
Gülmeye anlam katan nedir, hiç düşündünüz mü? Hayatın akışı içerisinde, insanın kâinatla ve insanlarla olan ilişkilerindeki bağ, gülme eyleminin gerçekleşeceği komutu insan zihnine nasıl aldırır? Hatta soruya şu açıdan da bakabiliriz, kendi kendine gülmeyi de hesaba katacak olursak, insanın kendi kendiyle kurduğu bağın, zihinde gülme eylemi komutunun alınmasındaki etkisi nedir?
Tolstoy’a göre insana yakışıp yakışmamasına göre insanın güzel olup olmadığını bize anlatan bir eylem olan gülme, psikolojik açıdan insanın yüzüne doğan bir yaz güneşi gibidir; gülündüğünde yüzde bulunan o endişeli ve sıkıntılı hislerin kaybolacağı hekimlerce ifade edilmiştir. Medeniyetimizde gülmenin bu anlamıyla karşılığı tebessüm olarak ifade edilir. İslam medeniyetinde tebessüm etmek, sadakadır. Mevlana Mesnevi’sinde arifin tebessümünün ve nar’ın danelerinin insanı cevher kılmaya vesile olabileceğini belirtir: “Nar alacak isen, gülen, çatlamış nar al ki, o gülüş, sana içindeki dânelerden haber versin. Arifin gülüşü, ne mübarek gülüştür ki, o gülüş, can kutusundaki inci gibi, ağızdan gönlü gösterir. Gülen nar, bağı, bahçeyi de güldürür. Ariflerin sohbeti, seni de arifler arasına katar. Sen, kaskatı bir taş veya mermer parçası olsan da, bir gönül sahibine erişebilirsen cevher olursun.”
Gülmeye değişik açılardan yaklaşımlar, tanımlamalar getirilmiştir. Aziz Nesin gülmeyi ideolojik olarak değerlendirerek, toplumsal sınıfların birbirleri arasındaki farklardan kaynaklanacağını ifade edercesine gülmenin baskıyı da arttırdığını söyler: “Gülmek, gülünen kişiye, yani gülünç olana bir toplumsal baskıdır. Bizi güldüren şey, güldüğümüz kişide bulduğumuz eksikliklerdir. İşte kişideki bu eksiklikler, o kişinin, toplumuna, sınıfına, çevresine uyarsızlıklarıdır… Gülmece yoluyla, gülünç olan üstüne toplumsal baskı kurulur. Bu baskıyla gülünç olanla alay edilerek, onun kendisini istenilen doğrultuda düzelterek, uyarlanarak alaydan kurtulması istenir. Gülmecenin dünyanın ilerlemesinde, elbette moral ilerlemesindeki işlevi budur.” Nasreddin Hoca’nın meşhur “Gülme komşuna, gelir başına” sözünde de gülme eylemi, alay etme anlamında kullanılır.
Baudelaire’in gülme tanımı da Aziz Nesin’in tanımlamasını destekler niteliktedir. Baudelaire’e göre bir insan küçümsemeden gülemez. Gülmeyi en çok harekete geçiren iki şeyden birincisi, muhatabın aptal, anlayışsız, sakar ve bön v.s. gibi sıfatlarla alenen karşımıza çıkmasıdır. İkinci etken olarak da şaşkınlığı görür ve komikliği şöyle tanımlar Baudelaire: “Beklenmedik olan her şey sonunda ölüm veya hastalık getirmediği sürece son derece komiktir.” Buradan da Friedrich Nietzsche ile bağ kurabiliriz, çünkü Baudelaire’in komiklik tanımında ölüm ve hastalık getirmediği sürece beklenmedik olan her şey komikliğin alanına girer. Nietzsche ise gülmeyi ele alırken, insanı çektiği acı ile birlikte tanımlanabileceğini ifade etmiştir: “İnsan o kadar çok acı çeker ki; yalnızca o, gülmeyi icat etmek zorunda kalmış.”
Komikliğin yapım yöntemlerini belirleyen Bergson, gülme kurallarının kurallara uygun bir eleştirisinin yapılıp yapılamayacağı ile ilgili olarak eserler kaleme almıştır. Bergson, eşyaya karşı kimi zaman nahoş, kimi zaman da hoş kokular veren değişmez özü hangi damıtma işinin sağladığını araştırarak, gülmeyi bir tanımlamaya hapsetmekten ziyade, gülme eyleminin nasıl büyüyüp geliştiğini izlemenin, bizleri komikliği epistemik açıdan incelemeye götürdüğünü ifade eder. Gülmeyi ve komikliği ele alırken insanın “ne” olduğuna ilişkin sorularla muhatap kalmak, gülme üzerine düşünen Batılı düşünürlere insanın tanımlamasını şöyle yaptırmış: “İnsan, gülmesini bilen hayvandır.” Bergson, insanı insandan başka bir hayvanın ya da cansız bir nesnenin de güldürebileceğinden, dolayısıyla da hayvanlarıkin ve cansız nesnelerin insanoğlu ile benzerliklerinin bulunduğundan, insanın “güldüren hayvan” olarak da tanımlanabilir olduğunu belirtir. Bu tanım, insana bakış açısına göre ve gülmeye bakış açısını oluştururken de insanın özelliklerini göz önünde bulundurmaya göre değişecektir.
Murat Çiftkaya’nın son kitabı “Cehennemde Kahkaha” Nesil Yayınlarından yayımlandı. İnsanı anlam ve hakikate taşıyacak olan imgelerden yola çıkarak hazırlanan kitap, Çiftkaya’nın hayatta belki de çok az insanın fark ettiği bakış açılarından hazırlanan denemelerden oluşturulmuş. Bu dünyanın ahirete giderkenki yolda dinlendiğimiz bir ağacın altındaki gölge olduğunun altını çizen Çiftkaya, daha önce Aklım Kalbimde Kaldı kitabında din ve bilim, Siyasetin Şerrinden kitabında siyaset ve ilkeler arasındaki bölünmeye dikkat çekip, bu bölünmeye karşı çareler teklif etmişti. Cehennemde Kahkaha isimli bu kitabında da hayat ve insanın boynunda bir madalyon gibi taşıdığı değerler arasında bir yangın gibi büyüyen bölünmeye karınca misali de olsa birkaç damla su taşıyor.
http://www.milligazete.com.tr/makale/gulmenin-epistemolojisi-170386.htm
Yunus Emre Tozal
16 Temmuz 2010, Milli Gazete


One comment
Yorum Yapın