5
Ara

5 Günde Londra Nasıl Gezilir?

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori deneme

Tarih boyunca tüm dünyayı sömüren ve bu yüzden “üzerine güneş batmayan ülke” olarak adlandırılan İngiltere’nin başkenti Londra, müzeleriyle, parklarıyla, cadde ve sokaklarıyla bugün Avrupa’da tüm dünyadan en çok turistin geldiği, dünyada en hızlı büyüyen turizm şehirleri arasında uzun süredir birinci sırada bulunan bir şehir. Böyle bir şehri gezmek elbette kolay değil. Kalış süresine göre elbette program yapılabilir ama ben Londra’ya en az 5 gün ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Gün gün aşağıdaki rotalara uyabilir, bu rotalara istediğiniz yerleri ekleyerek kendinize özgü bir gezi programı yapabilirsiniz.

Londra1) Vize: İngiltere vizesi dünyanın en pahalı vizelerinden biri. Şu anda kişi başı 121$. Çocuk ya da bebek farketmeksizin bu ücreti internetten online başvuru formunu doldurup ödeyerek ve gerekli belgeleri temin ederek vize randevusu alabilirsiniz. Vize için sitesinden üyelik oluşturup online başvuru formu doldurarak randevu alabilirsiniz. Her başvuran kişi için üyelik oluşturmak şart, eğer aceleniz varsa veya vize başvurusuna geç kaldıysanız, başvurunuzu (küçük bir ödemeyle) ön sıralara çekebiliyorsunuz ama normalde 3-4 gün sonraya randevu alınabiliyor.

İngiliz Elektrik PriziValizinizi Hazırlarken:

Mümkünse yanınıza İngiliz Priz Çevirici ve Şemsiye alın. Çünkü İngiltere’de kullanılan prizler fotoğrafta görüldüğü üzere bize uyumlu değil, orada bazı marketlerde satılıyor dönüştürücüler ama siz buradan temin edebilirseniz daha iyi olur. Hatta mümkünse yanınızda taşınabilir şarj aletleri (powerbank) alırsanız, gezi esnasında rahat edersiniz. Şemsiye de çok önemli, çünkü her an yağmur yağabilen bir özelliğe sahip bir coğrafyası var Londra’nın, yanınızda bulundurmanızda fayda var.

Uçağa Binmeden Önce:

Ulmon_

1) Ulmon: Akıllı telefonunuza Ulmon uygulamasını indirin. Bu uygulama internet olmadan da çalışabiliyor. Londra şehrini indirip liste kısmında telefonumdan aldığım ekran fotoğrafından görüldüğü üzere gideceğiniz yerleri kaydedin. Bütün planlarınızı gün gün buraya kaydedebilirsiniz. Kayıtları renk renk ayırıp nereye nasıl gideceğinizi çok rahat görebilirsiniz. Örneğin 1. gün nerelere gideceğimi kaydediyorum. Show on map kısmına tıkladığımızda haritada nerede olduğunu en ince ayrıntısına kadar görebilirsiniz. İnternet kullanmaksızın telefonunuzun GPS’ini açtığınızda gideceğiniz yeri çok kolay bulabilirsiniz.

2) Flight: Yine akıllı telefonunuza uçuş numaranızı girdiğinizde size her türlü detayı veren, hangi kapıdan bineceğinizi gösteren Flight uygulamasını indirebilirsiniz. Her ne kadar gişelerdeki görevliden çıkartacağınız uçak biletinde giriş kapısı yazacak olsa da eğer uçağa gecikirseniz hangi kapıdan gireceğinizi bilmeniz sizin için büyük avantaj olabilir. Bu uygulamayı gezilerinizi bir ajanda gibi kaydederek kullanabilirsiniz.

