28
Nis

güzün hicretinde ölüm provası

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori deneme

Gelişinden belliydi sonbahar…

Çocukların umut dolu rüyalarını başka baharlara saklamasında belliydi. Hüznün ayazlarından doruğa çıkıp, aşkın uçurtmalara resmedilmesinden, kuşların hicretinden, yaprakların mahzunluğundan belliydi…

Bir mağarayız sanki. Bir yerlerden ışık süzülüyor lakin ışığın nereden geldiği bilinmiyor. Loş çığlıkların sükût yakarışlara çevrildiği, küskün gelinciklerin uçurumların kıyısında açtığı bir mahzen… Gardiyanı gece olan bir mahpus… Cellâdı müntehir hayaller olan bir kuyu…

İkbali müteessir bırakılmış bir kuş ölüsü gibi geziyoruz mağarada. Mütehavvil çiçekler açıyor dimağımda; her sonbaharda solan, her ilkbaharda tekrar yeniden açan… Oysa ben bir kez öldükten sonra bir daha yeşermesini istemiyorum. Bir kez terkedilmiş bir aşk gibi, bir kez ölmek istiyorum…

Hiç bitmeyecek bir nevbahar arıyorum ey hazan!

Ölümle nameleşmek zor gelir bana… Sonbaharın her gelişi ile tekrar hatırlarım ölüme yazdığım mektupları. Tekrar ölür yapraklar, tekrar başımdan boşalır kaynar sular… Toprak kokusunu içime çektikçe, toprağın beni çağırdığını hissedercesine eririm. Her sonbahar, tomurcuğudur acılarımın… Her acı aşkın sükût halini arz eder tebessümüme…

Nihan tebessümler bırakır gamzelerime sonbahar, yağmur yağmur yağdırır gökten özlemleri…

Hazan hülyaları düşlerim gökyüzünde. Her geçen an ölüme bir adım daha yaklaşmanın sevinci içerisindeyken, güz tüm etkisiyle dağları yerinden oynatırcasına münzevi mahzenlerde esiyor. Penceremin kenarlarından içeri girmeye çalışan bu tatlı meltem, hayatın sonbaharla ilkbahar arasında geçtiğini fısıldıyor. Gassallar her hazanda yıkıyorlar ruhsuz bedenleri…

Her hazan, acılar nazan nazan…

Her hazan, sararmış yaprakların etrafında tüten rayihanın eşliğinde ölüme koyulur. Ölüme aralık bırakılır kapılar, her kapı gıcırtısıyla başlar telaşeleri insanların… Her şimşek çakması, makberlerin gittikçe daha çok açılmaya başladığının göstergesidir.

Telaşa mahal yok, hazan yağmurları kimsesizliğin yalnızlığında nazenin ağlarına bırakıyor intizar duaları… Dağların yamaçlarında birikiyor sel sel, Kaf dağını aralamaya çalışıyor sevgi tohumlarını gönüllere ekerek…

Yürekler kanserli…  Aşka hicret peykânlardan süzülen gözyaşları mütebessim… Ta süveydasından vurulan âşıklar, oturmuş bekliyorlar mehtapta güzün gelmesini. Acılarını tazelemeyi, söz yaşlarını hokkalara batırıp yazmayı, titremeyi…

Vefamsın artık ey hazan! Her gelişin cemrelere atıyor yüreğimi. Alevler etrafında mutedil aşkına gebe yağmurlar yağıyor, kefenine sarılıyor sararmış yapraklar. Sarıyor aşkın kainatı ey!

Gök bu kadar ağlayabilir miymiş? Bu kadar hüzne kim dayanır ey!

Böyle bir aşka kim talip?…

 

28 Nisan 2008, 10:58 tarihinde deneme kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz

*