
Asker çocuğu olmasının yanı sıra, askerlerin dünyasını çok yakından kavrayacak kadar her düzeyde askerle görüşüp konuşan, dinlediklerini not edip araştırmalarıyla birleştirerek gündemde olan darbe tartışmalarına farklı bir bakış açıları sunan Mümtaz’er Türköne’nin yeni kitabı “Sözde Askerler” Nesil yayınlarınca yayımlandı. Sadece siyaset yapan askerin bu ülkeye hiçbir düşmanın veremeyeceği zararı verdiğine inanan Türköne, gözlemleriyle son yıllarda “ıslak imza”lı komplo belgeleri, katliam ve provokasyon teşebbüsleri ile tarihini belirleyen önemli bir dönemeçten geçen Türkiye’de, toplumun endişelerine tercüman olma çabasında.
Türköne, bazen Genelkurmay Başkanı’nın yazdıklarına cevap yetiştirdiği duygusuna kapıldığını, “Askerler Max Weber okumalı” önerisine gelen cevaplar gibi ya da “Ordu kendi halkına savaş açamaz” hükmüne, “Biz Güney Amerika ordusu değiliz” karşılığı gibi karşılık verdiği duygusuna kapıldığını belirtiyor. Türköne, askerin siyasetin dışında durması gerektiğini düşündüğü için, gündeme de kalıcı bir katkıda bulunmak amacıyla Zaman gazetesindeki köşesinden de faydalanarak, yazdıklarını sistematik bir şekilde düzenleyip oluşturmuş Sözde Askerler’i. Kendi ifadesiyle bir makale derlemesinden öte daha çok asker-siyaset ilişkilerine dair değişik zamanlarda dile getirdiği düşüncelerin bir mantık ve muhakeme zinciri içerisinde mezcedilmesinden oluştuğunu dile getiriyor.
“Laikliği neden asker koruyor?” yola çıkarak silahın koruduğu laikliğin nasıl bir şey olduğunun sorgulanması gerektiğini ifade eden Türköne, Atatürkçülüğü de sorguluyor. Esra Özyürek’in Modernlik Nostaljisi & Kemalizm, Laiklik ve Gündelik Hayatta Siyaset kitabından hareketle, Atatürk’ün minyatürleştirilmesi, özellikle 1990lı yılların başlarında Kemalist sembollerin metalaştırılması, Türköne’nin de kitabında “Silahlı Atatürkçülük” bölümünde değindiği konuların başında geliyor.
Esra Özyürek’e göre siyaset bilimci Claude Lefort’un “yaratılış fikrinin totaliter siyasetin kalbinde yattığını” belirtmesi, toplumun algısına ve bilinçaltına yerleştirilen korkunun altında yatan şeyin neden ve nasıl sebeplerle yerleştirildiğini aşikâr kılıyor. Atatürk’ten bir düşünce sistemi çıkarttığını iddia edenleri sadece demokrasiye ve halka karşı düşmanca fikirleri savunurken Atatürk’ün arkasına saklandıklarını belirten Türköne, Atilla Yayla’nın “Kemalizm, ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder” sözünü hatırlatarak, ilericiyi-gericiliği ölçmek için başvuracağımızın ölçütün “akıl, bilim ve medeni dünya” olması gerektiğini söylüyor. (s. 192)
İlk defa İkinci Meşrutiyet’ten sonra yükselen Türkçülük akımıyla birlikte keşfedilen, Cumhuriyet’in ilk yıllarında kabul görmüş bir efsane olan Ergenekon, Türköne’ye göre emekli askerlerin kurduğu bir çetenin isminden ziyade, devlet içinde fiilen sahip olunan ve fiilen yürütülen karanlık bir iktidarın alanı. Kendilerini devletin sahibi ve koruyucusu ilan edenlerin ideolojisi olan Ergenekon’un bir ayağının Susurluk olduğunu kaydeden Türköne, Ergenekon’un bir dönüm noktası olduğunu belirterek, ordunun konumunun ve askeriyenin işlevinin temeline inerek analiz etme gerektiğini ifade ediyor.
Sözde Askerler, 11 bölümden oluşuyor. Asker düşmanı olmaktan yeni bir ordu kurmaya, Ergenekon’dan silahın koruduğu Laikliğe, Laikliğin tanımları ve kullanım alanlarından başörtüsü yasaklarına kadar yargı, hukuk ve insan-toplum ilişkilerini gözden geçiriyor Türköne. Özellikle askeriye, Laiklik ve Kemalizm hakkındaki bakış açılarıyla görünen gündemin perde arkasında olanları göstermeye çalışıyor, farklı bakış açılarıyla Askeriye, Kemalizm ve Laiklik kozasını örüyor. Ordusuna güvenen halk ile halkına güvenemeyen ordu arasında bağlantılar kuruyor, provokasyonların altında yeten nedenleri analiz ediyor.
Yunus Emre Tozal
21 Mayıs 2010, Milli Gazete


Yorum Yapın