3) Londra Metro Haritası: Telefonunuza indirebilirsiniz ya da A3 kağıdına bir çıktısını alabilirsiniz. Burada yüksek çözünürlükte hali mevcut. Bu harita sürekli yanınızda bulunsun. Nereye hangi duraktan aktarma yapacağınıza önceden bakın, hangi yöne giden metroya bineceğiniz önemli. Aynı Paris metro haritası gibi. Her hattın bir ismi var, örneğin lacivert renkte Piccadilly hattı, kırmızı Central ya da gri renkteki Jübilee Line gibi…

İneceğiniz Havalimanı:
Heathrow Havalimanı:
Mümkünse biletinizi bu havaalanına alın. Piccadilly metro hattıyla çok kısa sürede (15-20 dakika) şehrin merkezine ulaşabiliyorsunuz. Oldukça büyük olup dünyanın en yoğun ve en popüler havalimanlarından biridir. THY 2014 yılının Ağustos ayından beri Heathrow’un 2 nolu terminali olan Queen’s Terminal’ı kullanıyor.

 Stansted Havalimanı:  Ucuz uçak firmalarının kullandığı şehrin kuzeyinde bulunan bir havaalanı. Şehre çok uzak, metro ile değil trenle ya da otobüslerle şehre ulaşabilirsiniz. Ayrıca Londra ulaşımında her yerde geçen Oyster Card’ınızı (İstanbul’daki Akbil gibi) teslim edip depozitonuzu (6 pound) geri alabileceğiniz bir yer yok burada. Aklınızda bulunsun.

Gatwick Havalimanı: Mümkünse burayı da kullanmayın, şehir merkezine uzak, trenle 1 saatte Londra’ya ulaşabileceğiniz bir konumda, güneyde kalıyor. Uçakların giriş kapısı son anda belli oluyor, bu açıdan oldukça sıkıntılı.

Border Force Landing CardUçaktayken Birleşik Krallık’a peynir, et, tarım ürünleri vs. götürmediğinizi, nerede kalacağınızı ve yanda da göreceğiniz üzere kimlik bilgilerinizi içeren bir form (Border Force Landing Card) dağıtılıyor. Bu form Londra’daki havaalanında da bulunuyor ancak zaman kaybını önlemek için uçaktayken doldurabilirsiniz. Bu formla birlikte pasaport sırasına giriyorsunuz. Sıra size geldiğinde parmak izinizi alıyorlar ve nerede kalacağınızı, ne zaman döneceğinizi ve dönüş uçak biletinizi vs. görmek istiyorlar.

Oyster Card: Dünyanın ilk metrosu(10 Ocak 1863’te açılmış) olan Londra metrosu, çok eski olmasına rağmen trenleri, koltukları yenilenmiş. Londra metro haritası toplam 9 bölgeden(zone) oluşuyor. Biletleri de bu bölgelere göre alıyorsunuz. Örneğin 1 ve 2. bölgede geçerli bir biletle 3.bölgede yakalanırsanız ceza ödemeniz gerekiyor. Biz gittiğimizde kolaylık olması için havalimanındaki görevlilerin yardımıyla Oyster Card(Türkiye’deki Akbil sistemi olan İstanbul Kart gibi) satın aldık ve karta 7 gün sınırsız ulaşım eklettik. Bunun dışında yine 1 hafta geçerli Travelcard’lardan da alabilirsiniz. Zone’lara ve kullanım sürelerine göre fiyatları değişiyor. Oystercard ve Travelcard’la ilgili bilgilere linkten ulaşabilirsiniz. Oyster kartınızı kullandıktan sonra depozitosunu(6 pound) kartı metro istasyonlarının içerisindeki bilet satılan ofislere iade ederek geri alabilir ya da tekrar Londra’ya gidecekseniz saklayabilirsiniz.

Şimdi gelelim gezi rotalarına: Aşağıdaki fotoğrafa tıklayın. Gün gün yaptığım programın metro duraklarını, yani gezmeye nereden başlayacağınızı görebilir, Ulmon programına kaydedebilirsiniz.

Gezi Rotaları Metro Durakları

1.Gün: Thames Nehri Kıyısı: Sarı renkteki Circle Metrosunun ya da yeşil renkteki District metrosunun Tower Hill durağında inip başlıyoruz geziye.

1-) Londra Kulesi (Tower of London): 1066 yılında I.William döneminde yapılmış ve tarihi boyunca; hapishane, işkence ve idam merkezi, gözlemevi, devlet hazinesi, darphane, cephanelik olmak gibi farklı işlevler görmüş. İçinde kraliyet ailesinin mücevherlerini görebileceğiniz bir kale. Sömürgelerinden edindikleri mücevherleri göstermeye pek meraklılar başka bir ambiyansı yok 🙂 Pazarlama tekniğiyle parayı kıran müessese… Bilet gişelerinde çok kuyruk oluyor. Bilet fiyatı kapıdan alınca 25 pound, internetten alınca 23.10 pound, çok pahalı, girmeye gerek yok.

