
Dün nasıl görüyorduk, bugün nasıl?
Ayraç’ı çıkarmaya başladığımızdan bu yana, felsefe ve edebiyatta çok sayıda sorgulama yapma imkânı bulduk elbette. Son iki sayıdır, kitaplardan uzaklardaydık. İnternet dosyamızı hazırladıktan kısa süre sonra Wikileaks’in bütün dünyayı etkileyen bir hamleyle, gizli belgeleri ifşa etmesi, bir bakıma o sayıyı yeniden okumaya çağırabilir insanları. İstanbul dosyamızda, şehre farklı bir noktadan bakmaya çalıştık. Öyle ki, kavramlarla oluşturduğumuz bir İstanbul tahayyülünün içinde gezinmekti maksadımız. “Ayraç Kitap Eleştiri ve Tahlil Dergisi” isminin içine, kitaptan fazla bir şeyler de katmak gerekiyordu bizce. Cemil Meriç’in “fikir işçiliği” dediği şeye yaklaşmayı hedefliyoruz bir bakıma. Bu sayıda, varoluş macerasına indik tekrardan. Fikir işçiliği, biraz da kavramlarla düşünmeyi, kuramsal bir eleştiri yeteneği geliştirmeyi gerektiriyor haliyle. Bu bakımdan, bu sayıda okuyacağınız dosya yazıları, sahne ışıklarının özellikle son birkaç asırdır üzerinde durduğu Batı’nın insan-merkezli bakışını, görmenin aşamalarını ve görünenin mücadelesini irdeliyor. Tekrardan kitaba ve kitabî olana döndük sanıyorum. Ancak varoluş mücadelesinin içinde, her şeyin bir katman, bir fenomen olduğunu da söylemek gerekir…
Ayraç 14’ün Dosya Konusu: “Görünmek ya da Görünmemek”
Görmek, aynı zamanda bir dil oluşturmak anlamına geliyor. Varlığın, görünenler üzerinden işletilmeye başladığı, Heidegger’in “bir dünya tasviri” olarak baktığı modernite çağında, görsel üzerine kurulan dil ve o dili okumak/görmek meselesini ele alıyoruz. Modernitenin yıktığı ve yeniden ürettiği dünyada, yeni bir dil ihtiyacının her zamankinden fazla olduğunu görmek, çok da zor değil. Bu ihtiyacın nerelerden doğduğunu görmek için, görebildiğimiz/okuyabildiğimiz kaynaklarla sizleri de buluşturmaya gayret ediyoruz. Bu bağlamda Abdullah Yavuz Altun’un “Basit ve karmaşık bir soru: Modernite’den kopuş mümkün mü?” başlıklı yazısı, Yunus Emre Tozal’ın John Berger’in temalarını kullanarak yazdığı “İnsan Gözünün Gördüğü En Çıplak Gerçek Nedir?” tahlili ve Enver Gülşen’in “İpleri Kesmek: Modern Dönüşüme Bir Bakış Denemesi” isimli yazısı, bu sayının dosya konusunu oluşturuyor.
Ekşi Sözlük’ün kurucusu Sedat Kapanoğlu (ssg) ile Röportaj!
Ekşi Sözlük’ün kurucusu Sedat Kapanoğlu (ssg) ile yaptığımız röportajla da interneti ve sözlüğün arka planında nelerin olup bittiği konuşuldu. Ülkemizde sözlüklerin gittikçe yaygınlaşmaya başladığı bir zaman diliminde, ilk kurulan sözlük olan Ekşi Sözlük’ün mutfağında dünden bugüne nelerin konuşulduğunu, nelerin planlandığını, okur-yazarlara nasıl bir ortam hazırlandığını okuyacaksınız.
Başka Neler var?
Ahmet Ziya Kahraman’ın “Son Kuşlar’da Çocuk” başlıklı tahlili, İslam Can’ın “Dilthey Felsefesi’nde Hermeneutik” incelemesi ile Selçuk Atay’ın Reşit Güngör Kalkan tarafından yazılan “Ben İsmet Özel Şair…”i ve İbrahim Tüzer’in hazırladığı “İsmet Özel Şiire Damıtılmış Hayat” kitaplarını karşılaştırdığı yazısı bu sayının dikkat çeken eleştirilerinden. Özellikle Atay’ın incelemesi, Reşit Güngör Kalkan’ın kitabı hakkında bazı ipuçları sunuyor ve İsmet Özel biyografilerini ele alıyor. Ali Utku, yazarımız Ahmet Sarı’nın yeni çıkan şiir kitabını tahlil ederken, Sema Karaca Küre Yayınları’nın “Yönetmen Sineması” başlığı altında çıkan Semih Kaplanoğlu ve Ahmet Uluçay kitaplarını inceliyor. Sefa Şengül Haldun Hürel’in “İstanbul’un Ansiklopedik Öyküsü” kitabını, Kevser Akın Sadık Yalsızuçanlar’ın “Anka” isimli kitabını değerlendiriyor. Nurullah Turan Abdurrrahman Arslan’ın “Sabre Davet Eden Hakikat” isimli kitabını incelerken, Mustafa Özçelik Mehmet Akif’in vefat yıldönümüne dair Akif çalışmalarını değerlendiriyor.
“Kapanmış Dergiler Antolojisi”, “Kitabın Hikâyesi” ve “Çocuk Kitaplığı”
“Kitabın Hikâyesi” başlığıyla açtığımız bölümümüzün ilk konuğu Ravza Kızıltuğ. Üç Çiçek dergisini inceleyen Selçuk Küpçük, bu sayıyla birlikte “Kapanmış Dergiler Antolojisi”ne kaldığı yerden devam edecek. Ayhan Demir’in “Kuşatılmış Kent Yanya” isimli uzun yazısını ve İhsan Tevfik’in “Arka Bahçemiz Üsküp” başlıklı yazılarını tarih ve balkan edebiyatını sevenlerin okumalarını özellikle tavsiye ederiz. Bu sayıyla birlikte “Çocuk Kitaplığı” bölümü açıyoruz. Betül Yasemin Erol çocuk edebiyatından ve çocuk kitaplarından yazılarla karşınızda olacak. Ayrıca önümüzdeki sayılarda aramıza Çocuk Edebiyatı alanında yetkin çalışmalarıyla tanınan ve bu alanda ders veren önemli bir isim de katılacak. Funda Edeş de İstanbul’daki Kültür-Sanat etkinlikleri hakkında izlenimlerini yazdı.
Bir sonraki sayımızda görüşmek dileklerimizle,
İyi okumalar dileriz…
AYRAÇ



Yorum Yapın