5
Eyl

Yavaş, yavaş, biraz daha yavaş!..

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori haber

Yavaşlığın Edebiyatla Keşfi

JÜLİDE GÜNGÖR / Zaman Gazetesi
31 Ağustos 2013

YavaşlıkAylık kitap tahlili ve eleştiri dergisi Ayraç, ağustos sayısını yavaşlığa ayırdı. Tüm dergiye yayılan ‘Cittaslow: Salyangoza Saklanan Şehirler’ başlıklı dosyada sadece; yavaş yaşamak ne demektir, bir şehir nasıl yavaş şehir olur gibi soruların cevapları yok. Yavaşlığın felsefesi, hızın psikolojisi ve kendini yavaşlığa adamış kitapların tahlilleri var. Hızımızı biraz azaltmak için belki işe yarar…

Ayraç 46Dosya, Milan Kundera’nın “Her şey çok hızlı geliştiğinde kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendisinden bile…” cümlesiyle açılıyor ve yine onun cümleleriyle devam ediyor: “… unutma arzusu bir saplantı haline gelmiştir, bu nedenle, bu arzuyu tatmin etmek için, hız iblisine teslim olmuştur çağımız; kendi anımsamak istemediğini bize anlatmak için hızını artırır; çünkü kendinden bıkmıştır; kendinden tiksinmektedir…”

Yine Kundera’ya göre yavaşlıkla anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Bu yüzden de bir şeyi anımsamak isteyen kimse yürüyüşünü yavaşlatır, buna karşılık, az önce yaşadığı bir olayı unutmaya çalışan insan da elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır. Hayatımız artık nasıl unutmak istediklerimizle doluysa biz koşuyoruz her yere. O yüzden de görmeden geçiyoruz her şeyi. Çünkü yavaşlamak biraz da fark etmek demek. Ve fark ettiklerinden keyif almak… Yavaşlığın keyfini kaçırdık, şimdi yeniden keşfinin telaşındayız.

“RUHLARIMIZ BİZDEN UZAKTA KALDI”

“İnsan fıtratında hız yoktur, insanın fıtratı olup bitenleri anlamaya ayarlıdır.” diyen Prof. Dr. Kemal Sayar’a göre ne yazık ki “Hızlanan insan bir ruh taşıdığını unutuyor.” Sayar’ı sanat bilimci Salime Kaman’ın anlattığı hikâye destekliyor: “Meksika’da İnka Tapınakları’na çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog birkaç yerli rehberle yola çıkar ve upuzun yolu çok kısa sürede yarılar. Ama yerliler yolun bir yerinde kendi aralarında konuştuktan sonra yere oturur ve beklemeye başlar. Ancak saatler sonra yerliler tekrar kalkıp yola devam eder. Arkeologlardan biri neden uzun süre durup beklediklerini yaşlı rehbere sorduğunda şu cevabı alır: “Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden uzakta kaldı. Oturup onların bize yetişmesini bekledik.”

Benzer bir şekilde harita mühendisi Mevlüt Uçpınar’ın aktardığına göre; bir asır öncesinde hac niyetiyle yola çıkacak bir mümin, o dönemin en hızlı seyahat aracını değil, daha yavaş olanını tercih eder. Çünkü gidilen yol, varılmak istenen hedeften daha değersiz değil; aksine ulaşılacak hedefin bizzat kendisidir.

Devamını oku »