2) Tower Bridge (Kule Köprüsü): Londra’nın simgelerinden. Zarif kuleleri, muhteşem estetiği ile imzasını atmış Thames nehrinin üzerine… Bir köprünün sadece insanları ya da taşıtları karşıdan karşıya geçirmeye yarayan bir geçit olması yanı sıra bir şehrin sembolü, dokusu, tadı-tuzu, her şeyi olabileceğinin en güzel kanıtlarından biri. İkinci dünya Savaşı’nda alman uçakları tarafından yön bulmak amacıyla kullanıldığı için zarar görmemiş. Üzerinden geçerken Tower Bridge Exhibition isimli müzesine uğrayabilir ve yukarısına çıkıp Glass Floor isimli cam zemin üzerinde yerden baya yüksekte yürüyerek değişik bir tecrübe edinebilirsiniz. Buraya bir dakikalık videosunu koymuşlar, ilginç görünüyor. Müze girişi ve yukarısına çıkmak için yetişkin biletleri 10 pound civarında. Saat 17:00’a kadar ziyaretçi kabul ediliyor.

3) London Bridge (Londra Köprüsü: Tower Bridge ile sürekli karıştırılan, oysa Tower Bridge’den farklı olarak gayet gösterişsiz, hatta özelliksiz, kendi halinde bir Thames nehri köprüsü. Buradan geçeceğimiz için yazdım.

4) Southwark Katedrali: Londra’nın en eski gotik katedrali. Harvard Üniversitesi kurucusu John Harvard’ın burada vaftiz edilmiş.

5) Tate Modern: İçinde J.Beuys ve Picasso’nun da eserlerinin bulunduğu muhteşem bir sanat müzesi, ücretsiz. Dünyanın en pahalı tablosu olan Picasso’nun “Çıplak, yeşil yapraklar ve büst” adlı eseri de yakın zamanlarda burada sergilenmeye başlanmış. Modern sanatın uç örneklerini barındırır. 10.katından şehri şöyle izleyebilirsiniz. En alt katta salıncaklara binerek günün yorgunluğunu üzerinizden atabilirsiniz. Londra’da en beğendiğim müzelerden biri oldu burası.

6) Shakespeare’s Globe: İçerisinde tiyatro ve çeşitli kültürel etkinliklerin yer aldığı bina. Tiyatroya meraklıysanız bilet alıp girebilirsiniz, oyunculukların harika olduğu söyleniyor. Eskiye dair ekipmanlarla yapılan gösteriler epey ilgi görüyor.

7) St. Paul’s Cathedral (Aziz Paul Katedrali) ve Paternoster Meydanı: Avrupa’nın en büyük sallanan çanını bulunduran Londra’nın en tarihî kiliselerinden. Kapısında cennetin kapısı yazıyor, ulusal toplantı ve cenazelere de ev sahipliği yapıyor. Giriş ücretsiz ancak içeride fotoğraf çekimine izin verilmiyor. Üst katına çıkarak şehri izleyebilirsiniz.

8) Londra Müzesi (Museum of London): Londra’nın şehir tarihini öğrenebileceğiniz ücretsiz müzelerden. Şehrin hikâyesi adeta; tarih öncesi Londra’yı, şehrin Romalılar ve Saxonların altında nasıl değiştiğine dair bulgular sunuyor. Ortaçağ Londra’sını ve Londra’nın iç savaş, veba ve yangınlar tarafından nasıl harap edildiğini keşfedebilirsiniz. 18. yüzyılda bir simitçi nasıldı örneğin, şehir tarihi meraklıları için harika bir müze.

1.Gün

Yukarıdaki haritaya tıklayın, gördüğünüz üzere bu rotayı gün boyu başka bir metroya ya da otobüse binmeye gerek kalmadan, ortalama 1 saat yürüyerek tamamlayabilirsiniz.

