26
Tem

Gerçeklik İlkesinin İhlâli: “Olağan Şüpheliler”

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori sinema

kapak

“Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık, tüm dünyayı yaşamadığına inandırmaktı.”

Olağan Şüpheliler

Bryan Singer’in yönettiği, senaryosunu Christopher McQuarrie’nin yazdığı ve 1995 yılında sinema salonlarımızda da gösterilen “Olağan Şüpheliler”; kült statüsüne erişti ve büyük bir hayran kitlesi edindi. Filmin bu başarıyı, içinde barındırdığı tuhaf karakterlere ve zeki kurgulanmış diyaloglara borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Ama asıl başarısını ilk defa izledikten sonra “bir daha izlediğimde aynı zevki alamayacağım” diye üzüntüye kapılacağınız kurgusuna, kötünün kazandığı bir simülasyona; izleyiciyi çukurun dibinde bekleyen bir sonun, kötü bir son olacağını çaktırmadan o çukura indirişinde olduğunu da eklemeliyiz. Çünkü çarpışmanın, yüzleşmenin kaçınılmaz olduğu anda, insan aynaya bakarak kendi kendisine şöyle der: Şu ana kadar hayatımda olan her şey basitti, ama buradan sonra korkunç derecede karışık olacak.” Çarpışma başlamıştır ve siz Olağan Şüpheliler’densinizdir…

Beşi de birbirinden yetenekli ve kendi alanlarında uzman sabıkalı, basit bir kaçırma olayından sonra gözaltına alındıklarında hiçbiri olaya bir anlam veremeden boş gözlerle birbirlerine bakmaktadır. Hikâyeyi araştıran ajan David Kujan Kaliforniya San Pedro Limanı’nda 27 kişinin ölümü ile sonuçlanan gizemli patlama ile bu beş kişinin bağlantısı olduğunu varsaymaktadır. Elinde kalan tek canlı tanık Verbal Kint, hikâyeyi baştan sona soğukkanlılıkla kendisine aktarmaktadır fakat tüm soru işaretleri bir kişinin üzerinde yoğunlaşır: “Keizer Soze”. Kim bu Keizer Soze derseniz aşmış bir kişilik olduğunu, hatta kendisinin Türk olduğu yolunda söylentilerin bile olduğunu rivayet ediliyor. Fakat kendisini daha gören biri yoktur. Aslında tüm soru işaretleri bu adamın kimliğinin ortaya çıkması ile çözülür ama kendisini gizleyen bu şeytanı nasıl ortaya çıkarmalı?…

Bilinçaltı insan gibidir, doğar, büyür ve ölür. Zaman zaman kırışıklıkları, buruşuklukları da olur. Hakikatten bahsedildiğinde sızlar, doğru ‘şey’ ortaya çıktığında ne yapacağını şaşırır. Olağan Şüpheliler doğruyu ortaya çıkarttığında dilinizi yutuyor, afallatıyor, kendinizi tek başınıza çukurda buluyorsunuz. Yapayalnızsınız. Tanrı biliyor ki, eğer Keizer Soze kendini gösterseydi, varolamayacaktı…

Jean Baudrillard “Peki ama, simülakrdan söz eden J. Baudrillard, siz bir simülakrdan başka nesiniz?” sorusuna şöyle cevap verir: “ Var olduğum için simülasyon, evrensel simülakr hakkında varsayımda bulunabilirim. Siz ki zaten gerçekdışısınız, şeylerin gerçekdışılılığını düşünemezsiniz. Siz ki kendi kendinizin gölgesisiniz, saydamlık hakkında varsayımda bulunamazsınız…” Olağan Şüpheliler, gerçeğin sadece görüntü bakımından kopyası ya da benzeri diyebileceğimiz olmayanın görüntüsü içerisine alıyor izleyiciyi.

Film en çok Verbal Kint’in (Kevin Spacey) anlattıkları etrafında şekillenir ve geri dönüşler sayesinde biz de olayların arkasında yatan gizeme tanık olmakla kalırız. ‘Verbal’ adının kullanılması da boşuna değildir çünkü kelimenin İngilizce karşılığı “sözlü” anlamına gelmektedir. Filmin temelinde de sözcüklerin ve kelime oyunlarının yattığının farkına vardığımızda da bu ismin kullanılmasının tesadüf olmadığını anlarız. Verbal sakat ve de zekâ geriliğinden mustarip olduğunu ileri sürerek olaydan paçayı kurtarmaya çalışsa da olayla mutlak bağlantısı olduğundan şüphe duymayan ajan Kujan (Chazz Palminteri) onu özel bir sorguya tabi tutar. Kint’e göre sır perdesinin ardında yatan kişi Keyser Soze’den başka birisi değildir. Filmin sonuna kadar izlediğimiz sahnelerin her biri Verbal’in ağzından dökülen sözlerle ve de adeta Keyser’in ne denli tehlikeli ve korkunç bir adam olduğunun efsanesi etrafında döner. Bir sahnede Verbal onu kısaca şöyle tanımlamaktadır: “Keaton bana bir keresinde Tanrıya inanmıyorum ama ondan korkuyorum demişti. Ben ise Tanrıya inanıyorum ama Keyser Soze’den korkuyorum…”

Bu efsanevi adamın yüzünü filmin hiçbir karesinde görmemize rağmen bu kadar nüfuzlu olmasının sebebi ise hiç kuşkusuz Verbal Kint’in ve dolayısıyla senaryonun işi oluyor. Kint’in anılarını dinleyerek sonunda bizler de dâhil olmak üzere herkes için, Keyser’in adının telaffuz edilmesi bile korku saçmaya yetiyor ve artıyor bile.

Filmin sonunda ise Verbal Kint anlattıkları ile o kadar etkili oluyor ki serbest kalıyor ve film boyunca maruz kaldığınız beyin jimnastiği çözüme ulaşıyor. İşte tam da o anda kelimelerin ne denli güçlü olduğunu kavrıyorsunuz ve filmin sinemasal dilinin ne kadar sağlam olduğunu fark ediyorsunuz.

Yunus Emre Tozal

BK Design