
Ünlü İngiliz tarih felsefesi uzmanı Prof. Dr. Arnold Toynbee, “Osmanlı İmparatorluğu ömrünü tamamlamış bir uygarlık değil, durdurulmuş bir medeniyettir.” yorumunu yaparken, uygarlıkların ortaya çıkışını iki nedene ve bu nedenlerin iki farklı tepkisine bağlar:
– Elverişli ortam: meydan okuma
– Seçkin grup: tepki
F. Nietzsche Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabında devleti şöyle tanımlıyor: “Bütün canavarların en soğuğuna devlet denir. ‘ben ulusum, milletim ben’ işte böyle bağırır o soğuk canavar… Yoldaşlarım, eski tanrıyı yenen sizler savaşınızdan yorgun düştünüz… Şimdi bu canavar, yorgunluğunuzdan faydalanıyor işte… Oraya, devletin bittiği yere bakin, görmüyor musunuz orada gökkuşağını ve köprülerini üstün insanın?…” Karl Marx’a göreyse devlet, ekonomik bakımdan egemen olan sınıfın siyasal gücünü ifade eder. Hüseyin Gökçe Nesil yayınlarından yayımlanan “Surları Aşan Müjde: Fatih” isimi yeni kitabında, Osmanlı Devleti’nin, kaba bir yayılmacılıkla değil, devletini ekonomik ve sosyal alanda güçlendirmek ve halkını daha iyi yaşatmak için sürekli hareket hâlinde olduğunu belirtiyor.
En iyi savunma Hücum
Gökçe, Fatih Sultan Mehmet Han’ın hayatını kaleme alırken, ara ara diyaloglarla devam ettirdiği üslubuyla, eğitimden şapkaya, kuşatma günlerinden fetihten sonraya Fatih’i belki de ilk defa tanıyacak bir okur profili için o devrin hikâyesini özelde de fethin hikâyesini yazmış.
Osmanlı devletinin (ya da imparatorluğunun) Batıda ne aradığı sorusunu sorup, cevap olarak askerî bir deyimi, “En iyi savunma, hücumdur!” cevabını veren Gökçe, Osmanlı’nın devletin varlığını devam ettirmek, sürdürmek; ayakta tutabilmek için seferler düzenlendiğini ifade ediyor. Napolyon’a Saint Helena adasında hapis bulunduğu sırada “Kimler büyük adamdır?” diye sormuşlar. Napolyon, Fatih’ten bahsederek şu müthiş açıklamayı yapmış: “Büyüklükte ben onun çırağı bile olamam. Niçin derseniz, bana pek acı gelen bir gerçeği açıklamam icap eder ki o da şudur: Ben kılıçla fethettiğim yerleri, hayatta iken geri vermiş bir kumandanım. O ise fethettiği yerleri nesilden nesile intikal ettirmenin sırrına ermiş bir kumandandır.”
Her Şartta Tahammüllüydü
Hikâye tadı veren bir üslupla Fatih Sultan Mehmet Han’ın çocukluğundan gençliğine, İstanbul’un fethinden o devirde yaşanan hadiselere incelemeler yapıyor Gökçe. Amerika kıtasının varlığını Müslüman bilim adamlarına borçlu olduğunu söylemekten çekinmeyen Kristof Kolomb’un Fatih’e “Bana sponsor ol!” deyip dememesinden, Fatih’in ölümü hakkındaki rivayetlerine kadar, bir devrin profilini çıkarıyor okuyucunun zihninde Gökçe.
Bu ve benzeri örnekleri çoğaltmak mümkün. İtalyan tarihçi Langusto, İstanbul’un fethinden sonra şöyle yazmıştır mesela:
“Sultan Mehmet, ince yüzlü, ortadan fazla uzun boylu, silâhlar kuşanmış, asil tavırlı, çok az gülen, devamlı öğrenmek ihtirası ile yanan, cömert ve iyi kalpli, gayelerine ulaşmakta inatçı bir hükümdardı. En çok harp sanatına meraklıydı. Her şeyi öğrenmek isteyen zeki bir araştırmacıydı. Sefahat düşkünlüğü olmayıp, kötü âdetleri yoktu. Harem dairesinde çok az vakit geçirirdi. Nefsine hâkim ve uyanıktı. Her şarta tahammül gösterebilirdi ve bir cihan devleti peşindeydi.”
Amerika kıtasının varlığını Müslüman bilim adamlarına borçlu olduğunu söylemekten çekinmeyen Kristof Kolomb’un Fatih’e “Bana sponsor ol!” deyip demediği de kitapta dikkat çeken konulardan.
İyi bir komutan ve devlet reisi, aynı zamanda da şair olan Fatih’i tüm yönleriyle inceliyor Gökçe. Devri incelerken Sultan Fatih’in şairlik yönüne varıncaya dek inceleyen Gökçe, kitabında o devrin menkıbelerinin de yer almasıyla, esere samimiyet kazandırıyor.
“Surları Aşan Müjde: Fatih” isimli kitabı okurken o devrin ruhunu hissedecek, müjdesi asırlar öncesinden verilmiş bir şehrin nasıl alındığına tanıklık edeceksiniz. Bu tanıklığa o devirde olup bitenler de eklenince, medeniyet ve kültürün buluşması olarak kitabı zevkle okuyacaksınız.
Yunus Emre Tozal
YeniŞafak Kitap Eki
5 Mayıs 2010, Sayı: 44


Yorum Yapın