2.Gün: British Museum’dan London Eye’a: Kırmızı renkteki Central metrosunun Tottenham Courd metro durağında inerek başlıyoruz.

1-) British Museum: Yaklaşık 5,5 dönümlük arazi üzerine kurulmuş ve içinde 4 milyondan fazla tarihi eseri barındıran dünyanın en büyük müzelerinden, buraya en az yarım gün ayırmak gerekiyor. Girişi ücretsiz müzelerden, İznik çinisinden Kütahya Porselenine kadar Anadolu’nun araklanmış yüzlerce tarihi eserini burada görebilirsiniz. Sadece Nemrut Dağı’ndan alınanları dahi bir salonda toplamışlar.

2) Kraliyet Adalet Mahkemesi (The Royal Courts of Justice): Bina 1882 de tamamlanmış Gotik mimari yapıya sahip, girmenize gerek yok ama en azından çevresini gezebilirsiniz.

3) Covent Garden: İrili ufaklı dükkânların bulunduğu, sokak müzisyenlerinin yeteneklerini sergiledikleri, hediyelik eşya satan stantların yer aldığı canlı bir yer. Opera, tiyatro, sergiler gibi çeşitli kültürel etkinlikler de burada yapılıyor, biz oradayken vizyona yeni girecek bir filmin galasına hazırlık yapılıyordu.  Burada ayrıca London Transport Museum (Londra Ulaşım Müzesi)bulunuyor, vaktiniz olursa görün derim, ağırlıklı olarak metro ve otobüslerle yapılmış envaiçeşit hediyelik eşya bulabilirsiniz.

4) Leicester Square: Londra’nın en merkez yerlerinden biri. Film galalarının yapıldığı, Covent Garden gibi dükkânların bulunduğu meydanlardan. Leicester Meydanı’ndaki m&m’s World’e mutlaka uğrayın. İçerisinde kıyafet, oyuncaklar ve tabi ki çeşit çeşit çikolatalar var. En güzeli ise m&m’slerin üzerine kendi adınızı ya da seçeceğiniz şekli bastırabiliyorsunuz. Aynı zamanda m&m’s World’ün karşısında LEGO Store mağazasına da vakit ayırmanızı tavsiye ederim.

5) Piccadilly Circus: Piccadilly çok büyük olmayan bir meydan. Ortasında bir melek heykeli var, etrafında insanlar yerlerde oturuyorlar. Bu civardaki caddelerde mağazalar ve restoranlar olduğundan çok kalabalık oluyor. Soho ve Chinatown(Çin Mahallesi) birbirine çok yakın yerler. Haritayla kolaylıkla yürüyerek gezebilirsiniz.

6) London Eye: Thames nehrinin kenarında bulunan dünyanın en büyük dönme dolabı. Paris’teki dönme dolaptan esinlenilerek yapılan London Eye’da 32 adet 14 kişilik kabin var, bir tur 40 dakikada tamamlanıyor. En yüksek noktası 135 metre. Binmek için cezbedici, ama biz hemen yakınlarında birkaç kulenin seyir terasında Londra’yı izlediğimiz için binmedik. Biletleri pahalı ama hem vapur gezisini, hem kırmızı otobüslerde şehir turunu hem de London Eye biletini indirimli fiyattan alabilirsiniz. Hiç durmuyor ancak binebileceğiniz yavaşlıkta sabit hızla hareket ediyor. London Eye’ın hemen yanında Sealife Aquarium var. Köpekbalığından penguenlere, ahtapotlardan araba büyüklüğündeki su kaplumbağalarına kadar her tür deniz canlısı var. Bir tane de fırtına simülatörü kabini koymuşlar, saatte 80mph hıza kadar rüzgar veriyor; değişik bir deneyim olabilir.

2.Gün

2.Gün rotasında da başka bir metroya ya da otobüse binmeye gerek kalmıyor.

3.Gün: Saraylardan Parklara: Sarı ve açık yeşil renkli metro hatlarının Westminster durağı…

1-) Westminster Sarayı: Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası’ndan oluşan İngiliz Parlamentosu’na ev sahipliği yapan yapıdır. İncelemek yeterli. İkinci dünya savaşı sırasında Almanların en çok bombaladığı yerlerden biridir.

