15
Şub

Doğu’da aşk böyle yazılır

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori tahlil

Yunus Emre Tozal’ın haberi

Gülün Surete Düşmüş Hâli: Bir Aşk-ı İstanbul Kitabı

İnsana doğduğunda aşılanan, kâinatla arasına sınır çekilen perdenin aralanmasına, eşya-insan ilişkisine hakikat nazarından belirlenmesine vesile olabilecek keşiflerin, insanın ayna karşısında yüzleşmesine ve evrenden ayrı özel bir yere sahip olmasını sağlayacak olan “ben” kavramı, insana aczini ve fakrını itiraf etmesine vesile olacak sırlarla örülüdür. “Ben” kavramına yapılacak her atıf, sırların insan nazarından bilinmesi, idrak edilmesi anlamına geleceğinden, insan öncelikle kendisine verildiğini bilenlerden oldukça “ben” idrakine erer. Yusuf (a.s.)’ın şahsında, şahsiyet bilincinin inşa olunmasıyla ‘kurtlara kaptırılan’ kardeşliğin yeniden kazanılması; insanın hakikat kozasına daha fazla sarılmasına kapılar açacak olan takva şuuruna erebilmesine bağlıdır. “Ben” bilincinin idraki, yazarın tespitiyle insanı “ben” eyleyen ve ardında “benim” diyebileceği iradeyi verenin, insana hatırlamadığını hatırlatan borcun farkına varılabilmesidir. İnsan, farkına vararak ancak verebilir, verdikçe “Biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya geldik” düsturunu idrak edebilir.

Mutasavvıflar kâinatın aşk üzere yaratıldığını, tüm âlemin O’na secde ettiğini söyler. Kuran’da geçen “aşkından dolayı yuvarlanan taşlar” ibaresi, rüzgârın kâinatın zikrine katılması, ağaçların sallanışı, güneşin secde etmeye gidişi… Hepsi O’na olan muhabbetin tezahürlerdendir. Güzellik kutsaldır ve güzelliği fark etmek, anlamak, anlamlandırmak, kavramak ve idrak etmektir. Güzel olan fark edildikçe, insan kendini bilmeye, kâinatı idrak etmeye başlar. İnsanın eşref-i mahlûkat konumu da, güzelliğin görülmesine ve El Vedud isminin mahiyetini idrak edilmesine bağlıdır. İslam inancına göre asıl güzellik kalpte gizlidir. Manevi güzelliktir aslolan ve kaybolmayacak olan. Manevi güzelliği fark edebilenler, görenlerdir. Görenler, insanoğlunun gözlerine çekilen perdeyi aralayıp, gözlerini hakikate odaklayarak metafizik dünyayla ilişki kurabilenlerdir. Görmek, aynı zamanda farkına varmaktır, Rilke hissederek gördüğü iç dünyasının keşfini şöyle izah eder: “Görmeyi öğreniyorum. Bilmiyorum neden, her şey içimde daha derinlere işliyor, her zamankinden daha derinlere. Bir iç dünyam varmış da bilmezmişim. Her şey şimdi oraya gidiyor. Orda neler olup bittiğini bilmiyorum.”

Fatih Duman’ın Nesil Yayınları’ndan yayımlanan “Doğuda Aşk Böyle Yazılır” kitabında yazar, hikâye içerisinde hikâyelerle aşkın çeşitli hallerini anlatıyor. Pervanelerin şem’e olan sevdasını, gülün hikâyesini, Kaknüs kuşunun kıssasını, hayalin söze vurulmuş hâlini, ilm-i aşkı anlatırken aşkla kurduğu ilişkiyi ve bu süreçte edindiği tecrübeyi hâl dilinden kelimelerin sırlı dünyasına kazandırıyor. Aşkın vuslat halinden aşkın hâmuş haline, şairin ihsâna ermesinden Nergis çiçeğinin kıssasına yazar yer ile gök arasında aşka dair yeryüzündeki tüm sırları aramaya koyuluyor. Hikâyelerin ortasında ya da bölüm sonlarında da genelde bu arayışların neticesinde iç dünyasında kendisine/okura sorduğu en mühim sorularla bitiriyor: “Buralarda ‘aşk’ ne demek?”, “Sahi insan rüyasında koku alır mı?” (s. 141)

Yazar, okurla birlikte bir yandan 1500lü yıllara giderken, diğer yandan 2010 yılının İstanbul’nda aşka dair keşfettiği sırlarla dolu bir yolculuğu anlatıyor. Hikayelerde mekan yer yer değişiyor, zaman kavramı yok oluyor ve yazar, aşkın kalpte nasıl bir etki uyandırdığını şöyle ifade ediyor: “Bursa’da aşk canlı sanki, buralarda geziyor, sanki gözlerine bakıyor, yaşıyor sanki. Aşk burada tecessüm etmiş. Bursa bir maşuk olmuş da âşıklara tebessüm etmiş. El vermiş sanki dervişlere, mürşidlere; kiminde gül, kiminde lale. Kiminde yeşil, kiminde kızıl. Benim gönlüm de bir kızıl gonca ve benim gülümün adı aşk-ı muhayyel” (s. 49)

Oliver Leamen İslam Estetiğine Giriş kitabında, Yusuf-Züleyha hikâyesine tasavvufi bakış açısıyla bakarak, Züleyha’nın başından geçen birçok dert ve musibetten sonra vahdet-i vücut’a ulaşmak için bedenin arzularından feragat eden sufiyi temsil ettiğini belirtir. Yusuf nasıl ki, başına gelen imtihanları geçmek zorundaysa ve kaynağı Allah’ta bulunabilen güzellik ve iyilik biçimlerini temsil ediyorsa, Züleyha da Leamen’ın deyişiyle aşırı güzellik ve iyilik biçimleriyle karşılaştıktan sonra arayışa başlayan kişidir. Aşk O’nu arayıştır, O’ndan olana; güzelliğin, Mecnun nasıl ki döne döne aramışsa Yusuf’taki güzellikler, Kuran’ın ifadeleriyle ruhani kemalinden ötürü bulunmaktadır.  Fatih Duman’da kıssaya şöyle değiniyor: “Züleyha suçlu mu peki? Değil. Kimse Züleyha’ya suçlu diyemez. O ki coşkun bir nehre düşüp suya kapılmış, bir fırtına esip önüne katmış onu. Bir güzele âşık olmak suç değil. Ki o güzel Yusuf olunca. Güzelin elinden güzellikten gayrı ne çıkar ki zaten. İşte Züleyha da o güzelliğe vuruldu. Ama tek eksiği vardı o güzelliğin aslını görememişti bakınca Yusuf’a. Fakat yine de suçlu değildi Züleyha. Hem öyle olsa bu-güne kadar ismini söyler miydi dudaklar?” (s. 111)

Yazar kitabı üç biyografiyle bitirmiş. Ayn biyografisi Ahmed Paşa, Şın biyografisi Bâki ve Kaf biyografisi de Şeyh Galip. Aşk’ın ne zaman doğduğu ve ne zaman öldüğü ise üç noktayla anlatılmış: (… – …) Ve aşk, “hiç” kelimesiyle ilişkilendirilerek bitirilmiş. Aşk dolu bir yolculuğa çıkmak isteyenlere duyurulur.

Fatih Duman – Doğuda Aşk Böyle Yazılır,
Nesil Yayınları
Aralık 2010, 224 sayfa

Kitabı temin etme ve teknik şartları öğrenmek için tıklayınız

Haber 7

http://www.haber7.com/haber/20110204/Doguda-ask-boyle-yazilir.php