28
Nis

yürekleri ilim meclisleriyle miraca taşıyan bir şehir: şam

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori gezi

Şam

Tarihin Kültür Mirası: Şam

İnsanın ruhundaki arayışa başlayabilmesini sağlayan, tarihin köklü mirasına sahip bir şehir: Şam… Birçok peygamberin imtihan mücadelesinin sahnelendiği, manevi havası ile insanları geçmişe götüren bu topraklarda, tarihin tekerrür etmesini yaşıyoruz…

Sıcakkanlı insanları ile gönülleri çeken, muhabbet dolu çarşılarında gelenleri ağırlayan Şam halkı, dünyada kültürlerini kaybetmeden, değiştirmeden koruyan ender halklardan. Eskiden şiir meclislerinin yapıldığı bu diyarlarda Nabi’nin, Ruhi’nin söylediği şiirler, divanlar; hala yürekleri serinletiyor… Ne kadar İngiliz ve Fransız sömürgesinde kalmış iseler de, bu değişmenin halka yansımamış olmasına çok sevindik. Batıyı bilinçsizce taklit etmeyen halk, örf ve adetlerini, törelerini unutmamış… Unutturmak isteyenlere de fırsat vermemiş.

İlim Meclisleriyle Ebunnur Üniversitesi

Ziyaretimiz boyunca Şam’da bir ilim yuvası olan Ahmed Kiftari’nin kurduğu özel Ebunnur Üniversitesi’nde, Suriye’nin dışından gelen öğrencilerle beraber kaldık. Ahmed Kiftari, Suriye’nin en tanınmış âlimlerinden birisi. Kendisi iki sene önce vefat etmiş ve vasiyeti ile kabri, Ebunnur Külliyesi’nin bahçesine alınmış. Ahmed Kiftari’nin oğulları çeşitli camilerde imamlık yaparak, halkın İslami şuur ile şuurlaşmalarına vesile oluyorlar.

 

Ebunnur Külliyesi

Ebunnur Üniversitesi’ne öğrenciler ilim öğrenmek ve icazet almak için geliyorlar. İlim aşkıyla yanan öğrencileri destekleyerek, özel hocalarla dersler verdiren, Ebunnur Üniversitesi; âlimlerin toplanıp ders yaptığı büyük bir külliye. Ayrıca İslami konuların görüşüldüğü paneller, her perşembe sohbetleriyle, sabah namazlarından sonra Ebunnur imamlarının doyumsuz zikriyle; insanların akın akın gelip, ders aldığı bir külliye. Buralarda imamlara, âlimlere değer verilmesi bizleri çok sevindirdi. İlim öğrenmek isteyen gençlere, yardımlar yapılıyor, ilmin kapısı açılıyor. Yeter ki ilim öğrenmek ve öğreneceği ilmi Allah yolunda kullanabilecek gayretli öğrenciler olsun…

 

 

Ebunnur Mescidi                              Ebunnur Kütüphanesi


Ebunnur Külliyesi’ne çok yakın olan bir medrese var. İbn Arabî’nin türbesinin ve camisinin bulunduğu, sabah namazlarından sonra halkın büyük bir katılımla iştirak ettiği fıkıh derslerinin yapıldığı bir medrese. İbn Arabî’nin, bilginin daha çok ilham ve keşif yoluyla elde edilebileceğine inandığı ve tasavvuftaki ekoller hakkında derin bilgisine herkesin bir şekilde referans noktası olarak dayanmak zorunda kaldığını biliyoruz. Tasavvufa dönük neredeyse tüm eleştirilerin odağında İbn Arabî’nin olması, ilginç ama bir o kadar da anlaşılmaya muhtaç olduğunu düşünerek, türbesinden ayrılıyoruz.

Sadece Ebunnur Üniversitesi’ndeki derslere değil, İbn Arabî camisindeki derslere ve Ramazan El Buti camisindeki Kuran derslerine iştirak ediyoruz. Günümüzün büyük kısmı derslerle geçiyor böylece. Akşamları Libyalı, Tunuslu, Mısırlı öğrencilerin kaldığı Şam Üniversite’nde muhabbet ediyor, Türkiye ile ilgili fikirlerini soruyoruz. İsmi Dam olan Senegalli bir genç, “Türkiye denince aklıma Osmanlı geliyor. Biz bir zamanlar birdik, bizi ayırdılar, parçaladılar milliyetçilik duygularının kurbanı olduk” deyip ekliyor: “Senegal-Türkiye maçını da unutamıyorum. Sonuçta bir maç ve ister istemez herkes kendi ülkesini savunuyor.”

 

Ramazan El Buti Cami, Fıkıh Dersi

Tarihi dokusu bozulmamış Şam sokaklarında, kendimizi bir Osmanlı neferi gibi hissederek yürüyoruz. Şam’da en çok ilgimizi çeken; evlerin ve işyerlerin sade oluşu… Camilerin sade olması, ilgimizi çekmekle beraber, saatlerce izlemekten kendimizi alamıyoruz hat çalışmalarını… Tarih kokan bu sokaklarda ismi Yusuf Ahmed olan Arap bir şair ile tanışıyoruz. Çıkmış bir şiir kitabı bulunan Yusuf Ahmed bize Arapça yazdığı gazellerin birisini açıklayarak mest etti gönüllerimizi… Gazelinde, Kâbe’nin kapısında yakarışlarda bulunan Yusuf Ahmed; şiirlerinde ve hayatında Hakka ulaşmaya çabalayan bir şair…

