
Türkiye’nin Örtülü Gerçeği
Türkiye’nin önde gelen kamuoyu araştırma şirketlerinden biri olan ANAR, Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği için, başörtüsü yasaklarından etkilenen bin 112 kişiyle yüz yüze görüşerek, örtünme sebeplerini, örtüyü nasıl tanımladıklarını ve yasaktan nasıl etkilendiklerini araştırdı.
Başkanlığını Sosyolog Prof. Dr. Ümit Meriç’in yaptığı sempozyumun açılış konuşmasını Hazar Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Ayla Kerimoğlu ile Amerika Princeton Üniversitesi öğretim üyesi Ord. Prof. Richard Falk yaptı. AKDER Başkanı Dr. Refia Kızılhan, yazar Ayşe Böhürler ile Hukukçular Derneğinden Av. Betül Avcı gibi birçok tanınmış ismin katıldığı sempozyumda Prof. Dr. Naci Bostancı, Prof. Dr. Hilal Elver, Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, Yıldız Ramazanoğlu, Prof. Dr. Melek Göregenli, Prof. Dr. Ferhat Kentel, Dr. Ayşe Güveli konuştu.
Ayla KERİMOĞLU: YASAKÇILAR SÜREKLİ KILIF GELİŞTİRİYOR
Başörtüsü yasağının Türkiye’nin gündemine ilk defa 1967 yılında girdiğini ifade eden Hazar Grubu başkanı Ayla Kerimoğlu, seksenli yıllardan bu yana yasakların artarak devam ettiğini söyledi. Yasağın başlamasıyla beraber yasakçıların değişik kılıflar geliştirdiğini kaydeden Kerimoğlu, “O güne kadar başörtüsü olarak tanımlanan örtü, yasakçılar tarafından türbana dönüştürüldü. Laiklikten çağdaşlığa, cinsiyetçilikten siyasi simgeye, gelecek korkularından cumhuriyet karşıtlığına kadar her şeyle ilişkilendirilerek yasak savunuldu” dedi.

BAŞÖRTÜLÜLER TERÖRİST GİBİ GÖSTERİLDİ
Din ve vicdan özgürlüğü, kılık- kıyafet özgürlüğü ve eğitim özgürlüğü zedelendiğini belirten Kerimoğlu. “Üniversite önünde hak arayışında bulunan kızlar bölücü, terörist gibi gösterildi. Sonraları üniversite imtihanlarına örtülü kızlar alınmayarak, başını açmayan kızlar kaderlerine terk edildi. Başını bir şekilde açarak okuyan kızlar ise gözyaşlarını sessizce içine akıttılar. Hiç kimse onların yaşadıklarını ne görmek ne de bilmek istedi” diye konuştu.
EŞİ ÖRTÜLÜ OLANLAR BİLE CEZALANDIRILDI
Eşi veya annesi başörtülü olan insanların bile birçok defa işten atıldığı veya ayrımcılığa maruz kaldığını hatırlatan Kerimoğlu, “Bizzat başörtülü olarak öğrenci, memur, avukat vs. olmak değil, başörtülü eş hatta anne olmanın dahi cezalandırıldığına hep beraber tanık olduk. Başörtülü eşi olanların atamalarının yapılmadığı ve yüksek bürokrat olmanın bir şartının da eşin örtülü olmaması gerektiğini bu süreçte öğrenmiş olduk” dedi.
VEHİMLERLE KIZ ÇOCUKLARI CEZALANDIRILIYOR
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yasakçıların Abdullah Gül’ün yeterliliğinden çok eşinin örtüsüne odaklandığını hatırlatan Kerimoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Başörtülü eş olma baskısını yoğun olarak üzerinde hisseden Hayrunnisa Gül’ün Çankaya’ya yani kendi evine bir suçlu gibi gizli gizli girip çıkması, yasağın her kesimden insanı nasıl etkilediğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Aslında yasağın hiçbir hukuki ve mantıki gerekçesi olmadığının herkes farkındadır. Bir takım vehimlerle kız çocuklarını cezalandırmak hangi aklın ve vicdanın kabulüne sığar. 600 yıl boyunca farklı etnik, dini ve kültürel gruplarla barış içinde beraber yaşamış bir milletin torunları olarak farklılıklarımıza rağmen bir arada yaşama kültürünü yeniden oluşturabilmeliyiz.”
