7
Haz

Waldo sen neden gemide değildin? Henry sen neden gemidesin?

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori deneme

Ellinin üzerinde ülkeden, yedi yüze yakın insanî yardım gönüllüsü… Ellerinde tertemiz yürekleri, yüreklerinde insanlık dışı muamelelere terk edilen Filistinlilerin çığlıkları…

Toprakları işgal edildiğinden beridir saldırılar, sözde güvenlik önlemleri, ekonomik ambargolar, iç ve dış tehditler arasında yaşayan Filistinliler önce karanlığa gömülmüş, ülkedeki yaşam standardı yoksulluk sınırından açlık sınırına indirilmişti. Ardından Gazze, İsrail’in yarı açık cezaevi haline getirilmiş, en aşağılık davranışlara maruz bırakılmış, insanlık dışı katliamlara sabretmiş, ağlamış, ağlamış. Anaların gözyaşları, bebeklerin sesi gökyüzünü parçalamış.

Kuşlar vurulmuş. Kuş seslerinden mahrum bırakılmış Gazze’li çocuklar, kuş seslerine kavuşmalarını umut ederken silah sesleriyle karşılaşmış, feryat ve silah sesleriyle büyümüş.

Nuh’un Gemisi’ni bekleyen çocuklar

Filistin, Ortadoğu’nun kalbidir. Asya’da bulunan ülkeleri Afrika’dakilerle birleştiren bir köprüdür. 1948’den beridir Ortadoğu coğrafyasında özellikle de Filistin’de akan kanın durdurulması için bir başkaldırının geçekleşmesi, bir manifestonun yazılması elzemdi. Yazılacak olan manifesto şimdiye kadar ki yazılmış manifestoların en üstünde yer almalı, en ulvî duygularla yazılmalı, mürekkebini yeryüzünün can damarlarından almalı, herkese ulaştırılmalı ve tarih boyunca da hep akıllarda kalmalı idi.

Gazze “Nuh’un Gemisi”ni bekliyordu. Dünyanın her tarafından vicdan sahibi insanların “Artık Yeter” demelerini, toplu bir çığlık yükseltmelerini, “bir” olmalarını bekliyordu. Medya bombardımanı yaşanan dünyamızda, vicdan sahibi medyaların birleşeceği ve İsrail’in riyakâr sözlerinin üstüne gideceği bir anın gelmesi, güneşin yeniden doğması, kuşların yeniden ötmesi, anaların feryatlarının dinmesi için yola çıkılmıştı.

Edward Said: Birileri seslerini yükseltmeli

İsrail askerlerinin Tevrat’ta geçen “öldürmeyeceksiniz” emrini neden dinlemedikleri konusunda Karl Marks, “Yahudi Sorunu Üzerine” incelemesinde yıllar önce şöyle bir tespitte bulunmuştu: “Yahudi’nin sırrını dinde aramamamız, tersine dinin sırrını gerçek Yahudi’de aramamız gerekir. Acaba Yahudiliğin dünyasal temelleri nelerdir? Kar fırsatını ele geçirmek pratik zorunluluktur. Acaba Yahudiliğin dünyadaki ibadeti nedir? O da kârdır. Tanrıları kimdir? Bu da maldır.”

Tanrıları “mal” olan vicdansız bir grup asker yüzünden, merhamet ve şefkatsiz, sevgisiz ve aşksız bir grup insan(!) yüzünden, tüm dünya ağlamak zorunda mıydı?

Bir uyanış gerekiyordu. Yaşadığı dünyanın tüm sorunları karşısında kendini sorumlu gören bir eylem adamı olan Edward Said’in çığlığı gibi bir çığlıkla uyanış…  Siyonizme taş atarak şöyle diyordu Edward Said: “Bu taşla yirmi iki yıllık işgalden sonra topraklarımızdan çekilen bir orduya “yürrüüü, bir daha da sakın buralarda görünme” dedik. Sağlıklı bir anarşi, zafer sarhoşluğu var. Ben ve Babel Fatma’daki diğer insanlar, hayatımızda ilk kez kazandık…” Sözlerine şöyle devam ediyordu Said: “İsrail politikaları bölge için tam bir felaket getirdi. Güçlerini her artırdığında veya Filistinlilere verdiği felaket bir yana etrafındaki yıkıntıyı her genişlettiğinde kendisine karşı duyulan nefret de arttı. Dünya İsrail’i kınamamakta. Bu çirkin eylemlerin kendilerini temsil etmediğini hissedenlerin, durdurulması yönünde istekte bulunma zamanı gelmedi mi artık?”