Emevi Cami ve Türbe Ziyaretleri

Ve Emevi cami… Bir zamanlar dört ayrı mezhep imamının aynı anda dört farklı minbere çıkıp Cuma namazı kıldırdığı, avlusunun Kâbe’ye benzetildiği, işlemelerinin başka hiçbir camide bulunmadığı muhteşem bir cami… Caminin tam ortasında Hz. Yahya’nın türbesi bulunuyor. Eskiden caminin bir tarafını Müslümanlar, diğer tarafını Hıristiyanlar kullanırmış. Hıristiyanların çocuklarını vaftiz ettikleri yer, hâlâ duruyor. Camin arka tarafında Hz. Hüseyin’in başının ve türbesinin simge olarak bulunduğu bir bölüm var. Şiilerin en çok ziyaret ettikleri türbe olan Hz. Hüseyin’in kabrinde Şiiler gibi bizlerde gözyaşlarımızı tutamıyoruz. 

 

 Emevi Camisindeki Hz. Yahya (a.s.)’ın Türbesi

Hz. Hüseyin’in kızı olan Hz. Zeynep’in türbesinde, gözlerimiz kamaşıyor. Şehrin o sade binalarının, camilerinin aksine Hz. Zeynep’in türbesinin bulunduğu camide, duvarlara baktığımızda, kendimizi ikişer, üçer görmeye başladık. Bütün duvarlar işlemeli ve göz alıcı… Türbenin yarısı bayanlar tarafında, yarısı erkekler tarafında bulunuyor. Ayrıca Ali Şeriati’nin türbesini de ziyaret etmeyi unutmuyoruz. Türbelerde bayanlar tarafından gelen hıçkırık sesleri, yürekleri bin parça ediyor…



Emevi Cami

Selahaddin Eyyubi’nin türbesinde çok samimi gençlerle tanıştık. Bizlere gösterdikleri ilgiyle sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşçasına kucaklaştık. Selahaddin Eyyubi’nin zaferlerini anlatan Suriyeli Hasan, Türkiye’ye gelmeyi çok istediğini söyleyince, seve seve misafir edebileceğimizi bildirdik. Çok sevindi, sonra tekrar kucaklaştık ve müzeleri gezmeye başladık. Aynı kültürden geldiğimiz için müzelerde gördüğümüz çanaklar, çömlekler, nakış ve el yazmaları Topkapı Sarayı’nda gördüğümüz eserlerden farklı değil.

Kasiyun Dağında Kurulan Dostluk

Tanıştığımızdan beri peşimizi bırakmayan, çok samimi bir dostumuz var. Kanadalı Ehvan kardeşimiz… Bizi Kabil’in Habil’i öldürdüğü yere, Kasiyun dağının eteklerine götürdü. Bir süreliğine Kasiyun Dağına çıktık. Tarihte ilk kan dökülen yer olması hasebiyle uzun tefekkürler edip, birbirimize insanın dünyaya gönderiliş amacından söz ettik. İnfitar suresinde de geçtiği üzere “İnsanı kerem olan rabbine karşı aldatan neydi ?” İnsan nasıl Rabbine karşı gelebilirdi ki? Neyine güvenerek Rabbinden uzaklaşabilir?…

Dünya tarihinin buradan başlaması, ilk zulmün burada işlenmesi bizleri geçmişin karanlık sayfalarına götürüyor. Şeytanın dünyada insanı ilk aldattığı yer olan bu çorak topraklarda, başımıza güneş geçmesinden korktuğumuz için fazla duramıyor, geri dönüyoruz.

Bizlerin ribat programlarında ismine “gece yürüyüşü” dediğimiz, insanın yaratıcıyı hatırlayarak kendisini sorguya çekmesini, burada insanlar Kasiyun dağına çekilerek yapıyorlar. Kasiyun dağında kendilerini sorguya çekerek, inzivaya çekiliyorlar.

Ayrılmadan Özlem Duymak…

Şairlerin, âlimlerin şehri Şam’a doyamadan geri dönmek zorunda kalıyoruz. Ayrılacağımız gün, şer uykusundan uyanma isteğiyle ilme sarılan bu gençlerle, hasretle kucaklaştık. Birbirimizi bırakmak istemiyorduk… İnşallah dualarla cennette görüşmek dileğiyle, gözyaşlarımızı tutamadık. Sanki yüreğimizden bir parça koparıp Şam’da bırakmıştık. Hele Senegalli Dam ayrılmayı göze alamıyor ağladıkça, yüreğimizi eritiyordu. Bizleri terminale kadar uğurladılar. Biz aslında ayrılmadığımızı düşünüyorduk. Gönlümüz bir oldukça “Kişi sevdiğiyle beraberdir”  hadisi ile ahitleşmiştik…

Evet, kardeşler kendimizi sorguya çekerek, kalbimizde oluşan noktalardan kurtulmamız gerekir bir an önce. İslam coğrafyası olarak; ilme talip olalım, gayemiz, hedefimiz, yolumuz, bir olsun. Batının “izm”lerine tutsak kaldığımızdan ve kendimizi kafese kapatışımızdan bir an önce kurtulabilmeliyiz. Ve ardından özgürlüğümüzü aramalı sevgiliye ulaşma adımlarımızda…

Ve ardından “Yürek Fethi” başlasın coğrafyalarda…

Umut Gençliği ‘özgürlük’ Özel Sayısı