2) Westminster Abbey Kilisesi: 10.yüzyılda inşa edilmiş, İngilizler için manevi değeri çok yüksek bir kilise. Darwin, Dickens ve Newton burada gömülüdür. Manastırda bulunan ve I.Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden tüm askerleri sembolize eden meçhul asker mezarının da İngilizler için manevi değeri büyüktür. 13.yüzyılda bugünkü halini almıştır, düğün ve cenaze törenlerinin yapıldığı görkemli bir binası vardır. Eğer İngiliz tarihi ve kiliseler çok hoşunuza gitmiyorsa içine girmenize gerek yok bence, giriş ücreti epey pahalı, şuradan bakabilirsiniz.

3) St Margaret’s Church: Bir Anglikan kilisesi. 1987 yılında UNESCO tarafından Westminster Sarayı ve Westminster Manastırı ile birlikte Dünya Mirası olarak ilan edilmiş. Mimari olarak incelemenizi, bahçesini ve çevresini gezmenizi tavsiye ederim.

4) Big Ben (Saat Kulesi): Londra’nın en önemli sembollerinden, dünyada en çok Londra fotoğrafının çekildiği yer, 157 yıllık saat kulesi, burası arka planda kalmak üzere kırmızı telefon kulübelerinin yanından fotoğraf çektirmeden olmaz. 2021’e kadar bakımda kalacak ve sesi duyulamayacak olsa da görün mutlaka. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin hava saldırılarında referans olarak kullanılmaması için ışıkları kapatılmıştır. Big Ben saat kulesinin değil, kuledeki 13 tonluk çanın ismidir. Sanılanın aksine elektronik değil mekanik olduğu için 150 yıldır haftada üç kez yağlanıp kurularak, zamanı doğru göstermesi sağlanan dünyanın en ünlü saati.

5) Trafalgar Meydanı ve National Gallery: Londra’daki büyük sanat müzelerinden biri. Trafalgar meydanında bulunan bu galeride Leonardo da Vinci’nin tamamlayamadığı eseri olan Hz. İsa, Hz. Meryem, Baptist John ve Aziz Anne’yi resmeeden çalışması bu müzede. Daha da önemlisi ise Bellini’nin meşhur Fatih Sultan Mehmet tablosunun bulunduğu müzedir, gezmek için en az yarım gün ayırmayı gerektirir. Trafalgar meydanındaki o canlılığın aksine burada sanki zaman durur, sanatın ortaya çıkışına giderek insan ufkunun zirvelerinde dolaşırsınız.

6) St. James Parkı: Müzeden sonra özellikle burayı tavsiye ederim, arada doğayla bütünleşmek çok iyi geliyor, ördeklere ekmek atarak dinlenebilirsiniz, yeşilinin rengi, suyunun şırıltısı, insanda yarattığı huzur bir başkadır. Bu aradan parkın içindeki köprülerden bir tanesi Buckingham Sarayı’nı tam karşısından görüyor.

7) Buckingham Sarayı: Hava durumuna bağlı olarak kış aylarında 2 günde bir, yaz aylarında her gün saat 11:00-12:00 arasında yaklaşık 1 saat süren törenle nöbet değişimini izlemek için binlerce turist neden burada toplanır bilmiyorum. Önünde hemen her zaman kalabalık bir -hatta birkaç- grup bulunan, İngiliz monarşisinin ikametgâhıdır. Saray binası çok ilgi çekici olmasa da, heykeli görülmeye değer. Eğer tepesinde İngiliz bayrağı çekilmiş ise, bilin ki kraliçe o anda saraydadır.

8) Green Park ve Hyde Park: Parklarıyla ünlü Londra’da 3.günün günün planını özellikle güneşli bir havada yapmanızı öneririm. Hyde Park’ı 5.günün rotasına da dâhil etmiştim ama yine de zamanınız kalırsa her iki parkta da gezin, sincapları izleyin, vakit geçirin, dinlenin. Buralardaki ağaçları görünce İngilizlerin park anlayışına hayran kalacaksınız. Biz park denince sadece yeşillik olarak algılarken, Londra’da parklar adeta orman gibi, cins cins ördeklerin kuğuların ve daha ilginç ilginç hayvanların yaşadığı bu parklarda insan gerçekten dinleniyor.

