iskender pala 2

Söyleşi: Yunus Emre Tozal

1958 yılında Uşak’ta doğan İskender Pala 1979’da, İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü´nü bitirdi. Prof. Dr. İskender Pala 1983´de doktor, 1993´de doçent, 1998´de ise profesör oldu. Pala, 1997 yılından bu yana İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmaktadır.

Prof. Dr. İskender Pala’nın yayınlanmış önemli eserlerinden bazıları şunlardır: “Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü, Divân Edebiyatında Müstesna Güzeller, Kronolojik Divân Şiiri Antolojisi, Şi´r-i Kadîm, Şiirler, Şairler ve Meclisler, Divan Edebiyatında Âşinâ Güzeller, Kırklar Meclîsi, Bâkî, Necâtî, Yûnus Emre, Âyine, İki Dirhem Bir Çekirdek, Leylâ ile Mecnûn, Dört Güzeller Toprak, Su, Hava, Ateş, İki Dirhem Bir Çekirdek, Bâbil´de Ölüm İstanbul´da Aşk, Kitab-ı Aşk”

Divan şairleri asıl mutluluğu başkalarının mutsuzluk olarak nitelendirdiği “hasret”te buluyorlar. Aşk-hasret bütünleşmesi ilişkisi nasıl bir ilişkidir?

İskender Pala: Ben aşkın hasret ile büyüyebileceğini düşünüyorum. Bunu divan şairlerinin anlattıklarından yola çıkarak özümsedim. Bir divan şairine göre, aslında sevilen, her daim uğruna olunması gerekendir. Aşk, tekildir, şairi; maşuku ilgilendirir, sevgiliyi ilgilendirmeyebilir. Bir sultan ve kulları gibi… Hangisi sultana daha fazla fedakârlık yapıp kulluk yapacak? Hangisi sultan uğruna her şeyi göze alabilecek? Allah ile kul arasındaki ilişki gibi… Hangimiz daha fazla sevgiliye doğru yürüyeceğiz? Hakiki sevgili uğrunda hangimiz ne kadar fedakârlık yapabiliyoruz? Divan şiirindeki sevgili de tıpkı bunun gibi, âşıklarını kendisinin birer kulu, aşığı kabul eder ve o âşık kabul ettiği için de “Ben onun kulu olmaya layık mıyım?” sorusunu hiç durmadan kendisine sorar. Çünkü birine kul olmak, onu sahiplenmek demektir aynı zamanda. Birine kul olmak, ona ait olmak demektir. Sevgili âşıklarına hasret, ayrılık, firkat, hicran yollarını gösterir. Aşığının bir gömlek daha ilerleyebilmesi, bir kalite daha aşk işinde yükselebilmesi için ona ıstıraplar, ona ayrılıklar, hicranlar gösterir ki, o âşık biraz daha kemale ersin; “insan-ı kâmil” olsun. Çünkü sevgiliye kul olmak, aşığın en büyük hedefidir. Bakın ben size bir hikâye anlatayım: Vaktin birinde kırkında ellisinde bir adam, bir genç kıza âşık olmuş. Kız nereye giderse onun arkasından koşar, kız çarşı pazar dolaşırsa gizlenir onu takip edermiş. Bir gün kız anlamış ve demiş ki: “Peşimde niye dolanıp duruyorsun, bana ne verebilirsin, neyin var ki… Gençliğin yok, paran pulun malın mülkün yok, şöhretin de yok, benden ne umuyorsun ki peşimde dolanıyorsun?” Adam düşünmüş ve demiş ki “Doğru, sana verecek bir şeyim yok. Ama istiyorsan eğer, bir tek canım var. Onu alabilirsin. Sadece canımı verebilirim. Ama senin istediğin eğer para pul ise, mevki makam ise, dünya kaygısı ise, o zaman benim canımı al, bir köle diye sat, kaç para elde edersen o senin olsun, bari ben sana bunu vermiş olayım” demiş. Kız da ya ibret olsun diye ya da hakikaten paraya tamah ederek “Tamam demiş, madem sen böyle düşünüyorsun, yürü o zaman. Madem öyle diyorsun senden bana bir nimet gelsin” deyip kasabaya götürmüş adamı. Esir pazarında bir müddet bekliyorlar. Yaşlı olduğu için kimse almak istemiyor haliyle. Nihayet birisi gelip “Bu senin kulun mu” diye soruyor kıza. “Benim kulum” dediği an bayılıp düşüyor adam. İşte divan şiirindeki hakiki âşık budur. Değil mi ki o genç kız “benim kulum dedi, “benim” dedi, değil mi ki onu sahiplendi, bir âşık için bundan daha fazla ne istenebilir ki… Sonra adam gözlerini açıyor, pazarlık bitmiş, kız ortadan kaybolmuş, kendisini satın alan kişi var sadece. Kendisini satın alan kişi diyor ki, “Kuran okumayı bilir misin”, adam  “evet” deyince, “yürü o zaman hadi gidiyoruz mezarlığa, mezarlıkta annem, babam yatıyor, vasiyetleri ‘Her sene başımızda yasin okut ve bir köle azat et’ idi, şimdi bir yasin oku, sonra özgürsün. Ben seni azad ediyorum” diyor. Aşkı görüyor musunuz, siz kendinizi köle olmaya razı ederseniz, Allah size azatlığı hemen verir. Aşk bir köleliktir, aşk bir kul olmadır ve siz kul olduğunuz ölçüde özgürleşirsiniz hiç durmadan. Sonrasında adam Kuran okuyor, efendisi diyor ki “Tamam şimdi özgürsün, sen iyi bir adama benziyorsan, istiyorsan benimle gel kasabaya, ben sana sermaye vereyim, iş çevir iş tut, geçinir gidersin. Adam da diyor ki, “Hayır, ama senden bir ricam var, beni sana satan ne tarafa gitti onu bana söyle.” O da “Şu tarafa gitti” deyince adam başlıyor koşmaya. O haliyle… Yetişince genç kıza diyor ki “Hadi götür beni bir kere daha sat.” Bir kere daha “Benim kulum” cümlesini ağzından duyabilmek için… Allah bizim yaptığımız her duayı kabul etmiyor, erteliyor, başka şekliyle veriyor. Verecek, mutlaka verir ama onun yerine dostluk veriyor, sağlık veriyor, iyi niyet veriyor, erteliyor. Neden erteliyor? Kulum bana bir kez daha yaklaşsın, beni bir kez daha ansın. İşte sevgili ile âşık arasındaki ilişki böyledir.

“Size gelen bir mektubu açmak kadar dünyada heyecan verici ne olabilir ki? Sizin adlarınızın yazılı olduğu yüzlerce zarf, Süleymaniye Kütüphanesinin raflarında sizi bekliyor.”

Günümüzde gençler divan şiirini anlamamaktan şikâyet ediyorlar. Şairler için Şeyh Galip, “Onlar ki kelama can verirler.” diyor. 18000 kelimeyle 16. yüzyılda Fuzulî konuşuyor ve biz bugün mesela 1800 kelime ile anlamaya çalışıyoruz. Neler söyleyeceksiniz bu konuda?…

Devamını oku »