FALK: CHP SABİT FİKİRLİ VE YALANLAR ÜZERİNDEN SİYASET YAPIYOR
Türkiye’deki başörtüsü tartışmalarının medya tarafından dış dünyaya çok yanlış tanıtıldığını ifade eden Amerika Princeton Üniversitesi öğretim üyesi Ord. Prof. Richard Falk, “22Temmuz seçim sonuçları, yabancı medyada Türkiye’de yükselen siyasal İslâm akımının zaferi olarak nitelenerek Türk laikliğine gerçek bir tehdit olarak algılandı. Bu yanlış değerlendirme, Türkiye içinde, özellikle sabit fikirli CHP yandaşları ve laikler kendi çıkarlarına yönelik olarak çarpıtılarak destek gördü” dedi.
MÜSLÜMAN KADINLARA YAPILAN AYRIMCILIK BENİ ÜZÜYOR
“Müslüman hanımlara yönelik politik ve yasal alanda eşitlik ilkelerine aykırı olarak yapılan ayrımcılık nedeniyle rahat değilim” diyen Richard Falk, “Tuhaftır ki, bu ayrımcılık yalnız dini hassasiyeti olan Müslüman kadınların başörtülerine odaklaşıyor. Laik kesimde başörtülülere olan düşmanlık, bir yandan kendi çıkarları için manipüle edilirken, diğer yandan da bu kesimin gerçek duygularını yansıtmaktadır” dedi.
BAŞÖRTÜSÜ MÜCADELESİ HAKSIZLIĞI SON VERME MÜCADELESİDİR
Başörtüsü yasağına yönelik mücadelenin, kötü bir şekilde çarpıtılıp yanlış sunulduğunu kaydeden Falk, “İnanıyorum ki, dini hassasiyeti olan Türk kadınları ve onları destekleyen aileleri, eşitliğe aykırı bu tutumun kurbanları olmuşlardır. Bu nedenle başörtüsü sorunu devleti kontrol eden bir mücadele değil, devlet tarafından bu hakların ihlal edilmesine bir son verme mücadelesidir. Sonuç olarak bu anayasal demokrasilerde vatandaşlara tanınan hak ve ayrıcalıkların, dini vecibelerini yerine getiren kadınlara da tanınmasıdır” şeklinde konuştu.
YASAĞI AÇIK BİR İNSAN HAKKI İHLALİDİR
“Amerika’da ister kamusal alan ister özel alanda olsun dini vecibelere hiç bir zaman karşı çıkılmamıştır” diyerek kamusal alan zulmünün hiç bir gerekçesinin olamayacağını söyleyen Falk sözlerini şöyle sürdürdü: “İslam fobisi her ne kadar Amerikan toplumunun bir parçası ise de, Amerika Birleşik Devletleri’nde Beyaz Saray’da verilen resmi bir yemeğe başörtülü bir hanımın katılması hiç bir zaman bir itiraz konusu olmamıştır. Din özgürlüğünü düzenleyen ve din hürriyetine temel teşkil eden en önemli ve uluslararası bağlayıcılığı olan metinler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Uluslararası Sivil ve Politik Hakların Korunmasına İlişkin Sözleşmedir. İster Çin’deki Fulan Gong hareketinin bastırılması söz konusu olsun, ister Türkiye’de başörtüsü takanlara karşı yapılan ayrımcılık olsun bu hareketler insan hakları ihlalleri sayılır ve bu nedenle adı geçen sözleşmeler tarafından korunmaktadır.”
Prof. Dr. Ümit Meriç
Türkiye’de ’de başörtü sorunu İslam ile Modernite arasında değil, din ile sekülerleşme arasında gidip geliyor. Dolayısıyla bu yasak artık sadece Türkiye’nin sorunu olmaktan çıkmıştır, tüm dünyada devam etmektedir. Lizbon’da iki kız öğrenci Müslüman olduğunu açıklıyor ve kamuoyu şaşkına dönüyor. Amerika’da on dört yaşındaki Müslüman bir bayan, başörtülü ile futbol maçına çıkıyor ve maçtan atılınca ülkede tartışmalar alevleniyor. Tabi Mümtaz’er Türköne’nin bu tanımlamaya karşı olduğunu ileriki açıklamamızda anlatacağız…
California Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hilal Elver
Hukuksal olarak başörtü yasağını inceledi. Vardığı en önemli tespitlerden bir tanesi, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği/vereceği hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edil(e)meyen gözle bakmanın, yasağı kızıştırdığını ifade etti. Ve yasağın sadece Türkiye’de, Azerbaycan’da ve ismini hatırlayamadığım yine gelir seviyesi çok düşük bir ülkede olduğunu vurguladı. Avrupa’da ise böyle yasakların olmadığını lakin çeşitli sınırlamalar bulunduğunu ifade etti.
