17
Ağu

Güldürürken Düşündüren Derviş: Nasreddin Hoca

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori tahlil

Kitap Kapağı

Yaşadığı 13. yüzyılın değil bütün zamanların en önemli nüktecisi olan, yalnızca adı bile söylenir söylenmez dudaklarda hemen tebessüm çizgileri belirerek; ardından hikmetli, manalı, fakat çok hoş ve güldürücü nükteler barındıran sözleriyle karşısındaki insanı tefekküre yönlendiren bir derviştir Nasreddin Hoca. Akademisyenlere göre evrensel bir filozof, bize göreyse bir derviş. Derviş kavramı filozoftan daha samimi, daha içten geldiği için Nasreddin Hoca’mızı öyle algılamışız. Eşi, kızı, oğlu ve eşeğinden ibaret şahsi çevresi, sevdiği ve sevdirdiği öğrencileri, mahallelisi, dostlarından oluşan yaşantısı, bizleri güldürürken düşündürür, iç dünyamıza yönlendirir, hakikate dair düşüncelere yönlendirerek nefis muhasebesinin zeminini hazırlar.

Kimine göre tarihçi, kimine göre romancı, kimine göreyse bir tefrikacı olan Ziya Şakir, edebiyat akımları arasında çeşitli türlerde eserler verse de zamanı için romancı, günümüz içinse tarihçi sayılabilecek bir entelektüeldir. Ziya Şakir’in Avrupa’ya yaptığı yolculuklarda, Nasreddin Hoca’nın Avrupalı toplumlar tarafından menfi, müstehcen ve yarı deli kaba bir insan gibi algılandığını görmesi, kendisini üzmüş, gücendirmiştir. Rivayetler ve yazılı kaynaklar doğrultusunda Nasreddin Hoca gerçeğini aydınlatmak ve Nasreddin Hoca’nın aslında yarı deli kaba bir insan olmayıp, tam tersine zeki, kendini bilen ve her sözünde ince bir hikmet bulunan, son derece hazır cevap kişiliğini anlatmak istemiş. Öncelikle hayatın faniliğindeki derin manayı idrak etmiş, yüksek mevkideki kişileri bile ince nükteleriyle hırpalamaktan çekinmemiş bir evrensel filozof olduğunu, sonrasındaysa bizim medeniyetimizin kavramlarıyla bir derviş olduğunu Nasreddin Hoca’nın hayatını, adının geçtiği yazılı kaynaklardan ve onun adına anlatılan fıkralardan kurgulamaya çalışmıştır.

Ziya Şakir’in tüm eserlerini orijinal ifade ve kelimelerine dokunmadan yayınlayacak olan Akıl Fikir Yayınları, kıyıda köşede unutulmuş bir edebiyatçı olan Ziya Şakir’in “Evrensel Bir Filozof Nasreddin Hoca” kitabını yayınladı. Ziya Şakir’in Avrupa’ya yaptığı iki uzun seyahatinde dikkatini çektiği en önemli noktalardan biri, şark ile az çok alakadar olanların üç isme önem verdileri. Bu üç isim: Ömer Hayyam, Bektaşi Hikâyeleri ve Nasreddin Hoca. Ziya Şakir Paris’te Nurettin Topçu’nun doktora yaptığı Sarbonne Darülfünun’unda öğrencilerin Nasreddin Hoca’dan imtihan edildiklerini, her öğrencinin elinde “Hoja merum dedi ki…” diye fıkraları okuyup tahlil ettiklerini görünce dayanamayıp sorar, şöyle cevap alır:

“Ee… Bu zat, artık beynelmilel bir filozof olmuştur. Biz onu, Türklerin ‘Donkişot’u telakki ediyoruz. Yaptığı ve söylediği şeyler o kadar hoşa gidiyor ki onun için kendisine samimi bir surette alaka gösteriyoruz.” (sayfa 12)

Nasreddin Hoca’nın Donkişot’a benzetilmesi gücüne giden Ziya Şakir, kendi ifadesiyle o megalomaniye müptela, yarım deli ve ahmak bir tip ile zeki, kendini iyi bilen ve her sözünde ince bir hikmet gösteren Hoca merhum ile asla kıyas edilemeyeceğini anlatır ve Sorbonlu muhataplarının üzerinde büyük bir alaka uyandırır. Ardından Ziya Şakir Nasreddin Hoca ile araştırmalarına hız verir. Nasreddin Hoca’nın fıkralarını atasözleri gibi ezbere bilen zatlarla konuşur, görüşür. Hatta milli mücadele yıllarında Anadolu’da bulunmuş bir Amerikalı dostunun Nasreddin Hoca hakkında epey not tutmuş olduğunu fark eder. Nasreddin Hoca’dan bahseden meşhur Alman seyyahlarından “Doktor Karots” isminde bir zatın, 1911 yılında Kırgızlar ve Türkmenler arasındaki seyahatinde tuttuğu notlardan oluşturduğu kitaplarında bile Nasreddin Hoca notlarını görür. Muhtelif garp müellifleri Hoca’nın hayatı ve menkıbeleri hakkında büyük küçük birçok kitaplar yazmışlardır. Fransızca, İngilizce, Almanca, Rusça, İtalyanca ve hatta İspanyolca yazılmış olan bu kitaplarla Hoca’yı kendi milletlerine tanıtmışlardır. Fakat bu kitapları gözden geçirerek, rivayetlere nazaran maalesef Hoca’yı kendi karakterinden uzaklaştırdıklarını inceler Ziya Şakir. Kendi deyimiyle zeki, hassas, ince fikirli, pervasız ve son derece hazır cevap bir zatı adeta meczup, serseri, derbeder bir adam yaptıklarını görür. Hoca merhumu en sağlam cephesiyle tanımış olanların, İranlılarla Azerbaycanlılar olduklarını söyler Ziya Şakir. Zaten Mezopotamya ahalisinin yörede “Molla Nasreddin” tabirini kullandıklarını belirtir. Kafkasya’da bu isimle bir gazete çıkarılmıştır; memleketin ve milletin dertlerini en müessir bir lisan ile tenkit eden bu gazetenin her tarafta revaç görmesini, Nasreddin Hoca isminin tesirine bağlar Ziya Şakir.