Üçüncü Gün

4.Gün: Müzelerden Parklara: Sarı ve açık yeşil renkli metro hatlarının South Kensington metro durağı.

1-) Science Museum (Londra Bilim Müzesi): 857 yılında kurulan, bilim, teknoloji ve buluşlara dair ne varsa hepsini içinde barındıran, size bilimi olduğu kadar bilim tarihini de sevdiren, gez gez bitmeyecek büyüklükte ve güzellikte bir müze. Sanayi devriminden bugüne kadar teknik gelişim sürecini anlatan çok sayıda eser burada, Ay’dan getirilen taş dahi… Eski trenler, arabalar, uçakların yanısıra Mika Hakkinen’in içinden sağ çıktığı yarış arabasını da içinde bulundurmakta. Victoria&Albert Museum ve National History Museum ile üçlü müzeler olarak gezilir. Çocuklar için de harika ortamları ve zekâ oyunları yapmışlar, girişi ücretsiz. Satılan suların üzerinde H2O yazıyor, poşetlerinde büyük patlama fotoğrafları bulunuyor.

2) Natural History Museum (Doğa Tarihi Müzesi): Botanik, entomoloji (böcek bilimi), mineraloji, paleontoloji (taşıl ya da fosil bilim) ve zooloji hakkında: yaklaşık 80 milyon ürün içeren yaşam ve yer bilimleri örneklerine ev sahipliği yapmakta olan harika müze. Dinozor bölümleriyle her geleni şaşırtan, genetik odası, kelebek odası, dinozorlar, dev balinanın olduğu salon ve ayrı bir köşedeki Darwin’in odası mutlaka görülmeli. Pek çok koleksiyonun Charles Darwin numunelerini topladığı için hem tarihsel hem de bilimsel değere sahip. Müzede bazı bölümlere giriş ücretli. Örneğin sadece kurutulmuş kelebeklerin olduğu bir alan kuruluyor ve bu alan için ücret isteniyor. Onun dışındaki her yeri gezmek ücretsiz. Müze toplamda 4 ana bölümden oluşuyor:
– Red Zone – Volkanlar, depremler ve dev dünya modelleri
– Green Zone – Ekoloji
– Blue Zone – Dinazorlar, memeli deniz canlıları ve insan vücudu…
– Orange Zone – Vahşi yaşam

3) Victoria & Albert Museum: 3000 yıllık özel eserlerin bulunduğu dünyanın en büyük dekoratif sanat müzesi. Türk İslam el sanatlarının nadide eserleri bulunur. Müzenin özellikte en üst katındaki yakın tarihe ait objeler (ilk walkman, ilk elektronik ürünler, queen imzalı plak, foto konser afişleri vb.) dikkat çekicidir.

4) Harrods: Londra’daki en büyük AVM’lerden biri. İhtiyacınız varsa, takip ettiğiniz bir markadan ya da üründen alacaksanız uğrayabilirsiniz ama ben uğramadım. Birçok insanın, özellikle Arapların, poşet poşet alışveriş yaptığını görebilirsiniz. Kapitalizm sanki buradan çıkmış.

5) Hyde Park: 5 farklı metro istasyonundan ulaşılabilirliğiyle Londra’nın en büyük ve en meşhur parkı. Şehrin tam göbeğinde yer almakta olup, şehrin dışındaymışsınız gibi hissettirir, buradaki doğal ortam şahanedir, ağaçların altında oturulması, dinlenilmesi gerekir. Spor yapanlarla, piknik yapanlarla ve doğayla baş başa kalmak isteyenlerle çevrili, şehrin temiz kan taşıyan damarı.

6) Notting Hill: Avrupa’nın en büyük karnavalının her yıl Ağustos ayında düzenlendiği Londra’nın güzide semti, antikacıların da bulunduğu küçücük sokaklardan oluşan şirin semt. Rengarenk evleri, tarihi dokusu, viktoryen tarzı teraslı evleri ile Londra’nın alternatif kültürlerinin birleştiği bölgelerinden birisi. İstanbul’daki Kuzguncuk gibi. Buraya mümkünse cumartesi öğleden sonra gelin ve pazarına katılın. Bir de gelmeden önce muhakkak romantik komedi alanında bir başyapıt olan Notting Hill (Aşk Engel Tanımaz) filmini izleyin. Pasta gibi evlerin ve dükkânların olduğu Portobello sokağını gezin vakit geçirin.