Son sözü: “Türkiye’de AİHM’nin başörtüsü kararı Allah’ın emri gibi gösterildi. Bu doğru değildir. Avrupa’da birçok Hukuk Fakültesi alınan kararın yanlışlığını ortaya koydu.”
Prof. Dr. Naci Bostancı
Ezilenler egemen durumuna geldiklerinde “yeni ezenler” olacaklardır. Bu yüzden başörtüsü mücadelesi “Ezenler-Ezilenler” şeklinde algılanmamalıdır. Başörtülülerin içlerindeki kin ve nefret varsa, bu kişilerin rehabilitasyona ihtiyaçları vardır. Zira onlar da bu ülkeyi yönetirken adaletle hükmedemeyeceklerdir…
İçlerinde ilim-irfan olanların, bu tür düşüncelerden, intikam arzularından uzak olduğu açıktır. Çünkü onlara onların seviyesizliğine inerek cevap veremeyiz… Bu uygun değil…
Başörtüsü karşıtı olan insanlar ne kadar modern olduklarını, başlarını örtenlere hoşgörü ile davranarak ortaya koymalıdırlar.
Bu anlamda kurumlara, üniversitelere güvenilmiyor. Kurumlar da insanlara güvenmiyorlar. İnsanları da geçtik, kendi açtıkları okullara ve sistemlerine güvenmiyorlar. Çelişki üzerine çelişki yani… Bırakın 1. sınıfta başörtüsüyle okuyan bayan, 4. sınıfa kadar sizin sisteminizde okusun da sizin “bilinçli” diye tabir ettiğiniz sistemde “bilinçli” olabiliyor muymuş görürsünüz hem… Onlar “bilinçli” olarak tabir ettiği konuma hiçbir zaman gelemeyeceklerini bildikleri için de okumasına engel çıkıyorlar…
Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne
Dram olarak algılandığında haklılık payı çok yüksek de olsa, başörtüsü mücadelesini iktisadi bir sorun olarak görüyorum. Türkiye’de üniversiteler çok geri kalmış kurumlardır. Keyfiliğin egemen olduğu ve adeta ortaçağdaki derebeyliklere benzeyen kurumlara dönüştürüldü. Yani rektör ne derse o olur! Tam anlamıyla feodal dönemdeki derebeyi sistemi…
Başörtü yasağının hukuki veya laiklikle bir alakası yok. Dini inançlarla veya simgelerle bir lakası da yok. Bir iktidar pratiğidir. Egemen gücün kimde olduğunu nasıl anlarsınız? Sizin kutsalınıza saldırır. “Bak ben o kadar güçlüyüm ki, senin kutsalına bile saldırıyorum. Ve sen benim gücümü tanımak zorundasın.” mantığını hissettirmek için elinden geleni ardına koymaz.
Askerde konulan yasakların hepsinin mantığı, komutanın gücünün hissedilmesi içindir. Başörtü yasağında da bu böyle, aynısı hatta… Rektör okula gelen başörtülü bayanı okula almıyor, ama evine gelen hizmetçi başörtülü teyzeyi temizlik için alıyor.
Bu neyin simgesi?… Başörtüsü neyi simgeliyor?… Simge olsaydı bayanlar başörtülerini başlarından alıp boğazlarına dolayabilirdi pekâlâ, öyle değil mi? Simgeler, yerlerine başka eşyaların ikame edildikleri bir şeydir. Başörtüsü nasıl simge olsun ki!…
Tanzimat fermanı ile gayrimüslimlere hakaret etmek yasaklanıyor. Bu büyük bir tepkiye neden oluyor. 2. Mahmut vakit namazlarında insanların namaz kılmayıp da sokaklarda gezdiklerini görünce, bunlara dayak attırması da tepkiye neden oluyor. Burada ilgilenilen şey, insanların inanç noktaları değil, bunu anlatmaya çalışıyorum. Dikkat ederseniz, bugüne kadar ki tüm kıyafet sorunlarını, iktidar sorunu olduğunu hemen fark edersiniz…
Türkiye’de başörtü sorunu depreştiği zamanlar, hep askeri darbelerle olmuştur. Yasağı bir alana yerleştirmeye kalkıştığınızda ise, bu tartışmaları içine alan bir iktidar gerçeğinin üstünü örten köpük olduğu aşikârdır. Üniversitelerde devam ediyor bu köpük, askeriye de temsil ediyor.
