26
Oca

Filmin ağlanacak ve gülünecek yeri

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori tahlil

Türkiye Yazarlar Birliği 2009 yılı ödülleri arasında, deneme dalında ödüle layık görülen Muhsin Macit’in “Filmin Ağlanacak Yeri” kitabı, ilk on yedisi anı-öykü, son üçü deneme olmak üzere toplamda yirmi metinden oluşan, şiirsel anlatımı ile dikkatleri çeken bir anı/öykü kitabı. Timaş yayınlarından yayımlanan kitabın editörlüğünü Rifat Özçöllü üstlenmiş. Samimi, içten ve yalın anlatımı ile okuyucuyu kendi çocukluğuna; çocukluğunda yaşadığı filmin ağlanacak yer’ine, türkülerin kokusuyla demlenmiş zaman dilimlerine götüren Muhsin Macit, her şeyden evvel Filmin Ağlanacak Yer’inde okuyucu ile yürekten bir iletişim kurarak, köy edebiyatında bir canlılık, bir kıpırdamanın kapısını aralıyor.

Akademik hayatında alanı olan divan edebiyatının zenginliklerinin de ara ara fark edildiği kitapta Macit, taşrada bulunup da başkalarının değil, kendi hikâyesini anlatarak “Kızak”, “Mum Çiçeği”, ve diğer öykülerinde de görüleceği üzere, içten anlatımıyla şiveyi de değiştirmeyerek samimi bir üslup oluşturmuş. Çocukluğundan bu yana insanın hayatında geçirdiği çeşitli evrelerden kareler, yoksunluk ve yoksulluğundan mutlu insan fotoğrafları sunuyor. Kamyon şoförlüğüyle edebiyat öğretmenliği ve şairlik arasında sıkışıp kalmış bir gencin, doktor olma hayallerinin hikâyeleriyle başlıyor, bir süre sonra da bu hikâyeler kişisel olmaktan çıkıp bizi de alakadar etmeye başlıyor. Anadolu’nun 70li yıllardan bu yana serüvenini, sosyal-kültürel-ekonomik durumlarını bu hikâyelerle birlikte, yer yer mizahi, yer yer duygusal, trajik ama her seferinde etkileyici olarak getiriliyor karşımıza.

Kapağında “Selvi Boylum, Al Yazmalım” filminden bir fotoğrafın yer aldığı kitabın ismi, Türk izleyicisi için “her filmin ağlanacak yeri vardır” ve “herkesin ağlayacağı yer farklıdır” kabullerinden yola çıkarak, Filmin Ağlanacak Yeri olarak seçilmiş. Muhsin Macit bu kanıya, Ferdi Tayfur ve Oya Aydoğan’ın başrollerini paylaştığı Kara Gurbet, Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın meşhur filmi Selvi Boylum Al Yazmalım filmlerinin çocukluk hatıralarındaki anılarından yola çıkarak varmış. Kitabı okudukça görüyoruz ki “her filmin gülünecek yeri” de vardır. Yazar filmin burada bütün zıtlıklarıyla bizim hayatımızın kendisi olduğu, dolayısıyla da ağladığımız gibi, gülebildiğimiz izlenimi de vermiş. Filmin Ağlanacak Yeri, Mâhir Efendinin “Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz” berceste mısrası gibi ya da ilk ve son sözcüklerin yerleri değiştirilerek de okunabilir.