Hakan Albayrak’ın deyimiyle, bedeli çok ağır da olsa birilerinin bir çığlık atması gerekiyordu, o çığlık çok ağır da olsa atıldı. Filistin’e gitmek için içinde kadınların, çocukların, yaşlı insanların da bulunduğu İnsani Yardım Gemisi’ne 31 Mayıs 2010 tarihinde ateş açıldı. Yüreklerinin ve yardım malzemelerinin haricinde hiçbir şey taşımayan insanlara, dünyanın gözü önünde, uluslararası sularda helikopterler, hücumbotlar ve ağır silahlarla saldırıldı.

Vicdan ayaklanması

İnsanlıktan nasibini alamayan Siyonistler, silahsız insanların üzerine bomba attı, ateş açtı, öldürdü. Barışın kapılarını tüm dünyaya kapatan İsrail, 546 yolcu ve 29 mürettebattan oluşan; bir yaşındaki çocuğun, seksen yaşındaki amcanın, ömrünün baharında gençlerin, her şeyini geride bırakıp da yola çıkmış bir kadının, mütebessim çocukların, dünyanın merhametsizlikten kuruyacağı korkusuyla ‘o gemiye binip’ yola çıkan ellerinden yüreklerini taşıyan insanların gemisini vurdu.

İsrail yalnızca uluslar arası hukuk kurallarını ve savaş etiğini değil; aynı zamanda dünya vicdanının sorumluluğunu kalbinde taşıyan bir grup vicdan sahibi insanı görmezden geldi. TV Net muhabiri Sümeyye Ertekin’in de anlattıkları, manifestonun yazılmaya başlandığı tarihi bir anın başlangıcını işaret ediyordu:

“Gemimizde sabah ezanı okunmaya başlanmıştı. Okunduğu anda etrafımızda hücumbotlar birikti. 10’a yakın helikopter, 30’un üzerinde hücumbot, 4 tane fırkateyn, 2 tane denizaltıyla etrafımızı çevirdiler.Hücumbotlarla gemiye giremeyince, helikopterle ateş ederek indirme yaptılar. Ses bombası ve gaz bombası attılar. Daha sonra hepimizi güverteye çıkarmaya başladılar. Hem fiziksel hem psikolojik işkence yaptılar. Bana “İsrail’i seveceksin, Filistinlilerden nefret edeceksin” tamam mı diye üzerime geldiler…”

Bosna savaşında direnişe de katılan Hakan Albayrak, yaptığı ilk açıklamada yaşadıkları üç günü şöyle özetlemişti: “Uluslararası sularda, Gazze’ye 73 mil mesafede, sivil bir gemi, yüzlerce İsrail askerinin saldırısına uğradı. Sabah namazı vakti, millet sabah namazı kılarken, botlarla, savaş gemileriyle, helikopterlerle, sis bombalarıyla, ses bombalarıyla, önce plastik mermiler, sonra gerçek mermiler… Böyle bir şey bekliyor muyduk, İsrail’den her şeyden bekliyorduk ama uluslararası sularda buna cüret edebileceklerini sanmıyorduk. Canlı kalkan olmaya hazırdık. Gazze’ye yardım gönderen insanların emanetine sahip çıkmak için, üzerimize düşeni yapmaya kararlıydık. Uzun bir hikâye bu, ellerinden geleni yaptılar bizi sindirmek için. Ama yılmayacağız, Gazze’ye özgürlük kampanyamız devam edecek. Gazze’den Peru’ya kadar dünyanın dört bir yanında Gazze’ye bu vicdan ayaklanmasına destek veren, herkesle birlikte İsrail’i bu konuda dize getireceğiz. Bu eylemden önceki dünya ile bu eylemden sonraki dünya artık aynı dünya değil.”