7) Stamford Bridge: Vaktiniz kaldıysa ya da farklı bir gün olur da önünden geçerseniz, futbolla az-çok ilgileniyorsanız ünlü İngiliz futbol takımı Chelsea’nin Stamford Bridge stadyumunda çimlerde fotoğraf çekip forma alabilirsiniz.

Dördüncü Gün

5.Gün: Müzelerden Parklara: Sarı ve açık yeşil renkli metro hatlarının South Kensington metro durağı.

1-) The British Library: Birleşik Krallık’ın ulusal kütüphanesi. Dünyanın en büyük 2 kütüphanesinden biri olup farklı ülkelere ve dillere ait basılı ya da dijital kitaplar, el yazmaları, dergiler, gazeteler, ses ve müzik kayıtları, videolar, patentler, veritabanları, haritalar, mühürler ve çizimler gibi yaklaşık 170 milyon ögeye ev sahipliği yapıyor.

2) Madame Tussauds Müzesi: Madame Tussauds 1850 yılında ölmeden önce buradaki müzeyi kurmuş. Günümüzde Londra’dakinin dışında başka yerlerde de müzeleri var. Müzede içlerinde Atatürk’ün de -çok da benzemeyen- olduğu birçok devlet adamının, futbolcu ve şarkıcının balmumundan yapılmış heykelleri var. Tamamen para tuzağı bence ama merak edenler girebilirler, biz önünden geçtik.

3) Sherlock Holmes Museum: 221b Baker caddesinde bulunan, hayali dedektif karakter Sherlock Holmes’un evi şeklinde döşenmiş harika bir müze. Evin içindeki atmosfer harika, 1800’lü yıllarda kullanılan objelere ve eşyaları incelemek çok güzel…

4) The London Central Mosque: Londra Merkez Camisi olarak da bilinen bu cami, 1978’de Frederick Gibberd tarafından tasarlanmış, kubbenin içi İslam geleneğindeki motiflerle süslenmiş.

5) The Regents Park: Londra parklarıyla ünlüdür demiştik yazımızın başında, burası da insanın kendini dinlediği parklardan biri, bir sürü yarı evcil kuş türünün de ev sahipliğini yapıyor.

6) Camden Town: Londra’nın kuzeyinde yer alan bu mahalle, 18.yüzyılın nalburcular çarşısıdır, günümüzde eğlence mekânlarıyla epey farklılaşmış, hippi gençlerin mekânı olmuş. Garip garip marketler, duvar yazıları vs her yerde görülebilir, kafaların harman olduğu yerdir, yolunuz düşmüyorsa çok da gerek yok buraya gelmenize, benim yolum buradan geçtiği için uğradım. Bir sonraki durağım olan Greenwich Gözlemevi’ne buradan geçip, Camden Road metro istasyonundan metroya binip aktarma yaparak ulaştım.

7) Greenwich Gözlemevi: Greenwich bildiğiniz gibi dünyanın başlangıç meridyenin olduğu yer. Londra’nın bir kasabası olan Greenwich’e; metroyla, otobüsle ya da motorlarla gidebiliyorsunuz. Hem şehrin silüetini görüp Thames Nehri üzerinde şehir turu yapmak hem de Greenwich’e gitmek için motorları tercih edebilir ya da benim gibi metroyla aktarma yaparak ulaşabilirsiniz. Başlangıç meridyen çizgisi buradadır. Üstüne çıkarak kollarınız iki yana açarak, mecazi anlamda batı yarımküre ile doğu yarım küre arasına köprü kurabilirsiniz. Gözlemevi’nde yapılan bilimsel çalışmaları muhakkak incelemenizi tavsiye ederim. 1400lü yıllardan 1800’lü yıllara kadar arada geçen 400 sene boyunca Avrupa’da ne gökbilimine dair neler yapılmış, teleskop nasıl bulunmuş, yıldızlar nasıl izlenmiş, bu izlenmeler sonucu ne gibi bilgiler ortaya çıkarılmış, hepsi hem yazılı hem görsel hem de eşyalarla anlatılıyor. Bu konuda, yani bilimin ortaya çıkış sürecinde yakın zamanda Arka Kapak dergisinde bir röportaj yaptık. Bilime meraklı gezginlere bu röportajı okumalarını tavsiye ederim. 20 Aralık 2017’de arkakakapak.com’da yayınlayacağız, ben de bu yazıyı editleyeceğim ve linki vereceğim.

