10
Eyl

Online Toplumun Doğuşu II

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori sosyal medya

Ortak bir dil, konuşma ve yazışma adabı, duygu ve düşünceleri ifade etme metodu ile birlikte bir bütünlük sağlayan çevrimiçi toplumun çıkışı, gelişimi ve beslendiği kaynakları göz önüne alındığında, çevrimiçi toplum çevrimdışı toplumdan bağımsız bir toplum değildir ve fakat çevrimdışı toplumdan çok daha farklı yönleri, kendi özgü metotları vardır. İnternet kullanmaya başlayan çocukları kendi saflarına dâhil edebilirliğinden ötürü gittikçe büyümektedir.

Bir anda milyonlarca kişiyi bir araya getirebilir, üyeler arasında etkileşimi sağladığında ciddi bir tehlike oluşturabilir, her an her yerde birçok kişiyi gruplandırabilir. Buradaki tehlike, sanal toplumda maskelerin yaygınlaşmasını sağlayan net ortamıyla birlikte maskelerin çoğalması, işlerin maskeler arkasından yürütülmesidir denilebilir. Çünkü üyeler, toplumda ifade edemedikleri, çekindikleri hemen her konuyu burada ifşa edebildikleri gibi, istemedikleri özelliklerini de saklayabilme şansına sahiptirler.

Bir nickname (takma ad) arkasından kendisinden hiç beklenmeyecek duygu ve düşünceleriyle online toplumun lokomotifleri olabilir, kendilerinin arkasından binlerce üyeyi sürükleyebilirler.

Nihal Gürhani’nin deyimiyle sosyal kontrolün olmadığı bir ortamda “üstben” den gelen toplumsal baskıları atarak, olabildiğince “ben”lerini özgür bırakmanın keyfini çıkartabilirler.

Önemli olan, üyelerin katılımında internetin ‘yaşanan an’ı odaklayışıdır. Üyeler, yaşanan an’daki katılımlarıyla, topluluk duygusunu kazanmakla kalmazlar, aynı zamanda bir arada olmanın getirdiği duygularla bulundukları konumları sahiplenirler; yurt edinirler. Bu yüzden 20. yüzyıl, modern insanın yurtsuzluk hissinin doruk noktasına ulaştığı ve cemaat kavramının en çok tartışıldığı yüzyıl olmuş, farklı yurt algılayışları ortaya çıkarmıştır.

Sosyal kontrolün ve denetimin olmadığı sanal cemaatler, zamandan ve mekândan bağımsız farklı insanları yakınlaştırdığı, daha katılımcı demokratik bir dünyanın biçimlenmesine katkıda bulunduğu kadar, aynı zamanda yeni dijital ortamlar, gruplar, cemaatler oluşturabilir. “Ötekileştirmekten” uzak olan sanal cemaatler, “yurtsuzluk acısı” çeken insanlar için “eve dönüş” gibi gözükse de, bu kişilerin fiziki yaşamdaki ilişkilerine bir alternatif oluşturmadığından ötürü kalıcı bir etkiye sahip değildir, dolayısıyla kalıcı da değillerdir. Zaten bu yüzden sanal cemaatlere girmek kadar, ayrılmak ta kolaydır.


Yüz yüze etkileşimin getirdiği duygular bu cemaatler için bir eksiklik olduğundan, samimiyet ve içtenlik konularında sanal cemaatler direkt sınıfta kalırlar. Toplumsal kontrol, ahlak ve sorumluluk duygusu son derece zayıftır. Ama sanal cemaatlerin bir imkân sunduğu ortadadır ve hatta birçok kişi için sanal cemaatler, insanlar için fiziki dünyada bir araya gelmek istedikleri insanlarla tanışma ortamıdır. İnsanlar, internet dünyasının tanışma ortamlarıyla birbirleriyle iletişim kurmak için nete girerler ama kısa sürede bir sanal cemaatin “bağımlı ferdi” haline gelebilirler.

Bu durum, kişinin normal hayatta neye bağlı olduğunun, neye inandığı ve neye önem verdiğiyle alakalı bir durumdur. Kişi zaten bilinçliyse, internet ortamında sanal cemaatlere girmeden internetin tüm iletişim olanaklarını kullanabilir, çalışabilir, gündemi takip edebilir, internetin olanaklarıyla binlerce kişiye ulaşabilir, hatta geçimini bile bu sektörden sağlayabilir.


Yunus Emre Tozal
 / @yunusemretozal

Not: Bu yazı ilk olarak www.semiyun.com sitesinde yayınlanmıştır.

10 Eylül 2012, 11:29 tarihinde sosyal medya kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz

*