Bizde Nasreddin Hoca hakkında yapılan ilk neşriyatın, meşhur “Çaylak Tevfik Bey”in Hocanın meşhur zarif ve nükteli menkıbelerinden mürekkep olan eseri olduğunu belirtir Ziya Şakir. Ayrıca bu eser “Müllen Drof” isminde Alman müsteşriki (Doğu Bilimci) tarafından Almancaya tercüme edilmiş, aynı eserden ilham alan Fransız muharrirlerinden “Doktor de Manş” 1876’da Paris’te bir kitap neşredildiğini açıklar. Yine aynı ilhamın tesiriyle 1878’de Brüksel’de küçük bir risale neşredilmiştir. Oldenburg’da intişar eden “Nasreddin Hoca” ismindeki kitabın tarihiyse 1891’dir.

Ziya Şakir, hem Avrupa seyahatlerinde hem Nasreddin Hoca hakkında yapılan ilk neşriyat olan meşhur “Çaylak Tevfik Bey”in Hocanın meşhur zarif ve nükteli menkıbelerinden mürekkep olan eserinden, dostlarından, araştırmalarından oluşan bir kitap hazırlar.

Mizahın gelmiş geçmiş en büyük ismi olarak kabul edilen Nasreddin Hoca halkın içinde yaşayan yönünü, yüksek zümre insanlarıyla ilişkisinde dikkat ettiği noktaları, Hoca’nın kendini halkın üzerinde gören mağrur idarecilerden uzak duruşunu ve eleştirilerini özlü bir şekilde derleyip toparlar. Hoca’nın bazı hikâyelerinde fazla saflık kokusu olması, Hoca’nın bilgisizliğinden veya budalalığından değil; tam tersine onun halka bir şey öğretmek ve nükte yapmak arzusundan kaynaklandığını; o olayın hikmet tarafını göstermesini istediği için o şekilde davrandığını belirtiyor Ziya Şakir. Eski yayıncıların maddi menfaati uğruna değiştirilen veya ona aitmiş gibi gösterilen bazı ‘’yabancı’’ fıkraların asıllarını, onun nezih, dürüst, zarif nüktelerini, hırsızlık, dalkavukluk, ahlâk düşkünlüğü gibi kötü huylardan uzak oluşunu, hikmet yönünü anlatır.

Tarihe mal olmuş tüm filozofların az-çok ortak görüşü “Ne olursanız olun, ama dosdoğru ve ilkeli olun…” cümlesi olduğu söylenir. Nasreddin Hoca akademisyenlere göre en büyük filozoflarımızdan, bize göreyse hikmet ehli dervişlerimizden birisidir. Söyledikleri, tavırları, eylemleri ve esprileri numara yapanların ve göz boyayanların ipliklerini pazara çıkarmak, onların tezgâhlarını dağıtmak içindir. Hocanın asıl amacı güldürürken düşündürmek, muhatabını hakikate yöneltmektir. Nasreddin Hoca ve onun gibi güldürerek düşündüren akıl hocalarına ihtiyacımız her zaman olacaktır. Ziya Şakir’in Hoca ile ilgili okuduğumuz maddi menfaati uğruna değiştirilen veya ona aitmiş gibi gösterilen bazı durumların asıllarını incelemiş olması, bu yüzden önem kazanıyor. Ziya Şakir “Evrensel Bir Filozof Nasreddin Hoca” kitabıyla, Hoca’yı aslından okuyup tanıma fırsatı sunuyor.

Yunus Emre Tozal

Milli Gazete, 17. 08. 2009

Kitabı İsteme Adresi:

Akıl Fikir Yayınları

Büyükdere Cd. No:81 Kuğu İş Hanı Kat:5 D.:10 Mecidiyeköy / İSTANBUL

Tel.: 0212 216 33 70 – 71 Fax: 0212 216 33 72

http://www.milligazete.com.tr/makale/makale-135857.htm

17 Ağustos 2009, 09:46 tarihinde tahlil kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


One comment

yusuf
 1 

Nasreddin hocayı herkes sever herkes onun mizahından bahseder fakat benim anlamadığım konu şu Neden Hiç kimse çocuğuna nasreddin ismini koymamış ya da ben ismi nasreddin olan hiç kimseye rastlamadım eğer hatırlayanız varsa bu konuda aydınlatmasını rica ederim..

22 Ağustos 09 Saat 19:38

Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz

*