Waldolarımız yanımızda mı?

“Dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır. Doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. Savaş bitmiştir” cümleleriyle başlayan İsmet Özel’in “Waldo Sen Neden Burada Değilsin” kitabı, Waldolarımızın yanımızda olmasıyla “güç birliği” içerisinde olabileceğimizi ifade eder. Waldolarımız yanımızdaysa, aydınlar fonksiyonunu yerine getirmiş, toplum marifete ermiş demektir. O halde herkes çevresindekilere, arkadaşlarına, dostlarına kısacası ‘Waldo’larına bu soruyu sormalıdır.

Filistin için, Gazze için, İnsani Yardım Gemisi için, insanlık için, kuşlar için söyleyecek bir sözümüz, yapacağımız bir eylem, yazacağımız bir yazı, haykırabileceğimiz şarkılarımız olmalı. ‘Waldo’larımızla birlikte Mavi Marmara şiirimizi yüksek sesle okumalıyız kâinata. Her daim Gazze’yi hatırla(t)malı, umudun düşmanı vicdansız İsrail askerlerine karşı “yüreği sevgi şefkat ve merhamet dolu iyi insan”ı her zaman göstermeli, pişmanlıklarıyla azap çekmelerine vesile olmalıyız.

Hangi görüşten, inanıştan, kültürden, kimlikten olursa olsun; gemide bulunan insanların yaşama ve Gazze’ye yardım götürme hakkının tüm ideolojilerden üstün tutmalı, tankla, topla, tüfekle, sürdürülen vahşete karşı elimizdeki tüm sanatsal araçlarla da mücadele edebilmeliyiz. Entelektüel, siyasi, ekonomik, duygusal ve psikolojik olarak her cephede çabalamalı, gerektiğinde Rachel Corrie gibi buldozerlerin önünde dikilmeli gerektiğinde Edward Said gibi ufacık çocukları öldürmekten zevk alan İsrail askerleri taşlamalıyız.

Bu saatten sonra, Filistin davası bir grubun, cemaatin, topluluğun değil dünyanın ayaklarına batırılmış bir diken olduğunu asla unutmamalıyız. Bu dikeni çıkarmak, vicdanı olan her insanın görevi, her insanın sorumluluğundadır. Mutlaka herkesin yapabileceği “bir şey” vardır. “Bir şey her şey için, her şey bir şey içindir” diyen Goethe gibi o “şey” için çabalamalı, yapılanlara “şahit” olmalıyız.

Gazze’de dirilmek

Bugün Nuh’un Gemisi’nden, İnsani Yardım Gemisi’ne bir yol haritasının çıktığına aşikârız. Yeryüzünün ancak hakikati gören gözlerle aydınlığa çıkacağının bilinci ve şuuru içindeyiz. 1995 yılında Sırpların soykırımıyla, Saraybosna katliamında Avrupa’nın suskun kalmasına içerleyen Fransız entelektüel Bernard Henry Lévi’nin “Avrupa Saraybosna’da öldü” dediği gibi, bizler de Gazze’ye duyarsız kalarak Gazze’de ölmeyelim. Gazze’de dirilmenin umutlarını taşıyalım, tohumlarını ekelim ‘Waldo’larımızın yüreklerine…

Gazze’ye yalnızca merhamet taşıyanların merhametsizce vurulmasına mahşer gününde şahitlik edeceğimize ant içelim.

Haydi Waldo, gel yanımıza, yerin yüreğimizdedir.

