1
Kas

Mimaride yeni dönem: LOFT

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori tahlil

“Tabiat, sırlarını bakmasını bilene açıklarmış.”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

KapakTinsel Devinim

Eşyanın üzerindeki metafiziği algılayabilme potansiyelini estetik olarak ifade edersek, estetiğin alanını da nesnelerin uğradığı değişimlere bağlı bir gelişme içerisinde genelleştirip özgünleşme yöntemlerin belirginleşmesi, parçaların bütüne odaklanması ile oluşacak göstergebilim sahası olarak belirleyebiliriz. Estetiğin özgün olarak belirginleşmesi, mimari yaklaşımda varlığın bütünlüğünü ve kuvvetler hiyerarşisini göz önünde bulundurmanın zaruri oluşunu doğurmakla birlikte, kentsel morfolojiyi ve kâinatı da keşfetmeyi zorunlu kılar.

Estetik, göstergenin işlevidir. Estetik, nasıl ki model kuramıyla sanatın modellendirme özelliğine inebiliyorsa, göstergebilim yoluyla sanatın gösterge özelliğine, iletişim kuramı yoluyla da sanatın iletişimsel özelliğine inebilir. Dolayısıyla estetiğin hakikatle kuracağı ilişki, göstergenin de işlevini ortaya çıkaracaktır. 1900’lü yıllardan günümüze modern bakış açısının ivme kazanması, zihni gelişimin mekân üzerindeki etkisinin arttırırken, insanın iki boyutlu şekilleri birbiriyle ilişkilendirilerek üç boyutlu nesneler oluşturup tabiatı daha iyi anlamaya; dünyayı daha farklı gözlemleme imkânı bulmaya başlandı. Modernite ve modern ötesi post-modern dönem, metafizik imgelerde bulunan ipuçlarının mekânın gelişiminde kullanılmaya başlanmasıyla daha farklı bir döneme evrildi. “Loft” kavramı tam da bu sırada; iki dünya savaşının ardından binlerce evsiz insanın mekânla olan ilişkilerinin incelendiği bir dönemde, 1970’lerin fonksiyonunu yitirmiş imalathanelerin, fabrikaların, depoların ya da kısacası atıl kalmış sanayi ya da üretim yapılarının ne olarak kullanılacağı sorunsalıyla birlikte ortaya çıktı. İlk örneklerini Amerika da görmemiz de bundan; dünyaya özgürlük getireceği vaadiyle binlerce insanı evsiz bırakan bir coğrafyadan…

Modernizmden Postmodernizme Geçiş

1970’lerde fark edilen ve Amerika’daki loft binaların zaman içinde yeniden farklı donanımlarla kullanılmaya başlanarak, bir yanda evsiz insanların durumunun analiz edilmesi diğer yanda bu binaların işlevsel olarak nasıl kullanılması gerektiği üzerine tartışmalar sonucu, loft binaların farklı ölçeklerde konut olarak kullanılması gündeme gelmeye başladı. Farklı meslek gruplarından insanların, sanatçılar, sanatçı gruplarının, atölye-ev, işyeri-ev olarak kullanmak amacıyla bu tür binaları alması, tasarımcıların da bu tür mekânlara farklı bir potansiyel olarak yaklaşmasını ve ortaya özel örneklerin çıkmasını sağladı ve bu aynı zamanda, mimarlık ve sanat dünyasında mekân tasarımını da etkileyen bir çıkış oldu. YEM Yayın tarafından yayımlanan ve Yrd. Doç. Dr. Ece Ceylan Baba tarafından yazılan ‘Loft’, loft mimarinin hem dünyadaki gelişimini hem ülkemizdeki örneklerini incelerken, mimari kavramların ülkemiz konut sektöründe iletişim, pazarlama, geliştirme odaklı kullanımlarını da tartışmaya açıyor. 1970’lerde evsizlik sorununa çözüm alternatifi olarak başlatılan, bugün tüm dünyaya yayılan bir trend haline gelen Loft, mimariye özgün tasarımlar getirerek, endüstriyel kullanım için inşa edilmiş alanları evcil alanlara dönüştürmek amaçlı aslında yıkıcı bir faaliyet olarak gelişmeye devam etmektedir.

