20
Nis

Paris’ten Safranbolu’ya Bir Akıl Tutulması: Şehircilik

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori tahlil

BAÞBAKAN DÜÐÜMÜ ÇÖZDÜ, DOÐANBEY TOKÝ'DE HAYAT BAÞLIYOR ANKARA’DA ÇEÞÝTLÝ TEMASLARDA BULUNAN BÜYÜKÞEHÝR BELEDÝYE BAÞKANI RECEP ALTEPE, DOÐANBEY KENTSEL DÖNÜÞÜM PROJESݒNDE BÝR DÝZÝ SÜBVANSÝYONU ÝÇEREN DÜZENLEMELERÝN BAÞBAKAN RECEP TAYYÝP ERDOÐAN TARAFINDAN ÝMZALANDIÐINI SÖYLEDÝ

Bursa Doğanbey TOKİ Evleri

‘İnsanın en büyük erdemi, şehir kurmaktır’ diyor Eflatun. Şehir kurmak medenileşmek demektir. İslam medeniyetinde sanata bakış açısı da böyledir. Sanat sadece seyredilmez, aynı zamanda “yaşanan” bir şeydir; o yüzden Mimar Sinan’ın camilerine girdiğimizde, sanki iç âlemimize girdiğimizi fark ederiz. Sinan’ın camilerinde kıyamdayken, eğer caminin pencereleri açıksa kâinatla hemhal oluruz. Sanki bedenimiz camidedir ama ruhumuz kâinatla bütünleşmiştir.

Son yıllarda özellikle sosyoloji, psikoloji gibi disiplinlerden uzak kentsel dönüşüm projelerinin açtığı sorunlar ve rantın herkesin faydalanabileceği bir sisteme; kamuya aktarılamaması, doğru bir Şehircilik algısının oluşumunu engelledi. Nedir doğru bir Şehircilik algısı? 1789 Fransız İhtilali sonrasındaki dönemde bir cetvel alınıp çizilen Paris şehrinin oluşumundaki planlardan, klasik Osmanlı mimarisinin bizlere bıraktığı şehirlerden biri olan Safranbolu’nun o mahremiyeti koruyan şehir düzenine insanoğlunun Şehircilik algısı sürekli yenilenerek değişti, moda tabirle güncellendi, güncellenmeye devam ediyor.

Bugün 2000’den önceki Türkiye ile 2000 yılı sonrası Türkiye’nin çok farklı olduğunu, sadece Şehircilik politikalarına baktığımızda bile fark edebiliyoruz. 1970’li yıllarda Kâğıthane’de Kültepe, Harmantepe, Duttepe gibi mahallelerin arasında arazi kapma kavgaları, bugün Şehircilik alanında yazılan romanlara konu oluyor. O yıllarda çevirebildiği yer kadar yer çeviren herkes, bir günde yaptığı konutta kalıyor, ertesi sabah muhtarlardan Tapu belgesine benzer belgelerle toprak sahibi oluyorlardı. O günlerden bugüne; İstanbul özelinde gecekondulaşmadan apartmanlaşmaya, apartmanlaşmadan rezidanslaşmaya doğru bir mimari bakış gelişti. Nasıl oldu da Şehircilik konusunda akıl tutulması yaşadık, tabiri caizse sınıfta kaldık? Cihan Aktaş, İz Yayıncılık tarafından yayımlanan yeni kitabında Şehircilikte yaşadığımız akıl tutulmasının sebeplerini araştırıyor. Kitap üç bölümden oluşuyor. Bölümlere Hâl ve İmkân, Bakışlar ve İzlenimler başlıklarını veren Aktaş, Şehircilik ve Mimari okumalarından hareketle hem kuramsal hem tecrübelerinden hareketle katıldığı çalışmaları bir araya getirmiş. Kenti meydana getiren sokağın ve mahallenin insan ilişkilerindeki etkisini inceleyen Aktaş, Türkiye’deki Şehircilik sorunlarını ve problemlerin kaynağını analiz ediyor.

Arc de Triomphe - Paris

Arc de Triomphe – Paris

Yakın tarihe göz attığımızda, örneğin 1800’lü yıllarda Fransa’da şehir planlamacıları bir şehrin planını çiziyor, yolların nereden geçeceğini cetvelle gösteriyor ve başka bir değerlendirme yapılmadan çizilen planlar uygulamaya konuluyordu. Bugün Paris’in şehir planı böyle bir süreçten geçerek hazırlanmıştır. Osmanlı’da ise bundan çok farklı bir süreç işliyordu. Şehir bölgeyi tanımayan, topografyasını anlamayan plancılar tarafından masa üzerinde çizilmiyordu, aksine Turgut Cansever’in ifadesine göre Osmanlı’da bir şehri kurmak için gelen işçiler, ilk önce şehrin hamamını inşa ediyorlar; şehri kuracak insanların temiz pak olabilmesi, çalışanların temizliğini sağlamak için… Ardından medrese inşa ediliyor, bilgi ve hikmet ortamının kurulması için… Sonra cami, daha sonra etrafındaki evler ve mahalleler inşa ediliyor yavaş yavaş. Cihan Aktaş kitabında camilerin şehir içinde merkezi önemini yitirilmesinin, bir dünyevileşme göstergesi olduğunu ifade ederken; aynı zamanda mahalleyi oluşturan unsurların bugün artık gittikçe yok olmaya başladığını belirtiyor.