Gün, birleşme vaktidir.

http://www.milligazete.com.tr/makale/waldo-sen-neden-gemide-degildin-henry-sen-neden-gemidesin-165953.htm

Yunus Emre Tozal

7 Haziran 2010, Milli Gazete

07 Haziran 2010, 11:02 tarihinde deneme kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


5 comments so far

Asya~
 1 

çok duygulu bir yazı yüreğinize sağlık.
Gazze’de ölmemek duasıyla…

07 Haziran 10 Saat 17:03
Günay Güner
 2 

Sayın Tozal, bilincinize sağlık. Olaylar hiç de ülkülerdeki (ideallerdeki) saflıkta gelişmiyor. İnsanlık vicdanı adına hareket edenler hiçbir gücün, planın dahilinde olmamalıdırlar. Ayrıntılı jeopolitik tasarılar saflık adına bir şey bırakmayabiliyor. Ayrıca Waldo’lar, her zaman Waldo mudur? Sorunuz doğru, gemiye binmekten cayanlar Waldo ya da saf olabilir mi? Güneydoğu’muzu 49 yıllığına İsrail’e vermeye çalışanlar, paranın Yahudi’si, Siyonisti olu mu? diyenler Waldo olabilir mi? 1 Mart Tezkeresiyle ABD yanında 1,5 milyon Müslüman öldürmek için canla başla çalışanlar Waldo mudur? Kukla oyununda aynı oynatıcının ellerinde olmak önemli bir özelliktir, belirleyicidir. Kuklacıya bakmadan anlamak olanaksızdır. İsrail’in her zaman yanında olan kukla sahibinin Gazze’ye sahip çıkar görünenlerin de hemen yanıbaşında olması anlamlı değil midir? Dedim ya camcaza değil, kuklacıya bakmalı. Ayrıca bir not: Anadolu’daki Gazze’ler: Kanlı Pazar kıyımı (tertipçisi Mehmet Şevket Eygi ve diğerleri), Kahramanmaraş, kıyımı, Çorum kıyımı, Sivas kıyımı, Gazi kıyımı… Vicdan ne mi yapıyor? Sürekli üç maymunu oynuyor. Saygılar

08 Haziran 10 Saat 11:22
Yunus Emre
 3 

Merhaba Günay Bey,

“İnsanlık vicdanı adına hareket edenler hiçbir gücün, planın dahilinde olmamalıdırlar. ” cümleniz özellikle dikkatimi çekti.
Elbette olmamalıdırlar, mazlumsa eğer birileri, kim olursa olsun, ırk, dil, din, cinsiyet vb. ayrımı yapılmadan savunulmalı, destek çıkılmalı.
“Waldo”larımızın kim oldukları tespitleriniz de önemli, hatta yazının da anafikri…
Kukla kim, kuklacılar kim, toprakları satarak ipin üzerinde cambazlık yapanlar kim gibi soruların cevapları, maalesef hâlâ aydınlatılamadı. Aydınlatılamayan olayların meydana geldiği bir ülkede yaşıyoruz.
Vakti zamanında “Susurluk ne ilktir, ne de son olacaktır… Bu ülkede suistimaller olmuştur ve olmaya devam edecektir. Bu ülkede sorun sistemdir. Sistemi tartışamayanlar susurluğu tartışmakla aslında sistemi tartışmayı gözardı etmek istiyorlar. Yani “suçu” örtüyorlar. Sistemi niye tartışmıyorlar?… Çünkü sistemden beslenenler sistemi tartışamazlar. Çünkü onlar, velinimetlerini tartışmazlar. Onların sisteme bedel, diyet borcu vardır.” diyerek açıklama yapan aydınlarımız haklı çıktılar.
Waldolarımızı iyi belirlemeli, üç maymunu oynayanları iyi ayırt etmeli…

Hürmetler

08 Haziran 10 Saat 21:33
buşra
 4 

Hocam ‘Henry sen neden gemidesin?Waldo sen neden gemide değilsin?’ sıralaması daha manidar değil mi,!? yoksa basiret bağlanışıma denk geldi de daha manidar olan bu hali anlamadım mı ki,!?

12 Haziran 10 Saat 22:13
Yunus Emre
 5 

Merhaba,
Tersten bir bakış açısıyla bakıldığından, başlık bilerek bu şekilde konuldu.

12 Haziran 10 Saat 22:31

Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz

*