5
Eki

Vahdettin: “Ayasofya’ya çan takmak isteyenlere ateş ediniz!”

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori tahlil

Van’daki Akdamar Kilisesi’nde geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen ayin, bazı tartışmaları da beraberinde getirmişti. Bu ayini emsal gösterenler, benzer bir ayinin Ayasofya’da da yapılabileceğini gündeme getirmişler, ciddi ciddi eylem hazırlığı içerisinde bulunmuşlardı. Kayıtlar Ayasofya’da işgal yıllarının yaşandığı 1918-1922 arasında bile böyle bir ayin yapılamadığını göstermesine rağmen, Ayasofya’da ayin yapmak isteyenlerin amacı ne olabilirdi? Nesil Yayınları’ndan yeni çıkan “Son Osmanlı Vahdeddin” adlı kitapta çarpıcı bilgilere yer veren Tarihçi-Yazar İsmail Çolak, 13 Kasım 1918’de fiilen, 16 Mart 1920’de resmen işgal edilen İstanbul’da İtilaf Devletlerinin buna cesaret edemediklerini belirtiyor. Ayrıca esir durumdaki Sultan Vahdeddin’in buna mani olmak için gerekli tedbirleri aldığını da tarihi kaynaklara dayandırarak ortaya koyuyor: “Yıldız Sarayı’nda oturan Sultan Vahdeddin’in, işgalin ardından aldığı ilk tedbirlerden biri, kendisini korumak için bırakılan özel birlikleri İtilaf Devletlerine rağmen Ayasofya’ya göndererek şu emri vermek oldu: İstanbul’un fethinin sembolü Ayasofya’ya çan takmak isteyenlere ateş ediniz!”(sayfa 42)

Vahdeddin’in neden böyle bir tedbir almak durumunda kaldığıyla alakalı olarak da kitapta şu gerekçeler üzerinde duruluyor: “Bizans’ın başşehri İstanbul’un, 1453’ten asırlar sonra Yunanlıların da içinde bulunduğu İtilaf Devletleri tarafından istila edilmesinin verdiği güç ve cesaretle, Bizans’ı ihya hevesine kapılan Fener Rum Patrikhanesi, Temmuz 1919’da binasına Bizans bayrağı çekmekte herhangi bir sakınca görmemişti. Bununla da iktifa etmeyen Rumlar, 5 Şubat 1919’da, Ayasofya’nın Hıristiyanlığa tekrar kazandırılması için bir “Kurtuluş Komitesi” dâhi kurmuşlardı. Komite, Avrupa başkentlerinde “Ayasofya’nın kurtuluşu için” mitingler tertipleyerek, Avrupalıları tahrik etmeye çalışıyordu.” (sayfa 43)

İsmail Çolak “Son Osmanlı Vahdeddin” isimli kitabında Vahdettin’in kapsamlı bir biyografisini ele alırken, Vahdettin hakkında en çok tartışılan “Hain miydi, hain değil miydi” meselesini de açıklık getiriyor. Çolak, Vahdettin’in özellikle padişah olmasından sonraki gelişmeleri ciddi bir incelemeye ve araştırma gayretiyle daha önce Vahdettin hakkında okumadığımız, görmediğimiz olayları tarihi kaynaklardan aktarıyor. Hain miydi değil miydi tartışmalarına Vahdettin’in yakın çevresinde bulunanları tahlil ederek ve Vahdettin’in neden ülkenin dışına çıktığını analiz ederek ulaşan Çolak, Vahdettin hakkında önemli kişilerin görüşlerine de başvuruyor.

Çolak, Mareşal Fevzi Çakmak’tan, Refet Bele’ye, İsmet İnönü zamanında Milli Eğitim Bakanlığınca 1943’te neşrine başlanan Türk Ansiklopedisi’nin “Sultan Vahdeddin” maddesinden Mustafa Kemal dönemi Dışişleri Bakanlarından Tevfik Rüştü Aras’a kadar Vahdettin hakkında söylenen ve yazılan belgeleri bir araya getirmiş. Ünlü Türkçü yazar Nihal Atsız, Falih Rıfkı Atay, İngiliz Yüksek Komiseri Sir John de Robeck’in siyasî yardımcısı Harry Charles Luke, Tarihçi-Yazar Kadir Mısıroğlu, Tarihçi Cemal Kutay, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Mete Tunçay, Prof. Dr. Mim Kemal Öke, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Gazeteci-yazar İlhan Bardakçı, Gazeteci-yazar Murat Bardakçı, Tarihçi-yazar Yılmaz Öztuna, Gazeteci-yazar Yılmaz Çetiner, Bediüzzaman Said Nursî’nin de Vahdettin hakkında açıklamalarını bir araya getiren Çolak, tarihçi vasfıyla objektif bir çalışma ortaya koymuş.

Eski Başbakanlardan merhum Bülent Ecevit, Vahdettin’in hain olmadığını söylemiş, onun bu sözü, medya ve siyaset dünyasında haftalarca devam eden tartışmalara sebep olmuştu. Ecevit’e en sert tepki gösterenlerden birisi de, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal olmuştu. Deniz Baykal,  24 Temmuz 2005’te düzenlenen Lozan Paneli’nde, “Vahdettin hain değildi” diyen merhum Bülent Ecevit hakkında şunları söylemişti:

“Çeşitli planlarda bu tartışma yürüyor. Geçenlerde çok şaşırtıcı bir gelişme ortaya çıktı ve deneyimli bir siyaset adamımız, Vahdettin’le ilgili bir iddiayı 50 yılı aşkın siyasî hayatının bu aşamasında ilk kez telâffuz etme ihtiyacı hissetti. Vahdettin hain miydi, aciz miydi bilmiyorum; ama biliyorum ki birileri, Atatürkçü olduğunu söyleyerek yola çıkıp, arkasına milyonlarca insanı takan birileri, o insanlara da Atatürk’e de ihanet etmiştir. Ortada bir ihanet varsa, evet vardır; ihaneti yapan, Atatürkçü olduğunu söyleyerek peşine Atatürkçüleri takıp, onlara ve Atatürk’e ihanet edendir.”

İsmail Çolak’ın “Son Osmanlı Vahdeddin” kitabı, Vahdettin ile alakalı daha önce yazılmayanları, bilinmeyenleri, üstü kapatılmaya, örtülmeye çalışılanları aktarıyor okura. Vahdettin’i doğru kaynaklardan okumak isteyen okurlara duyurulur. Vahdettin kendi kaleminden yaptığı savunmasından önemli bir bölümle yazımızı noktalayalım: “Kaçmadım, hicret ettim: “her tarafı istila eden inkılâp ve ihtiras içerisinde bunaldım. Bana teklif edilen şekildeki hilafete ne karşı koyma, ne de baş eğme imkânı görmeyerek kamuoyunda sükûn ve durumda açıklık belirinceye kadar tehlikeli bölgeden geçici olarak ayrılmaya karar verdim. Gitmekle, vekili olduğum şanı yüce peygamberin yaptığını yaptım, kaçmadım, hicret ettim.”

Yunus Emre Tozal

5 Ekim 2010, Milli Gazete