Bilim Sanat Vakfı ve İstanbul Şehir Üni.’den İshak Arslan:
Bugün muhafazakâr kesimin temsil ettiği gücün ve hayatın sembolü ise tarihi silueti yok eden Zeytinburnu kuleleridir…

Söyleşi: Yunus Emre Tozal
Dr. İshak Arslan Çağdaş Doğa Düşüncesi adlı kitabında, bilim, felsefe ve dinin yüzyıllar boyunca sürdürdüğü karmaşık ve çok yönlü ilişkiye bugünün penceresinden bakmaya çalışıyor. Uzun süredir doğa ve bilim felsefesi alanlarında araştırmalarını sürdüren İshak Arslan, 20. yüzyılda yolları “doğa” kavramında kesişen bilim, felsefe ve dinin iç içe geçen çok yönlü ilişkilerine ışık tutmayı, çağdaş doğa düşüncesinin içerimlerini ve yol açtığı genel sonuçları incelemeyi amaçlıyor. Çağdaş Doğa Düşüncesi, bu alanda önemli bir boşluğu doldurmaya aday görünüyor. Kendisiyle yeni yayınlanan kitabından hareketle doğa felsefesinin oluşumu, tarihsel gelişimi, doğa ile şehir ilişkisi ve insanın doğaya bakışı üzerine söyleşi yaptık.
Öncelikle çağdaş doğa düşüncesi nedir, nasıl doğmuştur ve gelişmiştir? Doğa felsefesi deyince ne anlamak gerekir?
İshak Arslan: Doğa felsefesi en dar anlamıyla fizik, en geniş anlamda doğa zemininde yürütülen bir düşünce faaliyetidir. Bu anlamda felsefeyle yaşıt, hatta onun öncüsü de sayılabilir. Bu yakın ilişki dolayısıyla kadim Yunan düşünürleri doğa filozofları olarak isimlendirilmiş, 17. yüzyıla kadar bu gün bilim olarak tarif ettiğimiz çaba ise doğa felsefesi başlığı altında yürütülmüştür. İndirgeyerek özetlemek gerekirse çağdaş doğa düşüncesi 20. yüzyılın başlarında özellikle fizikte yaşanan devrimle başlayan, hızla artan bulgu ve bilgilere paralel olarak halen şekillenmeye devam eden, madde, uzay, zaman gibi temel kavramlara, nihayet bir bütün olarak evrene ilişkin özel bir kavrayış biçimidir.

Bu çalışma Mimar ve Mühendisler Grubu’nun hazırladığı “Silüetime Dokunma!” projesinden alınmıştır.
İlk insanların tam anlamıyla doğanın bir parçası oldukları şüphe götürmez bir gerçek. Acıkınca yemek bulup yiyen, tehlikeyle karşılaşınca kaçan, yani yaşamlarını devam ettirme güdüleriyle yaşayan, doğaya etki edemedikleri gibi doğrudan doğanın etkisi altında kalan insanlar… Kutsal kitaplarda da ilk insanların doğa felsefesi bu felsefe üzerine kurulu. Fakat zaman içerisinde insanın doğa ile olan bütünlüğü ortadan kalkmaya başladı. Gele hele günümüzde çığırından çıktı. İnsanın doğadan kopuş sürecini açıklar mısınız?
İshak Arslan: Evrenin başlangıcı, gelişimi ve bugünkü durumuyla ilgili yargılar ve tutumlar esasında bizim farkında olarak veya olmayarak sahip olduğumuz dünya görüşlerimizle yakından ilgili. Şu halde temel aksiyomlarımız da dahil olmak üzere hemen bütün kabul ve kanaatlerimiz değer ve bağlam yüklü. Bu kayıt hatırda tutulmak şartıyla sorunuza birkaç açıdan yaklaşabiliriz. Farklılıklar açısından bakarsanız bırakın kadim toplumları, daha iki yüz yıl öncesiyle bile büyük kopuşlar söz konusu. Batı tecrübesi için 17. yüzyılı, bu gün sonuçlarını hep birlikte yaşadığımız modernliğin küreselleşme serüvenini önemli kırılma noktaları arasında zikredebiliriz. Bu süreçte üretim ve tüketim alışkanlıkları büyük oranda değişti, haberleşme, iletişim, eğitim ve sağlık alanında olağanüstü gelişmeler yaşandı. Bu büyük dönüşüm felsefe-bilimin de dahil olduğu bütün disiplinlere çeşitli oranlarda yansıdı. Modern zamanlarda doğa, bilim ve dinin da dahil olduğu kavramsal çerçeve yeni baştan tanımlandı. Kadim düşüncenin uyum ve ahenk arayışı bilim devrimi sonrasında yerini doğanın sırlarını çözmeye ve ona hükmetme arayışına bıraktı.
