
Öldüğümde toprağımdan bir testi yapıp yâre su verin ki dudaklarına değebileyim” dizesiyle gönülleri fethetmiş, hayatı boyunca fenafillâh mertebesine ulaşmaya gayret etmiş, şiirlerini de o aşk ve şevkle yazmış olan Türk edebiyatının en önemli şairlerinden biri olan Fûzulî’nin Türkçe Divanı’nda yer alan Tevhid, türünün en güzel ve en ünlü örneklerinden biridir. Klasik Türk edebiyatında şairlerin ve mutasavvıfların mesneviler dışında, şiirlerini, belirli bir sıraya göre bir araya getirmeleriyle oluşan divanlarda bulunan şiirlerin, tertip açısından hangi grup ve sıralar içinde yer alacağı, önceden tayin edilmiş bir protokole tâbidir ve belirli bir hiyerarşiye göre dizilirler. Hiyerarşiye göre genellikle şair konu olarak ayırdığı şiirleri, ulûhiyet makamını göz önünde bulundurarak değerler sistemine göre en üst kademeden kendisine doğru sıralar. Şairler bir divanın muhteva bakımından sıralamalarını şu sırayla tertip etmişlerdir: Tevhid-münâcât-na’t-mi-râciyye-dört halife, İslâm ve tarikat bü yükleri üzerine methiyeler -hükümdar ve devlet büyükleri için methiyeler- terci’-bend ve terkib-bendler- küçük Mesneviler- tarih manzumeleri -musammatlar- şarkılar-gazeller- mukâtaât: Rubâî- kıta – nazım – metali’ – müfredat- mesâri’. Bu sıralamadaki tüm bölümlerin bütün divanlarda eksiksiz olarak bulunması söz konusu olmadığı gibi, sıralamaya çok yaklaşanlar, hatta sıralamadaki tüm derecelere sayfalar dolusu beyitlerle hazırlanılmış divanlar bulunabildiği gibi, derece derece bir kısmı ile yer alabildiği divanlar da bulunmaktadır.
Divanda değerler silsilesinin en üst makamında bulunan Tevhid-münâcât manzumeleri, yaratıcıya; Rabb’e yöneliktir. Bu kısım Rabb’ı ululayış ve yakarışlarla ifade edilir. Osmanlıcada birlik anlamına gelen “Tevhid”, özel olarak Allah’ın birliğine işaret eder. Yer ile gök arasında bulunan her şeyin yaratıcısının, tüm eşyanın sahibinin, malikinin ve aynı zamanda da tasarruf sahibinin yalnızca bir zat olduğunu ifade etmektedir. Etkileşim Yayınlarından çıkan Prof. Dr. Mahmut Kaplan‘ın hazırlamış olduğu Tevhid Fûzulî kitabı, Fûzulî gibi eserleri bilimsel çalışmalara konu olmuş, Leyla ve Mecnun mesnevisi gibi modern sanatlara ilham vermiş bir şairin, Rabb’ı anlama hisleriyle örülmüş şaheser beyitlerinin bulunduğu bir kozayı bir nebze de olsa açıklama çabasından ibaret. Her okuyuşta insanı farklı ruh maceralarına götüren Fûzulî Divanı, Mahmut Kaplan’ın deyimiyle bir lirizm denizidir ve okuyanı derunî bir yolculuğa çıkararak manevi iklimlere götürür.
Fûzulî Divanı kitabı, şairin ünlü eserini günümüz okuyucunun istifadesine göre hazırlanılmış, Osmanlı Türkçesi öğrenenlere bir kolaylık olması için de metnin eski harflerle olan orijinali de eklenmiş beyitlerin yanına. Beyitler önce günümüz Türkçesi ile nesre çevrilmiş, sonrasında da kısaca şerh edilmeye çalışılmış. Metni çevirirken elden geldiğince beyitten ayrılmamaya, şerh edilirken de olabildiğince metinden uzaklaşılmamaya çalışılmış. Mahmut Kaplan’ın söz konusu beyitlerde bulunan ilimlerin hepsini açıklama söylemi olmadığını ve mütevazice bu çalışmanın mükemmel bir çalışma olmadığını söylemesi, okurun metne daha da samimi yaklaşmasına vesile olmuş. Kanık, Fûzulî’nin şairliğini açıklamaktan öte ya da beyitlerin ne anlama geldiğinden öte, beyitlerin hangi anlamlara gelebileceğini göstermiş ve okuyucuyu kendi Fûzulî okuma yolculuğuna götürmüş.
Fûzulî’nin şiirlerinde lirizm ve rintlik ön planda olduğu için, dünya malına önem vermeyen, gözü gönlü tok olan şair kimliğiyle Fûzulî, rintliği âşıklığın bir gerçeği saymıştır. Fuzûlî’nin anlayışına göre insan “seven bir varlık”tır ve bu sevgi insanın Rabb’e yaklaşmasını sağlayan Rabb ile insan arasındaki bağın özünü oluşturur. Tasavvuf ve tasavvuf ilkeleri de Fûzulî’nin şiirinin temelinde bulunmaktadır. Bu anlamda Fûzulî’nin derin ve samimi bir aşk şairi olduğu söylenebilir. Ölüm, toplum, yoksulluk, felsefe, kâinat, eşya temalarını hep aşk etrafında yazmıştır. Aslında Fûzulî, sadece şairliğiyle değil, yapıtlarının çokluğuyla da meşhurdur. Üç divanından başka başta Leylâ ve Mecnun olmak üzere, Hadikat-üs-Süeda adındaki eser de meşhurdur. Kerbelâ hadisesini konu alan bu düzyazı ve şiir karışımı eser, şairin en önemli kitaplarından ve Türk edebiyatının şaheserlerinden biridir, sonraki şairleri büyük ölçüde etkilemiş, birçok defa baskısı yapılmıştır. Beng ü Bade adında 500 beyitlik Türkçe mesnevisi ve Heft-Cam adında 327 beyitlik bir sakinamesi de vardır. Rind ü Zahid ve Hüsn ü Aşk adında iki tane Farsça düzyazı eserleri de meşhurdur. Şikâyetname adıyla Türk mizah ve hiciv edebiyatının şaheserlerinden bir seri de bulunmaktadır.
Mahmut Kaplan, Fûzulî Divanı kitabında tabiat kitabında çizilip yazılan ve kâinatta gerçekleşen her şeyi, şairin sanat gözüyle baktığını, “esma-i hüsnâ” (Allah’ın güzel isimleri) olarak gördüğünü ifade ederek, Allah’ın birliğini kâinatı temaşa edip eşyanın hikmetine odaklanarak ifade ettiğini belirtiyor. Fûzulî’nin edilgen fiil yapısı kullanarak asıl dikkati faile, yani Rabb’e çevirdiğini belirten Kaplan, şairin insanı kâinat gibi görerek söz gelimi baharın gelişini bir diriliş gibi algıladığını, çiçeklerin tabii görünüşlerinin bir hikmeti olduğunu, sabahleyin gül yapraklarının üzerlerinde bulunan çiğ tanelerinin bir amaç taşıdığını, kısacası kâinata da bu nazardan bakmamız gerektiğini ifade ediyor. Manevi iklimlerde bir ruh yolculuğuna çıkmak isteyenlere duyurulur.
http://milligazete.com.tr/makale/f%C3%BBzul%C3%AE-divani-177391.htm
Yunus Emre Tozal
22 Eylül 2010, Milli Gazete


Yorum Yapın