini…

Hayat bu kadar acımasız! Boş cevizlerde kurulan düşler ve ardından da sürüklenen masum hayatlar… Sürüklenen diyorum, evet sürüklenen. Hayat da sürüklenir mi ya?… Hayat sürüklenir mi, sürükler mi?

Gayesizlik, hedefsizlik, başıboşluk o kadar vahim bir duruma geldi ki… Bir abimiz anlatıyordu: “Eskiden gençlerin bir ideali vardı. Ya sağcıydın ya solcuydun, ya sosyalisttin ama bir gruba dâhildin. Şimdi bunların hiçbiri kalmadı. Müslümanlar, İslamcılar, zamanın sağcıları artık kendi içlerine kadar gelen bu gayesizlikle, hedefsizlikle boğuşuyor…”

Gayesizlik, hedefsizlik, başıboşluk, amaçsızlık almış başını gidiyor. İleride bu gerçeklerin öncesine “acı” kelimesi de eklenecek… Acı ama gerçek… Zaruri ve keyfi ihtiyaçların karşılandığı bir mekân oldu dünya!

Bilgiden ahlakı çıkardığımızda Kuran’da bahsi geçen “kitap yüklü eşekler” mezun etme okullarına dönüşür okullarımız. Böylece öğrencilerimiz ahlaktan yoksun, edep terbiye nedir bilmeyen bir canavara dönüşür. ÖSS sınavında ful çeker, birinci olur ve insanların gözünde “başarılı” bile olabilir. Peki, başarı soruları ful çekmek midir, yoksa ahlakı, erdemi, iyilik güzelliği kazanmak mı?

Başarının zürriyeti hüviyette midir, mahiyet mi?

Bir koç gibi kurban edilen Hz. Zekeriya (a.s.) başarısız, Hz Süleyman (a.s.) başarılı mı? Peygamberliğine çok az kişi iman eden Hz. İsa (a.s.)başarısız, tüm âleme gönderilen Hz. Muhammed’in peygamberliğine inanan yüz binler, milyonlar, milyarlar olduğu için Hz. Muhammed (a.s.) başarılı mı?

Başarıyı kim belirliyor? Başarı ahlakı çekilmiş bilgiye ulaşmak mı?… Başarı sonuç mu?… Başarı takva yolundan ayrılıp, salt ezberciliğe yönelmek mi?…

Gelin başarılı olalım, “ben”imize sahip çıkalım…
Gelin acziyet hırkasını giyinelim, adayalım, adanalım Rabbimize…
Gelin müteyakkız olalım, yüreğimizdeki tıkanıklılığı açmadan yüreğimize su taşımaya çalışmayalım…
Gelin eşref-i mahlûkat olalım…

Kurtuba Dergisi, Sayı: 20