21
Ara

Çamurdan Kuş Yapıp Üfleyen Entelektüel

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori deneme

5289py2

her eylemin atası düşüncedir.
ralph wolda emerson

entelektüel, ince eleyip sık yoğurduğu çamurdan toplumbilimsel düşün yeteneği kazanmış kuşlar yapar ve yaptığı kuşları toplumun çeşitli katmanlarından üfler. kuşlar kimi yerlerde büyük bir ilgi görür, beslenir, hatta çoğalır; çoğaltılır. öyle ki birkaç kuştan zamanla kuş sürüsü ortaya çıkar. hakikati arayan her insan, toplumbilimsel düşün yeteneği kazanmış kuşun yanına gelerek, kuşla beraber ruhun dirilişini gerçekleştirerek beslenir ve zamanla toplumbilimsel düşün yeteneği kazanır. kuşlar çoğaldıkça düşünceler çoğalır; düşünceler çoğaldıkça varlığın özüne, kâinatın sırrına ulaşılır. kendini bilme sürecine varılır ve hikmet idrak edilir.

kimi yerlerdeyse toplumbilimsel düşün yeteneği kazanmış kuşlar yadırganır, acımasızca eleştirilir, hatta katledilir. ileriyi görme yetenekleri olmayan bir kısım insanlar entelektüelin araştırmalarına, analiz ve gözlemlerine amprik gözlemlerle bakmaya çalışırlar. dolayısıyla bu inceleme ve gözlemlerin deneysel sonuçlara cevap verebilme umudu ve beklentisi içindedirler. descartes’in “düşünüyorum o halde varım” sözünde düşüncenin varlığına dikkat çekilirken, entelektüelin toplumbilimsel düşün yeteneği kazanmış kuşları; düşünsel öğelerin her biri varlık âleminde, ontolojik zeminde ruhun özgürleştirildiği dirilişe indirgenebilir. her kuş düşünsel bir öğeyi temsil ederek, ruhun dirilişini gerçekleştirdiği her insana yepyeni bir dünyanın kapısını aralar. c.zarifoğlu’nun “sergimize kuşlar gelir, uzanır” dediği sergide hakikate, aşkın olana, öze çağırarak, çamurdan yapılan bedene ruh üflenilmesiyle entelektüelin çağrısı; hicretin inkılâbı gerçekleşmeye başlar: “ve sen kuş olur gidersin.”

düşünsel öğelere c.w.mills ‘haklılaştırma’, durkheim ‘kolektif simgeler’, rousseau ‘genel irade’, laswell ise ‘kamusal hissiyat’ tabirlerini kullanır. entelektüel, küçük çerçeveli ortamlar içerisindeki ayrıntılarla çözüm yolu gösterme sancısıyla tutuştuğundan, bu tabirlerin özünde bulunan tecrübe edilmemiş duyarlılık ve gelişkinlikle, insanın karşı karşıya kaldığı anlardaki huzursuzluklarını, ölgünlüğü ve bunların yol açtığı dizginlenmesi güç yıkılmışlığı dengede tutandır. sükûtunu ve haykırışını dengede tutarak yolları aydınlatır, doğru feneri ufka, tutulması gereken yere tutarak dirilişi gerçekleştirir. benda’ya göre entelektüel, “özünde pratik amaçlar gütmeyen faaliyetler yürüten, bir sanat ya da bir bilimle ya da metafizik spekülasyonla ilgilenmekten, özetle manevi amaçlara sahip olmaktan keyif alan, yani bir bakıma şöyle diyen kişidir: ‘benim krallığım bu dünyanın krallığı değil.’

e.said, şüphesiz bu tanımdan entelektüellerin dünyadan tamamen elini eteğini çekip fildişi kulesine kapanmış, kendini son derece özel, çapraşık, hatta belki de karanlık denecek ölçüde esrarlı meselelere adamış düşünürler olduğu anlayışını savunmadığını belirterek, entelektüellerin ne zaman kendileri olduklarıyla ilgili şöyle der: “gerçek entelektüeller en çok, metafizik tutkunun, çıkar gözetmeyen adalet ve hakikat ilkelerinin etkisiyle yozlaşmayı mahkûm ettikleri, zayıfları savundukları, kusurlu ya da baskıcı otoriteye meydan okudukları zaman kendileri olurlar.” entelektüelin kazığa bağlanıp yakılma, sürgüne gönderilme, çarmıha gerilme riskine girmek durumunda olduğu, dünyevi kaygıları olmayan simsegel şahsiyetler olduğundan sayılarının az olduğunu, gelişimlerinin rutinlere bağlı olmadığını söyleyebiliriz.

entelektüel, karşısındaki itirazlara aldırmadan, itirazlara etkilenip de içinde bulunduğu durumu değiştirmeden ve değişmeden, üslubundaki ahengi toplumun anlayacağı merhaleye çekip çekmemekle zaman kaybetmeden, düşüncelerini çekinmeksizin ifade eder. bir kısım topluluklara göre ‘entelektüel’ kavramı yanlış anlaşılmış, sartre’nin ifadesiyle dreyfus olayı sırasında özellikle halkın ağzında ‘üstüne vazife olmayan gibi gözüken işlere burnunu sokan’ imajıyla görülmüştür. yöntembilimsel çekingenlik ve kısıtlanmada karşılaşılan sıkıntıları bulunmayan entelektüel, eleştirilere her zaman açıktır. söylediklerinin er ya da geç anlaşılacağını bilir, şöyle ki; anlaşılsın ya da anlaşılmasın, entelektüel görevini ifa etmekle vicdanının sesine uyduğunu düşünerek sözlerinin bir gün karşılık bulacağının bilincindedir. hakikati söyleme ve söyletme çabasında üslubundan vazgeçmeden, herhangi bir tartışma ortamında söylediklerini değersizleştirecek davranışlarda bulunmaksızın kendince doğru olanı söyler. c.w.mills’in deyimiyle toplumbilimsel düşün yeteneği kazandığından dolayı geniş bir anlayışa, doğru bir değerlendirmeye ve işin özünü yakalama bilincine sahiptir. e.said entelektüelin baskılar karşısında bağımsızlığını koruma arayışına girmesini, sürgün ve marjinal olarak tanımlar ve entelektüeli dirilişi gerçekleştirerek iktidara karşı hakikati söylemeye çalışan bir dilin müellifi olarak niteler.

j.baudrillard’ın da ifade ettiği kusursuzca işlenen cinayetle, başkaldırı; entelektüelin çamurdan yapıp ruhuna üflediği toplumbilimsel düşün yeteneği kazanmış kuşların haykırışıyla başlatılır. e.said entelektüelin başkaldırısının ve sesinin ne zaman yankı bulacağını şöyle ifade eder: “evet, yalnız başına konuşur entelektüel, ama ancak kendisini bir hareketin gerçekliğiyle, bir halkın özlemleriyle, müşterek bir idealin peşinde hep beraber koşanlarla birleştiğinde yankı bulur sesi.”

Kaynakça

entelektüel: sürgün marjinal yabancı, edward w. said / aydınların ihaneti, julien benda / toplumbilimsel düşün, c. w. Mills / kusursuz cinayet, jean baudrillard / aydınlar üzerine, jean paul Sartre / sosyoloji, anthony giddens / bütün şiirleri, cahit zarifoğlu

Yunus Emre Tozal

Otuzuncuharf 4