“Bir Avuç Toprak” Belgeselinin Yönetmeni Bingöl Elmas:
“Yiyeceğinizi içeceğinizi kendiniz üretebilmeniz, başkalarının ürettiklerine bağımlı olmadan yaşayabilmeniz çok kıymetli bir şey.”
Söyleşi: Yunus Emre Tozal
Bingöl Elmas. TRT Belgesel’de yayınlanan “Bir Avuç Toprak” isimli belgeselin yönetmeni. Büyük şehirlerdeki yaşamlarını geride bırakıp köylere yerleşmeye ve doğayla yeniden ilişki kurmaya başlayanların hikayelerini çekti 13 bölümde. Belgeselde büyük şehirlere mecburiyetlerini sorgulayıp, ‘başka türlü yaşamak da mümkün’ diyerek toprağa geri dönenler konu ediliyor. Kendi bilgi birikimlerini köylülerin tecrübeleriyle birleştirip gittikleri yerlerde eko yerleşkeler kuran, organik tarımla uğraşanlar, kendi tükettiklerini yine kendileri üretiyorlar. Kendisi ile insanın şehir ile olan ilişkisini, kent bilincini, belgeselindeki hikayeleri ve kentten köye dönenlerin karşılaştıkları sorunları konuştuk.
Yunus Emre: Öncelikle teşekkür ederiz insanların arayışlarına ışık tuttuğunuz için. Kent içerisindeki sıkıntılardan herkes şikayetçi ama kimse de şikayetten ayrılamıyor çünkü ülkemizde bir kuşak değişimi yaşanıyor. Bizler de şehirlerde büyüdük, sürekli endüstriyel ortamlarda beslenme, büyüme, tüketim kavramlarını tanımlamış insanlarız. Ama köyü görmüş, orada yaşamış bir insan tekrar geri dönüp orada yaşayabilir.
Bingöl Elmas: Evet, onlar doğa ihtiyacının nereden kaynaklandığının farkındalar en azından.
Yunus Emre: Şimdi tatil köyleri var mesela. Modern insan tatil köylerinde tatili satın alıyor. Açık büfe, deniz ya da arazi. Ama orada yaşamak, beslenmek, yürümek çok daha farklı bir şey. Modern kentlerde bir anda olağanüstü bir durum olsa, enerji bağımlılığı olan çok katlı binalarda özellikle… Geçen gün 30. katta evine gittiğim arkadaşım ve eşi evde değilken elektrikler kesilmiş. Çocukları okula gitmek için 30 kat aşağıya merdivenle inmek zorunda kalmış, akşam da annesine babasına isyan etmiş. Hadi bu çocuk aşağıya inebildi diyelim, yaşlı yada hasta biri olsa nasıl inecekti aşağıya? Çoğu çok katlı yapıda bir sedyenin bile gireceği asansörler yok. Bu çok dehşet verici bir durum. Çocukların o yüzden bu tarz durumlarda ne yapacaklarını bilecekleri, hayata karşı daha aktif ve hareketli olmaları için izciliği önemsiyorum. Her çocuğun mutlaka izcilik eğitiminden geçmesi lazım. Tören izciliği değil de, kendi kendine kalabilme, tabiatta bulunabilme, sorun çözebilme becerilerini arttırmaya yönelik…
Bingöl Elmas: Evet, aslında yapılan çalışmalar var ama arttırılması lazım.
Yunus Emre: İsterseniz sorularımıza başlayalım. Ardından belgesele geçeceğiz. 19. Yüzyılın başlarıyla birlikte modern kentlerin ve pozitivist değerlerin ortasında yaşayan pek çok düşünür, sanatkar ve ilim adamı kendini dağlara, ormanlara, bozkıra atma ihtiyacını hissetmeye başladılar. Yaşadıkları sürecin ne kadar gayr-ı insani olduğunu dillendirerek, güneşin doğuşunu ve batışını apartmanlardan bir kere olsun yaşayamadıklarını, toprağın kokusunu unuttuklarını söyleyerek, hallerinden yakınmaya başladılar. Modern ve Pozitivist değerlere en ciddi eleştiriler bu insanlardan geldi. Kimisi bir ormanın derinliklerine, kimisi bir dağın başına, kimisi ise çorak toprakların kokusunu hissetmek için bozkırın en ücra köşelerine yerleştiler. Modern yaşamı ahmakça bir hayat olarak nitelediler. İnsan neyi kaybetti ki doğayla bütünleşmesi sürecini hızlandırmaya kalkıştı? Modern dünya, modern kentler insandan neleri alıp götürdü?

Bingöl Elmas: Çok bariz bir şekilde insanın toprakla, gökyüzüyle olan ilişkisini bitirdi. Göğe bakmıyorsunuz bile, mevsimleri hissetmiyorsunuz, mevsim geçişlerini kavrayamıyorsunuz. Devamını oku »