Bugün artık dünya şehirlerini yürüyerek gezebilir, yatay planlamada istediğiniz yere yürüyerek gidebilirsiniz. Olması gereken de budur; yürüyerek yatayda insanın karşısına bariyer, AVM ya da herhangi bir engel çıkmamalı; toplumun kaynaşması sağlanmalıdır. Paris’te, New York’da, Amsterdam’da herhangi bir güvenlik kontrolünden geçmeden şehri yürüyerek gezebilirsiniz. Ama bugün İstanbul’da artık X-Ray cihazının kullanılmadığı çok az AVM var ve gittikçe X-Ray cihazlarının kullanımı artıyor. Kimi kimden koruduğunuzu zannediyorsunuz diye insan hayıflanıyor X-Ray cihazlarından geçerken. Cihan Aktaş da özellikle yatayda toplumun kaynaşmasını sağlayacak çalışmaların yapılmasını gerektiğini; mescit, okul, pazaryeri ve kültür merkezi gibi kullanım yerlerinin mahalleyle sokakla irtibatla olması gerektiğini ifade ediyor. Bu noktada kentsel dönüşümün mantığının sorgulanması gerektiğini ifade eden Cihan Aktaş, şu önemli soruyu soruyor: Herkes türdeşiyle yaşarsa kardeşlik ve tebliğ/doğruyu bildirip yanlıştan sakındırma vazifesi nasıl gerçekleşecek?

Safranbolu Evleri

Safranbolu Evleri

Şehri planlarken çocuğuyla genciyle, yaşlısıyla özürlüsüyle engellisiyle kısacası toplumu bir bütün olarak bir araya getiren tüm fertleriyle düşünülmeli değil midir? Aktaş, bu noktada hamile bayanların da şehirde yürüyüş yapacakları yerlerin; park alanlarının bulunması gerektiğini, şehri insan hayatının bulunabileceği tüm evrelerde elverişli bir hale getirmenin önemini bir mimar olarak sorguluyor. Japonya şehirlerinde metronun kalabalık saatlerinde belirli vagonlarının bayanlara ayrıldığını gördüğünü, bizim de kalabalık şehirlerimizde bayanların şehirde yolculuk edebilmesini kolaylaştıracak çalışmalar yapabileceğimizi ifade ediyor. Şehri nasıl güzelleştirebiliriz ve şehirde yaşamanın zorluklarını nasıl aşabiliriz soruları etrafında fikir üreten Aktaş, şehri planlarken mekânların insanlar üzerindeki etkisini de unutmamak gerektiğini belirtiyor.
Kentsel dönüşüm deyince ister istemez akla haksız kazançlar, emsal yükseltmeler, 2B orman alanlarında gerçekleşen imar afları ya da sit alanlarının imara açılması gibi konuların da akla geldiği bir algı, doğru bir algı değildir. Şehircilik, kamusallaştırma projeleriyle gündeme gelmemelidir; üreten, yaşatan ve “örtük kanunsuzluk” uygulamalarına geçit vermeyen bir algı ile oluşturulmalıdır. Bugün 16/9 Zeytinburnu kulelerinin ilk yapılmaya başlanmasından şu ana kadar geçen gündem tartışmalarına, her şeyden önce hangi dünya şehrinde deniz kıyısına böylesine büyük bir yapı yapılabiliyor diye bakabilirsek; nasıl bir Şehircilik algısı oluşturmamız gerektiğini daha iyi anlayabiliriz. 16/9 sadece silueti etkilemiyor, aynı zamanda bir tarih anlayışını; bir medeniyet tasavvurunu da tahrif ediyor.
Cihan Aktaş’ın “Şehir Tutulması” kitabı sadece mimar ve mühendisler değil, Şehircilik okumaları yapan herkese hitap eden bir çalışma. Bir mimarın hayata farklı pencerelerden bakabildiğinin de en güzel örneklerinden biri. Çünkü Aktaş, sadece mimari alanda değil, edebiyat, felsefe, siyaset ve özellikle psikoloji alanındaki okumalarından da hareketle aslında bir Şehircilik kitabı yazmış. Turgut Cansever’den Gezi Parkı’na, Emre Arolat’ın Sancaklar Cami’sinden Mimar Sinan’a, geçmişten geleceğe okumalar yapıyor, bir ümit Şehircilik algısının değişebilmesine zemin hazırlıyor. Şehrin karşısında kaybeden insanı kendisine çağırıyor.

Yunus Emre Tozal

Yeni Şafak Kitap Eki

14

Şehir Tutulması

 

20 Nisan 2015, 09:28 tarihinde tahlil kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz

*