
Yazı türleri arasında günlüklerin, hatıratların yeri başkadır, daha hasbidir, daha içten ve samimi olduğundan okuyucunun ilgisini daha çok çeker. İçten yazılarak ifade edilen her metin, okuyucunun ilgi alanı dışında konulardan bahsetse dahi, okuyucunun dikkatini çekecek, iç dünyasıyla dış dünya arasında daha sıcak bir ilişki kurmasına zemin hazırlayacaktır. Hatıratlar bu bağlamda, okuyucu ile yazar arasında duygusal bir bağ kurar, içten ve samimi bir sesle okuyucu-yazar diyalogu geliştirir. Okuyucu bu ilişkide yazarı en doğal haliyle tanır, iç dünyasında nefes alıp verdiği durakları, imgeleri, hayata dair gözlemelerini, düşüncelerini, hissettiklerini yakın bir açıdan tanıma imkânı bulur.
Yalnız Demokrat Ferruh Bozbeyli kitabı Timaş Hatırat Kitaplığı’ndan yayınlandı. 1927 yılında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde doğan Ferruh Bozbeyli’nin, çocukluğundan İstanbul’a Hukuk eğitimi almaya gelişine, üniversite okuduğu dönemde Nurettin Topçu, Samiha Ayverdi, Necip Fazıl Kısakürek, Ali Fuat Başgil gibi yazarlarla görüşmelerinden ders almasına, okuduğu ve etkilendiği kitaplardan tahsil hayatına, siyaset arenasında İsmet İnönü, Celal Bayar, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Süleyman Demirel ile ilişkilerinden, 1960, 1971 ve 1980 ihtilalleri görmesine varacak bir hatırat kitabı. Kitabın mazisi; Ferruh Bozbeyli, siyaset bilimi profesörü İhsan Dağı ve Zaman Gazetesi İstihbarat Yöneticisi Fatih Uğur’un birlikte yediği yemekle başlayıp, her hafta cuma günü öğleden sonra bir araya gelip 1927’den 2009’a uzanan bir tarih çizgisini gözden geçiriyor. Uğur, daha ilk günden Bozbeyli’nin anlatacaklarının demokrasi kaygısı taşıyanlar için önemli olduğunun bilincinde. Dağı, Bozbeyli’yle konuşmak neden önemliydi sorusuna, “Onunla birlikte siyasete başlayan 1960 sonrası Demokrat Partililer kuşağında 2007’ye geldiğimizde hâlâ demokrat safta duranların sayısı çok değil.” cevabını veriyor. Bu yüzden ‘Yalnız Demokrat’ ismini veriyorlar kitaba. Dağı’ya göre Ferruh Bozbeyli 1960’tan günümüze demokrat duruşunu, millî iradenin üstünlüğüne inancını muhafaza eden ender siyasetçilerden biri.
Hatıratların yazılmasında kanunların her şeyi yazma ve konuşma hakkı tanımaması etkilidir. Bu yüzden milletlerin ve insanların hayatındaki olağanüstü durumlar, ilginç anlar, dönüm noktaları günlük tutmayı zaruri kılar. Günlükler üzerinden zaman geçtikçe hatıratlar şeklinde neşredilebilir. Stefan Zweig, İkinci Dünya Savaşı öncesi dünyanın nasıl bir bunalıma sürüklendiğine şahit olmuş ve bunu günlüklerine yansıtmıştır. Biz o günlüklerde sadece Stefan Zweig’i değil, aynı zamanda o dönemin manzarasını da, acılarını ve sevinçlerini de tahlil ederiz. Ferruh Bozbeyli hatıralarında da Türkiye’nin kültür sanat camiasında önemli simaları daha yakından tanımaktan, siyasetteki birçok önemli anlarına bir ülke tablosu okuyabiliyoruz.
