12
Eki

Pir Aşkına

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori tahlil

pir askina

Dr. Nuri Şimşekler’in, Mevlevi Şeyhi Mithat Baharî Beytur’un daha önce yayınlanmamış mektuplarının da yer aldığı hatıratı Pir Aşkına Timaş Yayınları arasından yayınlandı. Karşılık gözetmeden, içten gelen bir sevgiyle, yürekten gelen bir muhabbet anlamına gelen “Pir Aşkına”, geleneksel dönem ile tekke ve dergâhların kapanmasından sonra “canlandırma dönemi” olarak adlandırılan Mevlevi kültürünün temsilcilerinden olan Midhat Baharî Beytur’un (1879-1971) mektuplarından oluşuyor.

Midhat Baharî liseden mezun olmasına rağmen şark edebiyatı ve İslami ilimlerdeki kültürünü Sâdi tarikatına bağlı münevver bir aile muhitinden alarak yetişmiş. Tasavvuf ekolünden büyüyerek devrin mümtaz şahsiyetleri tarafından terbiye edilmiş. Mevlevihane’de seyr-ü sülük terbiyesiyle yetişen son Mevlevilerden Midhat Baharî Beytur, ilmine hayran olduğu Hüseyin Fahreddin Dede’nin yanında, Mevlevi usul ve adaba uygun olarak Bahâriye Mevlevîhânesi’nde çile çıkarmış ve Semazen olmuş. Bu Mevlevihâneye bağlılığını ve sevgisini göstermek amacıyla da “Bahari” mahlasını almış. 1924 yılında görev gereği gittiği Ankara’da Konya makam çelebisi Abdulhalim Çelebi’nin de elinden destâr alarak, “Dede” unvanını kazanmış.

1916 da Konya’da Mevlâna Dergâhında Mevlevi Tarikatının en büyük şeyhi Mehmed Veled İzbudak Efendi tarafından Kasımpaşa Mevlevihanesi Mesnevi hanlığına tayin edilen Mithat Baharî, mevlevihanelerin restore edildiği vakitlerde, çalışma şartlarının zorluluğa rağmen eski eserleri tercüme etmiş, yeni eserler vermiş, okuma grupları oluşturmuş, pek çok gencin yetişmesine vesile olmuş.

Baharî, mektuplarında aktardığı konularla, kapanma vakasından önceki ve hemen sonraki Mevlevihanelerin ruhunu yansıtmaktadır ve bu yüzden mektuplar İstanbul’daki Mevlevilik ortamının anlaşılması açısından önemlidir. Tanınmış Mevlevî şahsiyetlerin yaptıkları çalışmalar, bunların seyri; Tahirü’l-Mevlevî’nın, Ahmet Remzi Dede’nin, Veled Çelebi’nin, M. Nuri Gençosman’ın, Diyamendi’nin, Abdulbaki Gölpınarlı’nın, R. A. Nicholson’un, Celâl Humâî’nın eserleri de bu ortamın anlaşılması açısından önemlidir. Bahari’nin ilk kez burada yayınlanan mektuplar sayesinde, geleneksel Mevlevî kültürünün son dönemlerine, “canlandırma dönemi”ne geçmeden önce Mevlevîlerin hüznüne, 1940’lı yıllardan sonra Konya’da kutlanmaya başlanan Şeb-i Aruz törenlerine, şahıslar aracılığıyla birinci ağızdan şahit olacaklar.

Mektuplar yeni harflere aktarılıp yayına hazırlanırken, editörler metinlerde geçen şahıs ve kitap gibi özel isimlerle ilgili ve Baharî’nin naklettiği olayların geçmişi ve akıbeti hakkında dipnotlarda açıklamalarda bulunularak mektupların daha iyi kavranmasını sağlanmaya çalışılmışlar. Eserin başına bir giriş bölümü konularak, günümüze kadar yazılmış Midhat Baharî biyografilerinde yer almayan ve dostlarının dilinden aktarılan hatıralara da yer verilerek, Baharî’nin hayatı, iç dünyası ve metafizikle kurduğu bağ daha iyi yansıtılmaya çalışılmış. Kitapla okuyucu arasındaki ilişkinin daha samimi olması amaçlanarak arşivlerden ve dostlarının albümlerinden Midhat Baharî ve ilgili bazı resimler sunulmuş.

Emin Işık, Mevlana ve Mesnevi’den bahsedilince titreyen, yüzünün rengi değişen, hatta Konya denilince bile heyecanlanan Mithat Baharî’nin, Mevlana’yı ve eserlerini tanıtmakla yetinmeyip, bu vasıfları kendi özünde yaşadığını vurgular ve onun Mevleviler hakkında söylediği şu sözlere dikkat çeker: “Midhat Bahâri gerçek Mevlevilerde üç özellik bulunduğunu söyler, bunları ölüm korku duymama, kınanmaktan korkmama ve ileri yaşlarda bunamama şeklinde sıralardı.” (Sayfa 36) Dostları Mithat Baharî’nin ruhi bir istiğrak ve vecd içinde sema ettiklerini anlatıyor.

Eserin okuyucuyla yürekten bir iletişim kurarak Mevlevîliğin geçiş dönemindeki durumu ve konumu ile ilgili yapılacak çalışmalara ışık tutacağını ümit eden Timaş Yayınları, 20. asrın ilk çeyreğinde uykuya daldırılan Mevleviliğin uyandırılışında diğer Mevlevi büyükleri ile beraber büyük hizmet ve gayretleri olan Midhat Bahari’nin mektuplarını derleyip yayınlamakla ne iyi etmiş.

Yunus Emre Tozal

Milli Gazete, 06 Ekim 2009

12 Ekim 2009, 23:21 tarihinde tahlil kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz

*