Beşinci Gün

Şimdi Geldik Londra Gezisi İçin En Önemli Tavsiyelere

1) Maça Gidin: Vaktiniz varsa, gezi tarihinize denk geliyorsa ve az-çok futbolla ilgileniyorsanız dünyanın en çok takip edilen liglerinden biri olan Premier Lig’de bir maç izleyin, bileti önceden internetten alabilirsiniz.

2) Müzikal: Özellikle tavsiye ettiler, ben yukarıdaki program yoğunluğundan gidemedim ama çok güzel müzikal gösteriler varmış.

3) Primark: Hemen her yerde şubesiyle karşılaşabileceğiniz ama en büyük ve en meşhur mağazasının Oxford Street’in Hyde Park tarafında bulunan herkesçe çok tavsiye edilen bir mağaza. Türkiye’nin LC Waikiki’si diyebiliriz ama çeşit olarak daha bol. Giyim ve eşya için acil ihtiyaçlar karşılanabilir, örneğin ben bavul aldım, çok da memnun kaldım.

4) Sainsburys ve TESCo: Bu marketler çok sık olmasa da belirli bölgelerde var. Gitmeden önce kalacağınız yere yakın nerelerde olduğunu haritadan bakabilirsiniz. Türkiye’deki ŞOK Market’ler gibi, kaliteli ürünleri ucuz fiyata satıyorlar, özellikle çikolata alacaksanız hem kendinize hem hediye olarak çevrenizdekilere hava alanlarındaki DUTY Free’den ziyade buradan almanızı tavsiye ederim çünkü fiyatlar çok farkediyor.

4) Lidl: Türkiye’de BİM neyse Londra’daki karşılığı. Bir üstteki marketler gibi nerede kalacaksanız en yakın Lidl markete bakmanızı tavsiye ederim.

6) Tax Free: Londra’dan ayrılacağınız vakit havaalanında alışveriş yaptığınız fiş ve faturaları gümrüğe onaylatıp vergi iadenizi geri alabilirsiniz. Ortalama olarak 100 Sterlinlik bir alışverişinizde 10 Sterlin geri ödeme yapıyorlar.

7) Karşıdan Karşıya Geçerken: Sürekli dikkat edin, trafik ters akıyor, yani tüm araçların şoför koltukları aracın sağ tarafında yer alıyor. Karşıdan karşıya geçerken size en yakın şerit için sağınızı kontrol edin. Birçok caddede yol üzerinde “look right” diye uyarı yazısı var zaten.

8) Gereksiz Vakit Kaybı Yapmayın:  Hediyelik eşyalar ilginç bir şekilde nerdeyse her yerde aynı fiyata satılıyor, daha ucuzunu bulur muyum diye gezerek ya da erteleyerek en değerli şeyinizi, yani zamanınızı boşa harcamayın. Bir şey alacaksanız, hediye özellikle, denk gelince alın atın çantanıza.

9) Kahve: Son olarak böyle güzel bir şehri elbette kahve içerek gezmenizi tavsiye ederim. Starbucks zaten her yerde var ama ben size Costa‘lardan  almanızı tavsiye ederim, espresso konusunda aşmışlar, kahvesi kesinlikle daha iyi, hem de Starbucks kadar popüler olmadığı için de fiyatlar daha uygun. Costa‘nın Yaklaşık 350 mağazası bulunuyor Birleşik Krallık’ta. Yalnız Costa’da badem sütünün bulunmadığını unutmayın, kahveyi badem sütlü (almond milk) içiyorsanız tek seçenek Starbucks.

İyi gezmeler  🙂

Yunus Emre Tozal

05 Aralık 2017, 13:08 tarihinde deneme kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz

*