Yazarın çocukluk anılarını anlattığı hikâyelerin tamamına sinen gurbet ve baba hasreti, kitabı dokunaklı kılarak, insanı iç dünyasına yolculuğa çıkarıyor. Babanın çocuğunu gözlerinden öpmesi demenin, babanın Almanya’ya gideceğinin işareti, gurbete gidenlerin mutlaka mektup yollayacaklarını baba hasretiyle tadarak öğrenen Macit, aynı zamanda çocukluğunda yaşadığı şaşkınlıkları da öyle çocuksu bir dille anlatmış ki, insanın hiç büyümeden çocuk olarak kalası ve dünyaya da o çocuksu şaşkınlıkla bakası geliyor. Çocuksu şaşkınlığı hâlâ yaşadığını ifade eden yazar, örneğin fotoğraf çekerken objektife poz vermenin ne olduğunu şaşkınlıkla öğrendiğini ve bu şaşkınlığın da hayatı boyunca devam ettiğini şöyle ifade ediyor: “Her ortamın kendine mahsus pozlarının olduğunu ve hayatın hep anlık pozisyonlardan üretildiğini zamanla öğrendim. Fakat yine de karlı bir yamaç ve kızak görünce öğrendiklerimi unutuyorum. Çocuklaşıyorum.” ( sayfa 54)

Muhitin dar olmasına rağmen, ilişkilerin içten yaşandığı bir çocukluk evresinde,  bazen beraber yapılan bir çiğköftenin bile hayata sarılmak için yeni başlangıçların kapısının aralandığı bir türkü söylüyor Muhsin Macit. Kış gecelerinde gaz lambasının aydınlattığı küçücük odada, kuluçkadan yeni çıkmış civcivler gibi analarının etrafında toplanan çocukların birinin gözünden, Van Gölü güzellemesine hayatın güzelliklerini, çocuk kalbinin mürekkep olduğu satırlar okuyorsunuz. İlk defa hastanede ampul görerek şaşıran ve çok sevinen bir çocuğun kalbine dokunmakla, hem çocuk gözüyle tayyarelere bakıyorsunuz hem de sevmediği bir işe yollandığında annesine “tansiyonum var” diyerek işten kaytarmaya çalışan bir çocuğun, annesinden “senin tansiyonuna pansiyonuna söyletme” lafını duyunca iki tane beşkardeşin yanağınızda çınlanışını hissediyorsunuz. Çınlanış bitiyor Ankara’dan Esedaş ile Erzurum yollarına düşüyorsunuz. Yâr yolunda yanmayı öğrenen çınarı selamlıyorsunuz, kulağınız bu sefer radyoda Veysel’e takılıyor:

“Var mıdır dünyada gelip kalan

Gülüp baştan başa muradın alan

Muradı maksudu hepisi yalan

Ölümü dünyada hakikat gördüm.” (sayfa 94)

Yazar tüm bu güzellikleri anlattıktan sonra şu noktaya gelince boğazıma bir şey takıldı, yutkundum. Yukarıda bahsettiğim “herkesin ağlayacağı yer farklıdır” kabulü, kitapta kendisini göstermişti. Ağaç denilince kavak, meyve denilince yabanî armutun akla geldiği bir yörede çocukluğunu yaşamış, başka hiçbir ağacı görmeden büyümüş bir çocuğun, büyüyüp öğretmen olduktan sonra öğrencilerine “Allah aşkına gerçekten mi çınar görmediniz, hiç mi gül koklamadınız yahu!” diye sitem edip, cevap alamayınca şaşkına dönmesi gibi yapması, benim için filmin ağlanacak yeriymiş. O an, kendimi o çocukların yerine koydum, şaşkın şaşkın öğretmenime bakarak boynumu büktüm, uzun uzun pencereden yağan kara baktım…

Muhsin Macit çocukluğundan bu yana anılarının, tecrübelerinin, yaşadıklarının, duyduklarının, etkilendiği imgelerin dünyasından tabiri caizse “imbiğinden süzerek” bizlere hayat, efkârlanmak, şairlik, kamyon şoförlüğü, aşk hakkında güzel anılarını anlatıyor. Divan şiirinin zenginliklerinden de faydalanıyor,  türkülerden de. Her okuyucu imbiğine süzdükleriyle çocukluğuna gidiyor, saklambaç oynuyor, ip atlıyor, türkü söylüyor, masallar dinliyor. Hayat akıp gidiyor…

http://www.milligazete.com.tr/makale/filmin-aglanacak-ve-gulunecek-yeri-151073.htm

Yunus Emre Tozal

26 Ocak 2009, Milli Gazete