20
Kas

Sezai Karakoç Eleğimsağmalarda Gökanıtı

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori tahlil

Eleğimsağmalarda Gökanıtı; Sezai Karakoç, İnsan Yayınlarından çıkmış olup, Ali Haydar Haksal Bey’in kaleme almış olduğu son kitap çalışması. Yazarın nasıl bir Sezai Karakoç profili çizeceğini, okuyanlarda nasıl bir izlenim bırakabileceğini başlıktan bile çıkarabilirsiniz; Eleğimsağmalarda Gökanıtı! Gökkuşaklarında bir Gökanıtı! Yani “üstün üstü” diye bir tabir vardır ya, kişiyi yüceltmenin aşırıya kaçılmasıyla elde edilebilir bir tabir…

Yazar birbirinden kopuk cümleler ile kitaba başlamaktadır. Yer yer ilginç paragraflar kullanmaktan çekinmez: “Filozoflar, krallar, şairler, sultanlar her devirde yaşarlar. Zamanı karmaşaya boğanlar da insanlardır”º Filozofların, kralların, şairlerin ve sultanların zamanı karmaşaya boğmamak üzere çabaladığını belirtmeden, insanların zamanı karmaşaya boğduğunu belirtir “da” ekiyle… Kendisinden önceki cümleyle kopuk cümleleri, yer yer övgüde aşırıya kaçılan anlatımları kitapta görmeye alışık olun şimdiden.

Yazar, Sezai Karakoç profilini oluştururken üstada yüzyılın ışıltılı sesi, soluğu tanımlamasıyla ilk izlenimi oluşturuyor. Yağmurlar nasıl kurak çölleri yeşertip diriltiyorsa, Sezai Karakoç da bu yüzyılın kurak yüreklerini diriliş amentüsü ile dirilmiştir şüphesiz… Diriliş felsefesinin özü zaten dirilmekle insanı miraç fezasına çıkarabilir. Hayatın özünü, ruhun özü oluşturur. Ruhta başlayacak bir dirilme, insanı hem dünyada hem ahirette diri, aynı zamanda peygamber ahlaklı tutacaktır.

Sezai Karakoç’u Dicle’nin duru sularından medeniyete doğru akan bir ses olarak tanımlar. Zülkifl peygamberin ruhundan beslendiğini ve yeryüzünün merkezlerine Şam’a, Bağdat’a, Medine ve Mekke’ye, başkentler başkenti İstanbul’a ulaştığını, Bilâl’in hüzünlü sesinin, Muhyiddîn’nin hüzünlü sesine duyulduğunu ifade eder.

Hayatın özü, insanın diriliş soluğunu ruhuna çekmesiyle oluşur. Şiir olur sonra hayatı insanın. Hayatı ile eseri arasında özdeş bir isim aransa, bunu temsil eden en önemli isim Sezai Karakoç’tur deriz. Peygamber ahlaklı olmanın giderek zorlaştığı dünyada, kirlenmeden temiz kalarak eser verebilmek, özgün duruşuyla, tevazusuyla dimdik ayakta durabilmek her kişinin değil, er kişinin harcıdır.

Yazar karşılaştırmalar yaparken, Sezai Karakoç’u başta da belirttiğimiz eleğimsağmalarda Gökanıtı’na çıkarmak için Mehmet Akif’le karşılaştırmadan da geri durmaz. Sezai Karakoç’u “bir neslin heykeli” tabiriyle Mehmet Akif’ten sonra bu neslin en büyük temsilcisi olarak görür. Sezai Karakoç’u bütün eserleriyle değerlendirdiğimizde eserinin dünyasıyla örtüştüğü tek isim olduğunu söyler. Eserleriyle, hayatı örtüşen sadece Sezai Karakoç değildir ki! Bediüzzaman’ı, Mehmet Akif’i nereye koyacağız? Eleğimsağmalarda Gökanıtı yapmanın bir manası yok, bir kişiyi bitirmek, anlaşılmaz kılmak için o kişiyi aşırı övmeniz yeterli… Ulaşılamaz kılınmanız yeterli… Peygamberi ulaşılmaz kılınanların, peygamberi en az anlayanlar olduğunu biliyoruz. Ulaşılamaz kılmanın bir anlamı yok ki Sezai Karakoç’u.

Yazar Mehmet Akif’in Asım’ın Neslini “yıkıntılar içinde çıkan, Batı ile Doğu arasında gezinen şaşkın biri”¹ olarak tanımlar. Sezai Karakoç’un Taha’sını ise bir bilinç ve diriliş eri olarak tanımlar. Şimdi ne gerek vardır bu iki insanın felsefesini karşılaştırmaya? Üstad Sezai Karakoç’u övmek, eleğimsağmaların Gökanıtı’na çıkarmak için Üstad Mehmet Akif’i karalamaya kimin hakkı olabilir?!…

Asım’ı “köse bir imamın oğlu” diye tabir edip, Taha’yı “İslam’ın diriliş ruhu olarak”²görmek kime ne kazandırır? Asım’ı felsefeden uzak, Taha’yı ise ruhun depremlerinde gezinen eleğimsağmaların Gökanıtı’nda görmek neyin nesi? Ki asıl bundan sonrası önemli, Yazar Asım-Taha çekişmesini daha sonra Mehmet Akif-Sezai Karakoç çekişmesine dönüştürüyor! Mehmet Akif’e “sanki onda felsefe yoktur” diyerek büyük bir haksızlık yapıyor. Mehmet Akif’in âlimlik yönünü, irfan ve hikmet yönünü görmezden geliyor Sezai Karakoç’u eleğimsağmaların Gökanıtı’na oturtmak için!…

Mustafa İslamoğlu Safahat’ı Kuran’ın şiirsel tefsiri olarak ifade ederken, Yazar Ali Haydar Haksal Bey Mehmet Akif’in Safahat’ını anlayamamış/özümseyememiş birisi olarak Akif’e “felsefeden yoksun”³ tanımını yakıştırır.

Yazar Sezai Karakoç’u hem portre olarak hem de çalışmalarını kitap boyunca çok iyi betimlemiş. Sezai Karakoç poetikasını, Monna Rosa’sını, Taha’sını, Hızır’la Kırk Saatini tasvirlerle, açıklamalarla anlatmış. Başta da belirttiğim üzere, ilk başlarda birbirinden kopuk cümleler olsa da alınıp, okunması gereken bir kitap.

Birde aşırıya kaçmasa, eleğimsağmaların Gökanıtı’na koymaya çabalamasa, Mehmet Akiflerimizle karşılaştırmalar yapmasa iyi bir Sezai Karakoç portresi kitabı. Tavsiye ederim.

Sezai Karakoç Eleğimsağmalarda Gökanıtı, İnsan Yayınları, Edebiyat, 2007

0) Sayfa 11
1) Sayfa 30
2) Sayfa 38
3) Sayfa 43

Yunus Emre Tozal

20 Kasım 2008, 19:59 tarihinde tahlil kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz

*