Yalnız 25 yıllık üniversitelerin içerisindeyim. Bu yasağa her şeyi bırakın da çok anlamsız bulduğumu söylemeliyim. Saçma sapan bir mantığı olmayan bir yasaktır bu!
Tekrarlıyorum, bu bir iktidar sorunu… İktidarı gasp edilmiş kısmını, derebeylik kısmını, demokratikleştirmeden sorun çözülmez.
Hazar Grubu’nun Yapmış Olduğu Anket
TÜRBAN DEĞİL ‘BAŞÖRTÜSÜ’
5 Ocak – 15 Şubat 2007 tarihleri arasında İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Diyarbakır Erzurum, Konya ve Samsun’da yapılan araştırma, medyada yaygın olarak kullanılan “türban” nitelendirmesine karşı görüşlerine başvurulanların yüzde 79,4’ü “başınıza örttüğünüz nesneyi hangi isimle tanımlarsınız” sorusuna “başörtüsü” cevabını verdi. Örtülerini “eşarp” olarak adlandıranların oranı yüzde 12,8 olurken “türban” tanımını tercih edenlerin oranı yüzde 6 oldu.
ÖRTÜNME KENDİ KARARIMIZ: % 62
Araştırmada başörtülülerin yüzde 62,2’si örtünmeye kendilerinin karar verdiğini söyledi. Yüzde 10,6’lık bir bölüm ailesinin etkisiyle örtündüğünü, yüzde 7,9’luk bir bölüm babasının etkisiyle ve yüzde 7,6’luk bir kesim de annesinin etkisiyle örtündüğünü ifade etti. Arkadaş etkisiyle örtünenlerin oranı ise yüzde 5,6. Kızınız olsa başını örtmesini ister misiniz sorusuna başörtülülerin yüzde 96,5’i “evet”, yüzde 1,2 “hayır” cevabını verdi. Kızlarının örtünmemesi durumunda nasıl tepki gösterecekleri de sorulan başörtülülerin sadece yüzde 0,2’si baskı uygulayabileceğini söyledi. Yüzde 82,2’lik bir kesim neden başörtüsü takması gerektiğini izah edeceğini belirtirken, yüzde 13,2’si herhangi bir müdahalede bulunmayacağını ve yüzde 3,6’sı da başörtüsü takması konusunda uyarıda bulunmakla yetineceğini dile getirdi.
DİNİ KAYGILARLA ÖRTÜYORUZ
“Neden örtünüyorsunuz” sorusuna başörtülülerin tamamına yakını “Dinin bir emri olduğuna inandığım için” cevabını verdi. Dini gerekçelerle örtünenlerin oranı yüzde 96,7, ahlakı temsil ettiği için örtünenlerin oranı yüzde 0,9 ve siyasi kimliğini yansıttığı için örtünenlerin oranı ise sadece yüzde 0,1.
YASAK BAŞ AÇTIRTMADI
Başörtülüler üzerinde yapılan araştırma, başörtüsü yasağının uygulayanların beklediği sonucu vermediğini de gösterdi. Başörtülülerin yüzde 40,5 başını açmazken, yüzde 35’i sadece yasak uygulanan yerlerde başını açmak zorunda kaldığını kaydetti. Yüzde 19,9’luk bir bölüm peruk, şapka veya bere taktığını söyledi. Başörtüsü yasağı nedeniyle “başımı açtım” diyenlerin oranı ise yüzde 1,2’de kaldı.
Başörtüsünü çıkarmak zorunda kalanlara yönelik olarak sorulan “Başörtünüzü çıkarma nedeniniz nedir?” sorusuna mağdurların yüzde 73’ü “eğitimimi tamamlayabilmek için”, yüzde 26,3’ü “sorunun kısa vadede çözülmeyeceğini düşündüğüm için”, yüzde 22,5’i “işimi kaybetmemek için”, yüzde 19,7’i “gelecek kaygısı yüzünden”, yüzde 14,6’sı “baskılardan uzak kalabilmek için” ve yüzde 11,1’i de “akademik kariyer” için” için cevabını verdi.
KİŞİLİĞİMİZ ZEDELENDİ
Başörtülerini çıkarmak zorunda kalanlar, “kişiliklerinin zedelendiğini ve parçalandığını, kendisini hakarete uğramış hissettiğini, utanç duyduğunu, günahkâr olduğunu düşündüğünü, kendisine olan saygısını kaybettiğini ve okuldaki başarısının azaldığını vurguladı. Sadece yüzde 15’e yakın bölümü ise “fazla etkilenmediğini” söyledi.