Söyleyeceği her sözünün kıymeti olduğu, 27 Mayıs 1960’ta, daha 33 yaşında Yassıada’da Adnan Menderes ve arkadaşlarını savunan 70 avukattan biri Ferruh Bozbeyli. 1961’den 77’ye kadar grup başkan vekili, meclis başkanı, parti genel başkanı sıfatlarıyla T.B.M.M’de görev yapmış, darbelerin, muhtıraların, askerin siyasete müdahalesinin orta yerinde kalmış bir sağ siyasetçi. Serbest Pazar, Demokratik Sağ kavramlarını Türkiye’ye taşıyan isim. 27 Mayıs’tan sonra korkuyla büyümüş bir siyasetin tanığı. Her satırı altı çizilerek okunmayı hak eden kitapta, Ferruh Bozbeyli’nin özellikle üniversite yıllarında anlattığı hatıraları oldukça dikkat çekici. Üniversitede profesörlüğü engellenmiş olan Nurettin Topçu ile tanışan ve tanıştıktan sonra kendi ifadesiyle Nurettin Topçu’dan arkadaşlarıyla birlikte “kana kana su içtiklerini” ifade eden Bozbeyli, Nurettin Topçu’yu “sanki çok sıcaktan bunalmışım da, rüzgâra çıkmışçasına, uçarcasına dinlediğini” ifade ediyor. Konfüçyüs’ün “Hataların en büyüğü, başkasının hatası düzeltilirken işlenir” sözünü ilk defa Nurettin Topçu’dan duyduklarını ve ondan çok etkilendiklerini ifade eden Bozbeyli, şöyle ilginç bir anısını anlatır: “Nurettin Topçu hocayla beraber oturuyoruz Cuma vakti, Zahit Kotku Hocaefendi de hutbede. İlk de dinliyoruz. Fakat bir terslik oldu. Nasıl da öyle bir şey seçmiş Hoca? Muharrem ayında oruç tutarsanız bin oruç sevabı var. Filan gün tutarsanız şu kadar var, 1500, 750. böyle rakamlı makamlı bir konuşma yapıyor. Nurettin Topçu kulağıma eğildi “Bu adam bakkal. Her şeyi tartıyor. Kalk, gidiyoruz” dedi. “Hocam dur, hutbe dinliyoruz ama… Israr etti; “Hayır, kalk gidiyoruz.” Biz orada kalktık gittik başka bir mescide… Böyle yapmasa iyiydi Hoca, ama yapardı. Samimi dindar olmayı, gösterişe dayalı şeylerden çok uzak durulmasını telkin ederdi. Rahatsız olurdu.” (sayfa 53)
Kendi yaşına göre çok yüksekte olan insanlarla, profesörlerle sohbet eden Ferruh Bozbeyli, o devirde okur-yazar takımından herkesi takip etmeye çalıştığını ifade ediyor. Kendisinde iz bırakan Sabahattin Ali’nin kitaplarının yasak olduğunu, o dönemde elden ele çoğaltılarak okunduğunu anlatıyor. Onun kitaplarında Anadolu insanının olduğunu, ıstırap olduğunu, şikâyet olduğunu ama çözümün de olduğunu belirtip, kendisinin o çözüme katılmadığını ama teşhisine iştirak ettiğini ifade ediyor.
Sahaflarda tanıştığı İbnülemin Mahmut Kemal İnal Bey ile yaptıkları muhabbette İbnülemin Mahmut Kemal İnal Bey’in Türk yazarlarının kitaplarında din adamlarının hep aşağılandığını, kötü rollerde tasvir edildiklerini ve bu kitapları okuyan gençlerin de etkilendiğini anlatıyor. Oysa Bir Fransız, İngiliz ya da Rus romanlarında böyle olmadığını ifade eden İbnülemin Mahmut Kemal İnal Bey, Samiha Ayverdi’nin kitaplarında din adamlarının layık oldukları seviyede gösterildiğini anlatıp Samiha Ayverdi ile tanışmalarına vesile olduğunu, sonrasında Samiha Ayverdi ile tanışmalarını, eğitime dair muhabbetler yaptıklarını, Samiha Ayverdi’nin evinin dergâh gibi olduğunu, her gelen kişinin düşünsel anlamda yöneldiği alana göre muhabbetlerin yapıldığını anlatıyor. Hıristiyan bir din adamı olan Ohannes Efendi ile bir muhabbetleri sırasında Mehmet Akif Ersoy’un “İmansız olan paslı yürek sinede yüktür” sözüyle Mehmet Akif Ersoy’u ilk defa mahcup bir şekilde tanıdığını, daha sonraysa bırakamadığını, Akif’in şiirlerinde toplumsal olayları, itikadımızı, inançlarımızı, yanlışlarımızı, övünülecek şeylerimizi, bayrağımızı, vatanımızı, bunların hepsini bulduğunu anlatıyor.