Ece Ceylan Baba’nın yazdığı “LOFT “ kitabının alt başlığı “Modernizmden Postmodernizme Geçiş Sürecinde Loft Mimarisi ve İstanbul’daki Yansımaları” şeklinde. Kitabın ilk bölümünde loft hareketini başlatan Amerikalı sanatçıların geniş endüstriyel alanlar, yaşama ve çalışma alanlarını bir arada çözen konseptleriyle mimariye özgün tasarımlar getirdiği üzerinde duran Baba, loft akımının başlamasında en büyük etkenin, bu alanlarda ki kiraların ucuz olması ve hem yaşamak hem de çalışmak için uygun ortamlar olmaları olduğunu belirtir. Her loft mekânının kendine has özellikleri olduğunu söyleyen Baba,  loft’un farklılığının; toplu konutlar gibi her ihtiyaca aynı çözüm yerine, loft’larda ihtiyaca göre mekân tasarlama özelliğinin olmasında yattığını belirtir. Bu yönüyle loft, fabrika ve depo gibi mekânları eve dönüştürmektir. Loft kavramı, Türkiye için ise çok yeni bir kavram olmakla beraber, İstanbul için ihtiyaçtan olmasa bile, bir eğilim olarak son yıllarda arttığı söylenebilir.

Ece Ceylan Baba, İstanbul’da loft arzının düşük olduğunu belirtir ve bu durumun en temel nedeninin, Sanayi Devrimi sonrasında ve Fordist Devrim öncesinde inşa edilen, tarihin belli bir dönemiyle sınırlandırılmış zamanda üretilen binaların günümüze kalamayışlarından ötürü olduğunu söyler. Bu sebebin hem İstanbul’da çok az sayıda eski sanayi binası üretilmiş olmasının, hem de üretilen binaların bakımsızlık, bilinçsiz yıkım gibi çeşitli nedenlerden ötürü günümüze kalmakta büyük güçlükler çekmiş olduğunu payı olduğunu belirtir.

Yanılsamanın bulunduğu mekândan, estetiğin ve mutluluğun üretildiği düşünsel alana geçebilmek, sanatçılara göre gerçeğin perdesini aralayabilme isteğinden kaynaklanır. Akla ve özgürlüğe kilit vurmanın, başkalaşıma karşı metafizik tutkuyla rekabet edebileceğinin farkında olan mimarlar, sabit duramayan, değişim-dönüşüm hareketine kendini kaptıran bireye, eşyanın yanılsamasına aldanmayarak bakmakla görmek arasındaki farkı idrak ettirebilmenin derdindedirler. Bilincin ve metafizik tutkunun aynasını keşfedenlerse, yanılsamanın perde arkasını aralayabilirler. Sosyal bilimin yetersiz kaldığı yerlerde ve dönemlerde, dönemin eleştiri yazarları, romancılar, mimarlar, sanatçılar ve şairler, toplum nazarında yanılsamayı fark ettirecek durumu anlatıp açıklamaya çalışırlar. Hareket felsefesinin bir gereğidir bu durum, değişim yaşandıkça dönüşümdeki etki topluma anlatılmalıdır; loft, bu yönüyle İstanbul’da farklıdır. Ece Ceylan Baba, İstanbul’daki yapıların loft’un Amerika’daki örnekleri gibi büyük sanayi üretim tesislerinden değil, küçük depo ve sanayi yapılarından türetildiklerini, bu bakımdan İstanbul’daki loftların dünyadaki örneklerinden farklılık gösterdiğini ifade ediyor. Kitabı okuduğunuzda bir bakıma ironik olan bu durumun nedenlerini, bir yandan neden var olamayacağını, bir yandan da nasıl olup da hâlihazırda var olabildiğini, geniş tarihsel ve kavramsal içerikleriyle birlikte analiz edebilirsiniz.

Ece Ceylan Baba, Loft’un niçin ve nasıl ortaya çıktığını, bunun ekonomik, kültürel ve sosyolojik arka planını, bu süreçte rol alan aktörleri ve zaman içerisinde aldığı biçimlerini genişçe ele alıyor. Bu biçimlerden hareketle Loft tipolojisinin temel mimari ölçütlerini ve ortaya çıkan Loft türlerini saptıyor. Ardından, yapının bir meta haline gelmesiyle uğradığı kavramsal dönüşümü, genel bir modernite-postmodernite tartışması eksenine oturtarak irdelemeye ve sonunda İstanbul özeline yoğunlaşarak sonuçlarını somut örneklerle tanımlamaya çalışıyor.

Yunus Emre Tozal

Yeni Şafak Kitap Eki / Eylül 2015