Her şeye rağmen Türkiye
Ciddi sıkıntılar yaşadıklarını söyleyen başörtülülerin yüzde 91,1’i Türkiye’den ayrılmayı düşünmediğini belirtiyor. “İmkânınız olsa ABD’de yaşamak ister misiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 81,4 “hayır” yüzde 14,3’ü de “evet” cevabını verdi. Benzer sonuç AB ülkeleri içinde ortaya çıktı. Yüzde 23,1’i “AB ülkesinde yaşamak isterim” derken yüzde 73’ü soruya “hayır” cevabını verdi. Ankette aynı soru İran gibi başörtüsünün sorun olmadığı ülkeler için de soruldu. İran’da yaşamak isteyenlerin oranı yüzde 7,5’de kalırken, istemeyenlerin oranı yüzde 87,7 oldu.
Başörtüsünü çıkarmak zorunda kaldığınızda ne hissettiniz?
Kişiliğimin zedelendiğini, parçalandığını hissettim 70,8
Kendimi hakarete uğramış hissettim 63,2
Başımı her açtığımda büyük utanç duydum 46,9
Günahkâr olduğumu düşündüm 46,5
Kendime olan saygımı kaybettim 29,5
Okulda başarım düştü 20,7
Fazla etkilenmedim 14,9
Başımı açmak zorunda bırakanlara öfkelendim 3,2
Çok üzüldüm 1,8
Diğer 3,4
Başınızı örtünce nelerle karşılaştınız?
Aile yaşantımda sıkıntıyla karşılaşmadım 65,2
Akrabalarım olumsuz tepki gösterdi 21,2
Ailem başımı açmam için baskı yaptı 11,2
Eşimin işiyle ilgili etkinliklere gidemedim 7,6
Başımı örttüğüm için ailem mağdur edildi 3,9
Başımı örttüğüm için çocuğum mağdur edildi 2,6
Başımı örttüğüm için eşim terfi ettirilmedi 1,9
Eşim bana olumsuz tepki gösterdi 1,3
Eşim işten atıldı / soruşturma geçirdi 0,8
Eşim işten atılmasın diye ayrı şehirde yaşadım 0,1
Başörtüsü yasağı hayallerinizin gerçekleşmesini engelledi mi?
Engellemedi 23,8
Üniversiteyi bitiremedim 16
Akademik kariyer yapamadım 15,5
İş kariyeri yapamadım 10,4
Üniversiteye gidemedim 10,3
Mesleğimi yapamıyorum 6,9
İstediğim bölümde okuyamadım 4,5
Evet engelledi (yorum yok) 2,6
Sosyal hayatım daraldı 1,8
Devlet memuru olamadım 1,3
İstediğim mesleği seçemedim 1,1
Başörtüsü yasağı olmasaydı hayatınız nasıl olurdu?
Daha iyi bir eğitim alırdım 67,6
Toplumsal hayatım farklı olurdu 63,8
Maddi açıdan rahat olurdum 45,1
Kendime güvenim artardı 44,6
Çalışıyor olurdum 36,3
Daha farklı bir evliliğim olurdu 7,1
İş kariyerim daha iyi olurdu 3,8
Daha mutlu olurdum 3,1
HAYATLARI ALTÜST OLDU
Görüşlerine başvurulan başörtülülerin yüzde 40,9’ı yasak nedeniyle üniversiteden ayrılmak zorunda kaldığını ifade etti. Yasak nedeniyle üniversite sınavına giremeyenlerin oranı yüzde 24,6, lisansüstü eğitimi bırakmak zorunda kalanların oranı yüzde 15,2 ve üniversiteden atılanların oranı da yüzde 4,7. Mağdurların yüzde 93,9’ü yasağın hayatlarını ciddi biçimde etkilediğini söyledi. Yasaktan etkilenmedim diyenler sadece yüzde 6,1.
Yasak olmasaydı iyi bir eğitim alırdık
Ankara katılanların yüzde 67,6’lık bir bölümü ise “başörtüsü yasağı olmasaydı daha iyi bir eğitim alacaktık” dedi. Başörtülülerin yaklaşık yüzde 67’si, yasak nedeniyle gerçekleştiremedikleri hayallerini şöyle sıraladılar: “Üniversiteyi bitiremedim. Akademik kariyer yapamadım. İş kariyerimi engelledi. Üniversitede okuyamadım. Mesleğimi yapamıyorum. İstediğim bölümde okuyamadım. Sosyal hayatım daraldı. Başörtülülerin sadece yüzde 23,8’i yasak nedeniyle gerçekleştiremediği hiçbir hayali olmadığını söyledi.


Yorum Yapın