“Düsturunuz nedir” sorusuna şöyle cevap veriyor Bozbeyli: “Bitaraf olan bertaraf olur. Yani siyasi hayatımda da, insanlar sen kimden yanasın diye soruyorlar. Bir prensipten yana olmak o kadar önemli değil. Bir inançtan yana olmak o kadar önemli değil. Benden yana mısın, ondan yana mısın? İnsanlar böylelikle manevi değerler yerine, maddi, eliyle tutup gözüyle gördüğü değerlere dayanmak istiyor. Şimdi musiki tarihimizde Sadettin Arel isimli dev gibi bir insan vardı bana göre. Sadettin Arel’in şöyle bir sözü var: “İnsanlar genellikle beş duyusuna çarpmayan şeyleri kabulde zorluk çekerler”. Ama eminim ki redde daha büyük zorluk vardır. Zira redde bütün ihtimalleri tek tek incelemiş olmak iddiası bulunur. Çok uğraşmak ister yani. Kabul kolay. Sempati ile, antipati ile halledersin meseleleri.” (sayfa: 90)
Üniversite yıllarında devrin önde gelen isimleriyle muhabbetleri Necip Fazıl, Yücel Çakmaklı, Ali Fuat Başgil ile son buluyor. Ardından İstanbul’a üniversite öğrencisi olarak geldiği 1949’dan itibaren Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasi tarihinin yakın şahitlerinden biri olan Bozbeyli’den, siyasi hayatındaki hatıraları, ilginç noktaları, cesaretini okuyoruz. 1960 darbesinden sonra, “zulmün müşahhas örnekleriyle dolu” olduğunu söylediği Yassıada duruşmalarında Profesör Osman Turan’ın avukatlığını yapan Bozbeyli, tanık olduklarına duyduğu öfkeyle siyasete yönelmiş, avukatlık yaparken 34 yaşında Adalet Partisi İstanbul milletvekili olmuştur. Öfkeli ve hışımlı biri olan Bozbeyli, ilk grup toplantısında, dinlendikleri kaygısıyla milletvekillerinin konuşmaktan kaçınmaları üzerine kürsüye çıkıp, “Sağır İsmet de duysun, Cemal Gürsel de duysun, komiteciler de… Ne demek bu yahu? Korkuyla bu iş olur mu?” diye çıkışan Bozbeyli, grup başkan vekili seçilir.
‘Yalnız Demokrat’, Ferruh Bozbeyli’nin ve Türk demokrasisinin paralel tarihi. Kitapla alakalı ‘neden zamanında konuşmadınız’ sorusunun cevabını yine bir soruyla verebiliriz: “Daha erken konuşulsa, tartışılsa Türk siyaseti açısından bir şeyler değişebilir miydi?” Yazarlara göre bunun muhasebesini yapmaktan çok yargılamaktan kaçınan bir demokrat var karşımızda: “Ferruh Bey, geçmişi aktarırken değer yargıları kullanmaktansa olanı olduğu gibi anlatmayı tercih etti. Yargılamaktan özellikle kaçındı.” İhsan Dağı’ya göre Bozbeyli’nin “yalnız demokratlığı”, onu yalnız bırakanların suratında patlayan bir tokat.
Yunus Emre Tozal
14 Ekim 2009, Milli Gazete


Yorum Yapın