
Cemil Meriç denilince akla “düşünce üretilen mabet” gelir. Cemil Meriç, bu mabedin yapım aşamasındayken mabedin işçisi, yapım aşaması tamamlanıp düşünce üretmeye başlandığında mabedin bekçisi, darbe alıp yıkılma aşamasına gelindiği ya da düşünemeyenler tarafından okların atılmaya başlandığında ise mabedin savaşçısıdır.
Cemil Meriç, bu topraklarda yaşadığı sürece ayrılığın değil birliğini yolunu seçmiş, ideolojik kutuplaşmaların ölüm kokan karmaşasından kendisini uzak tutarak düşünce üretmiş ender mütefekkirlerimizden biridir. Sağ-sol kavgaları ile kan oluk oluk akarken üniversitelerimizde, Meriç, hakikati arama tutkusundan vazgeçmemiş, kendisini bu yolda adamış, düşünce dünyamıza yepyeni ufuklar kazandırmıştır.
İdeolojik kabuklaşmaların gittikçe katılaştığı bir dönemde, kendi medeniyetinden habersiz yaşayıp batıya tutkun olan kalabalıklara karşı Cemil Meriç şöyle haykırıyordu: “Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye çalışan zavallılar… Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi…”
Hayatı boyunca hakikati arama tutkusunun peşinden koşan, batıyı ve doğuyu aynı anda, aynı zeminde kucaklayabilen tefekkür dünyasının büyük mimarı Cemil Meriç, ulvî tecessüsü ile düşünce üretiyor, mütercimlik yapıyor, güneşe yelken açarak düşünce dünyasını tavaf ediyordu: “Yaşamak için kendime bir dünya inşa etmek zorundayım. Anlıyorum ki zalim ve kıyıcı bir gerçekten kurtulmanın tek çaresi reel dünyadan kitapların dünyasına sığınmak.” O kadar çok okuyordu ki gözleri 6 numara miyop olduğunda durumundan bir hayli muzdarip olmuştu: “Şikâyet edeceğim kimse yok. Mektep bahçesinde çocuklar oynuyor, ben yine yalnızım ve yabancıyım, yabancı yani düşman. Dilim başka ve gözlüklerim var, kendimden utanıyorum.”
“Yazıyla Kazanılmayacak Savaş Yok”
Cemil Meriç, sağ geleneğin de sol geleneğin de açıklıklarını gösterirken fildişi kulesine çekiliyor, bizleri yakamızdan tutup silkeliyordu adeta. Meriç’e göre gerçek bir entelektüel ideolojik düşünce kalıbına girmeden, ülkesinin birlik ve beraberlik içerisinde olma çabasında bulunandı. Bu çaba içerisinde bulunan münevvere ise şu tembihi yapıyordu: “Sözle yazıyla kazanılmayacak savaş yok… Kalem sahiplerine düşen ilk vazife: telaş etmemek, öfkelenmemek, kin kışkırtıcısı olmamak. Halkı okumaya, düşünmeye, sevmeye alıştırmak. Bir kılıcın kazandığı zaferleri başka bir kılıç yok edebilir. Kalemle yapılan fetihler, tarihe mal olur, tarihe, yani ebediyete…”
Cemil Meriç Türkçeye sahip çıkarak “kamusa uzanan el namusa uzanmıştır” diyor ve kendi kültürünün kelamını kullanarak örnek oluyordu. Düşünce basamaklarında duran aydınlara da yol gösterici bir ışık huzmesi olarak, dilini unut(turul)an bir nesle, medeniyet dilinin hazzını yaşatıyordu. Entelektüel biri olarak çamurdan kuş yapıp topluma üflüyor, okuyanların bu kuşları yüreklerindeki varoluş sancısıyla diriltmelerini, dirilttikleri gün medeniyet bakış açısıyla, tomurcuk halindeki düşünsel öğelerin filizleneceklerini muştuluyordu.
“Her Namuslu İnsan Gericidir”
Politikanın kurtarıcılığına inanmıyor, varlığını politikaya adamış, sağ-sol kavgalarıyla zamanını geçirenlere ilmi, irfanı ve hikmeti gösteriyordu: “Önümde birçok yollar var: Politika bunlardan biri. Belki en aldatıcısı olduğu için en cazibi. Mutlakın ve sonsuzun rüyası. Mukaddes bir abes. Bana sorarsan kütüphanene dön, yani kitap ol, aydınlan ve aydınlat. Neden İşçi Partisi’ne girmiyorsun? Girmem, çünkü benim yerim kütüphane. Ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım. Politikanın kurtarıcılığına inanmıyorum.”
Meriç, ezber bozarak sağ ve sola itibar etmeyen kendi halinde münzevi bir aydın, varoluş sancısıyla hakikati arayıp metafizik başkaldıran bir entelektüeldi. Doğuyu da, batıyı da anlamaya çalışan münzevi aydın, düşünce kozasını örmekle kalmıyor, herkesi medeniyet inşasında okumaya çağırıyordu: “Bir kılıcın kazandığı zaferleri başka bir kılıç yok edebilir. Kalemle yapılan fetihler, tarihe mal olur, tarihe, yani ebediyete… ” Meriç düşünce kozasını örerken, kendisine yakıştırılan yobazlık sıfatına ise hiç aldırmıyordu: “Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir!”
Yalnız Hakikatin Tarafında
“Cemil Meriç kimden yanaydı?” tarzında, Meriç’i herhangi bir akımla kendisine yakınlaştırmaya çabalayan bir soru, şüphesiz Cemil Meriç’e yapılan en büyük zulüm olur. Çünkü Cemil Meriç hakikatin tarafındaydı.
Vefatının 21. yıldönümü nedeniyle, 13 Haziran 2008 Cuma günü Bağlarbaşı Kültür Merkezinde ”Üsküdarlı Bir Entelektüel: Cemil Meriç’i Anma Programı” düzenlendi geçtiğimiz hafta. Cemil Meriç dostları-okuyucuları-öğrencilerinin bir araya geldiği bu buluşmadaydık biz de. Orada konuşulanlar da Meriç’in hangi tarafta olduğu/olmak istediğiydi.
Prof. Mete Tuncay, konuşma sırasında “Cemil Meriç yaşasaydı, İslamcıların kendisini bu kadar sahip çıkmasından tedirgin olurdu.” esprisine Dücane Cündioğlu “Meraklanmayın, salonu dolduranların çoğu sosyalist” esprisiyle cevap verdi.
Espriler Üstadı her kesimin takip ettiğinin, vefatından sonra asıl anlaşıldığının ve anlaşılacağının bir göstergesidir inşallah… Allah rahmet eylesin.

Cemil Meriç’in “Bütün kütüphaneyi satın, Grand Dictionnairel’i satmayın” dediği, gözlerini kaybettiren eser.
Yunus Emre Tozal
Gerçek Hayat, Sayı: 400
20 Haziran 2008


One comment
Yorum Yapın