
Dünya Ticaret Merkezi’ne yönelen saldırı hazırlığının 25 milyon dolar tuttuğu tahmin ediliyor. İlerde çekilecek ve aynı konuyu ele alan film için, 250 milyon dolarlık tahmini bir bütçe yapılıyor. Kurgu, gerçeklikten çok daha pahalıya mal oluyor.
Jean Baudrillard, Cool Anılar V
9 / 11 New York – İstanbul, sadece 11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler’e yapılan saldırı hakkında sadece zihinlerde inşa olunan estetik yargının yıkılmasını sorgulamıyor; İstanbul’dan izlenimlerle İkiz Kuleler’e bakma hakkını umutsuzca kurtarmaya çalışan entelektüel bir kastın varlığını da ortaya çıkarıyor. Ancak bu bir “11 Eylül Kitabı” değil. Farklı kültürel ve mesleki kökenlerden gelen yazarlar 11 Eylül’ü, iki şehrin kimliklerini ve insanların yaşam hikâyelerine yaptıkları etkileri düşünmek; irdelemek için bir çıkış noktası olarak değerlendiriyorlar.
Alan Duben, Feride Çiçekoğlu, Nicholas Mirzoeff, Hasan Bülent Kahraman, Murat Belge, Joan Ockman, Esra Akcan, Zeynep Gürsel, Maura Axelrod, Ali Mahmut Demirel, Alexia Steresi ve Jean Baudrillard İstanbul’dan Newyork’a uzanan geniş coğrafyadan iki şehri karşılaştırırken maskeleri çıkararak, gösteri toplumundan iç dünyaya; ötekileşen “şey”den hakikate uzanan bir yolculuk yapıyor.
Feride Çiçekoğlu makalesinde entelektüellerin Guy Debord’un Gösteri Toplumu ile olgunlaştıklarından dolayı, o dönemde (1973) Dünya Ticaret Merkezi’nin kötülüğün sembolü; şehri mahveden devasa bir mimari hançer olarak gördüklerini belirtiyor. İkiz Kuleler’in nasıl muazzam bir servet birikiminden yontulduğunun, nasıl bir sömürü ve acıyla yoğrulduğunun altını çizen Çiçekoğlu, New York’un çelişkili halinin İstanbul’a da yansıtılmak istendiğini, İstanbul’un ikonalar çelişkisinin yalnızca beşiği değil, bu çelişkinin hâlâ gündemde olan bir şehir olduğunu vurguluyor.
9 / 11, İstanbul ve New York’u benzeriz yapan ‘şey’in, bu iki liman şehrinde yaşamış olan insanların herhangi bir gruba ait olmamayı başarmış olmalarından kaynaklandığını söylemekle kalmıyor, iki şehrin farklılıklarını da ortaya koyuyor. Coğrafi olarak haritaların Manhattan’ın denizi böldüğünü, İstanbul’un ise birçok girintisiyle denize kucak açtığını, tarihsel olarak İstanbul’un 2700 yıllık bir geçmişinin olduğunu, New York’un ise sadece 400 yıllık tarihinin olduğunu açıklıyor. İstanbul’un her türlü kentsel dönüşümünü yaşadığını; Doğu Roma, Bizans, Osmanlı gibi üç imparatorluğunun başkenti olduğunu, New York’un ise doğrudan modernizmin kucağına doğduğunu dile getiriyor. 18 yy. da yaşamış bir filozof olan Kant’ın, 21. yüzyıl için inşa ettiği kozmopolit kent anlayışına eleştiriler getiriyor.
J. Baudrillard’ın İkiz Kuleler’in yok edilişini izlerken, 9 / 11’in yalnızca sanal ortamda oynanan interaktif oyunu yeniden tanımladığı için değil, aynı zamanda kent inşasının kurallarını değiştirdiği için de gösteri toplumunun sonunu belirlediğini dile getirdiğinde akıllara şu soru geliyor: İstanbul da New York gibi gösteri toplumunun kurbanı olacağı o modern kente dönüşecek mi?… Mistik şehirden estetik şehre; modernlikten post-modernliğe geçiş sürecini yaşayacak mı?… Durkeim’in de sosyoloji notlarında ifade ettiği üzere, Gösteri toplumu toplumun doğal bir yapılanması mıdır?…
Kapitalist sistemin imgesine uygun bir mimari panorama olarak İkiz Kuleler’i işaret eden Baudrillard, kulelerin çökmesiyle temsil edilen dünya sisteminin de artık çöktüğünü dile getiriyordu. “Tanrı kendi kendisine savaş ilan etmez” dendiğini hatırlatan Baudrillard, Tanrı konumundaki Batı (tanrısal mutlak güç ve mutlak ahlakın meşruiyeti konumunda) intihara yatkın hale geldiğini ve kendi kendisiyle savaş ilan ettiğinin altını çiziyordu: “Kuleler, onlar yok oldular. Ama bize yok oluşlarının simgesini, simge olarak yok oluşlarını bıraktılar. Mutlak gücün simgesiyken, yokluklarıyla –ki bu belki de daha güçlü bir simge- bu mutlak gücün olası yok oluşunun simgesi haline geldiler.”
İstanbul; kokusunu medeniyetten alan bu büyülü şehrin simgesi, insanları yok oluşa sürükleyecek mi?…
21. yy.da “Gösteriyi tahakküm altına almak, bir bakıma şov yapmakla ilerleyebilir” düşüncesi entelektüeller tarafından büyük destek bulmuştu. Bu ilerleyişi sağlama almak için de komplo düzenlemenin; insanların olup bitenleri görmezlikten gelmelerini ve akıllarda hatırlanabilen şeyler varsa unutturabilmeyi büyük bir ustalıkla başarabilmenin püf noktalarını belirleyen bir çark: komplo teorileri. Komplo düzenlemek, gösterinin işleyişine en büyük delildir. New York: ikonolar ve komplolar şehri, İstanbul; komplolardan kaçıp hakikati arayanlar şehri.
New York günümüzün ikonik kimliğiyse, İstanbul’un hâlâ ikonalarla ilgili sürtüşmelerin coğrafi ve tarihsel kesişme noktası olduğunu dile getiren 9 / 11, İstanbul’un bu kimliğiyle yazarlara ve şairlere ilham kaynağı olageldiğini söylüyor. İkiz Kuleler’in boşluğuyla yaşamak zorunda bırakılan insanların şehre olan güvenleri sarsılmış bir durumda. New York, sürekli bu boşluğu yaşayacak olan insanlara ilham verebilir mi?…
Aslında İkiz Kuleler’in ilgi çekici bir yer; hiçbir zaman içselleştirilmiş bir şehir olmadığını da ifade ediyor 9 / 11. Hasan Bülent Kahraman İkiz Kuleler’in dini bir anlam ifade ettiğini ve içerdiği kutsallığın bununla sınırlı olmadığını söylüyor: “İkiz Kuleler’in içinde veya tepesinde olmak demek, bilimselliği ve Tanrı’nın bahşettiği her şeyi kutsamak ve insanların bilinçaltlarında taşıdıkları anıtsallık fikriyle temas halinde olmak için bir insanın bulunması gereken en yüksek noktaya ulaşmak demekti.” İşte akıllara düşen sorumuz: İstanbul’un en yüksek tepesine ulaşabilen biri, gerçekten de kendisine ibadet mi etmiş oluyor?…
New York: dikey ve fallik bir kent. Modernist başarı imgesinin ikonik bir sembolü.
İstanbul: Herhangi bir ikonik simgeye teslim olmayı reddetmiş bir şehir.
Yunus Emre Tozal
İstanbul Gençlink
