
Yaşadığı 13. yüzyılın değil bütün zamanların en önemli nüktecisi olan, yalnızca adı bile söylenir söylenmez dudaklarda hemen tebessüm çizgileri belirerek; ardından hikmetli, manalı, fakat çok hoş ve güldürücü nükteler barındıran sözleriyle karşısındaki insanı tefekküre yönlendiren bir derviştir Nasreddin Hoca. Akademisyenlere göre evrensel bir filozof, bize göreyse bir derviş. Derviş kavramı filozoftan daha samimi, daha içten geldiği için Nasreddin Hoca’mızı öyle algılamışız. Eşi, kızı, oğlu ve eşeğinden ibaret şahsi çevresi, sevdiği ve sevdirdiği öğrencileri, mahallelisi, dostlarından oluşan yaşantısı, bizleri güldürürken düşündürür, iç dünyamıza yönlendirir, hakikate dair düşüncelere yönlendirerek nefis muhasebesinin zeminini hazırlar.
Kimine göre tarihçi, kimine göre romancı, kimine göreyse bir tefrikacı olan Ziya Şakir, edebiyat akımları arasında çeşitli türlerde eserler verse de zamanı için romancı, günümüz içinse tarihçi sayılabilecek bir entelektüeldir. Ziya Şakir’in Avrupa’ya yaptığı yolculuklarda, Nasreddin Hoca’nın Avrupalı toplumlar tarafından menfi, müstehcen ve yarı deli kaba bir insan gibi algılandığını görmesi, kendisini üzmüş, gücendirmiştir. Rivayetler ve yazılı kaynaklar doğrultusunda Nasreddin Hoca gerçeğini aydınlatmak ve Nasreddin Hoca’nın aslında yarı deli kaba bir insan olmayıp, tam tersine zeki, kendini bilen ve her sözünde ince bir hikmet bulunan, son derece hazır cevap kişiliğini anlatmak istemiş. Öncelikle hayatın faniliğindeki derin manayı idrak etmiş, yüksek mevkideki kişileri bile ince nükteleriyle hırpalamaktan çekinmemiş bir evrensel filozof olduğunu, sonrasındaysa bizim medeniyetimizin kavramlarıyla bir derviş olduğunu Nasreddin Hoca’nın hayatını, adının geçtiği yazılı kaynaklardan ve onun adına anlatılan fıkralardan kurgulamaya çalışmıştır.
Ziya Şakir’in tüm eserlerini orijinal ifade ve kelimelerine dokunmadan yayınlayacak olan Akıl Fikir Yayınları, kıyıda köşede unutulmuş bir edebiyatçı olan Ziya Şakir’in “Evrensel Bir Filozof Nasreddin Hoca” kitabını yayınladı. Ziya Şakir’in Avrupa’ya yaptığı iki uzun seyahatinde dikkatini çektiği en önemli noktalardan biri, şark ile az çok alakadar olanların üç isme önem verdileri. Bu üç isim: Ömer Hayyam, Bektaşi Hikâyeleri ve Nasreddin Hoca. Ziya Şakir Paris’te Nurettin Topçu’nun doktora yaptığı Sarbonne Darülfünun’unda öğrencilerin Nasreddin Hoca’dan imtihan edildiklerini, her öğrencinin elinde “Hoja merum dedi ki…” diye fıkraları okuyup tahlil ettiklerini görünce dayanamayıp sorar, şöyle cevap alır:
“Ee… Bu zat, artık beynelmilel bir filozof olmuştur. Biz onu, Türklerin ‘Donkişot’u telakki ediyoruz. Yaptığı ve söylediği şeyler o kadar hoşa gidiyor ki onun için kendisine samimi bir surette alaka gösteriyoruz.” (sayfa 12)
Nasreddin Hoca’nın Donkişot’a benzetilmesi gücüne giden Ziya Şakir, kendi ifadesiyle o megalomaniye müptela, yarım deli ve ahmak bir tip ile zeki, kendini iyi bilen ve her sözünde ince bir hikmet gösteren Hoca merhum ile asla kıyas edilemeyeceğini anlatır ve Sorbonlu muhataplarının üzerinde büyük bir alaka uyandırır. Ardından Ziya Şakir Nasreddin Hoca ile araştırmalarına hız verir. Nasreddin Hoca’nın fıkralarını atasözleri gibi ezbere bilen zatlarla konuşur, görüşür. Hatta milli mücadele yıllarında Anadolu’da bulunmuş bir Amerikalı dostunun Nasreddin Hoca hakkında epey not tutmuş olduğunu fark eder. Nasreddin Hoca’dan bahseden meşhur Alman seyyahlarından “Doktor Karots” isminde bir zatın, 1911 yılında Kırgızlar ve Türkmenler arasındaki seyahatinde tuttuğu notlardan oluşturduğu kitaplarında bile Nasreddin Hoca notlarını görür. Muhtelif garp müellifleri Hoca’nın hayatı ve menkıbeleri hakkında büyük küçük birçok kitaplar yazmışlardır. Fransızca, İngilizce, Almanca, Rusça, İtalyanca ve hatta İspanyolca yazılmış olan bu kitaplarla Hoca’yı kendi milletlerine tanıtmışlardır. Fakat bu kitapları gözden geçirerek, rivayetlere nazaran maalesef Hoca’yı kendi karakterinden uzaklaştırdıklarını inceler Ziya Şakir. Kendi deyimiyle zeki, hassas, ince fikirli, pervasız ve son derece hazır cevap bir zatı adeta meczup, serseri, derbeder bir adam yaptıklarını görür. Hoca merhumu en sağlam cephesiyle tanımış olanların, İranlılarla Azerbaycanlılar olduklarını söyler Ziya Şakir. Zaten Mezopotamya ahalisinin yörede “Molla Nasreddin” tabirini kullandıklarını belirtir. Kafkasya’da bu isimle bir gazete çıkarılmıştır; memleketin ve milletin dertlerini en müessir bir lisan ile tenkit eden bu gazetenin her tarafta revaç görmesini, Nasreddin Hoca isminin tesirine bağlar Ziya Şakir.
Bizde Nasreddin Hoca hakkında yapılan ilk neşriyatın, meşhur “Çaylak Tevfik Bey”in Hocanın meşhur zarif ve nükteli menkıbelerinden mürekkep olan eseri olduğunu belirtir Ziya Şakir. Ayrıca bu eser “Müllen Drof” isminde Alman müsteşriki (Doğu Bilimci) tarafından Almancaya tercüme edilmiş, aynı eserden ilham alan Fransız muharrirlerinden “Doktor de Manş” 1876’da Paris’te bir kitap neşredildiğini açıklar. Yine aynı ilhamın tesiriyle 1878’de Brüksel’de küçük bir risale neşredilmiştir. Oldenburg’da intişar eden “Nasreddin Hoca” ismindeki kitabın tarihiyse 1891’dir.
Ziya Şakir, hem Avrupa seyahatlerinde hem Nasreddin Hoca hakkında yapılan ilk neşriyat olan meşhur “Çaylak Tevfik Bey”in Hocanın meşhur zarif ve nükteli menkıbelerinden mürekkep olan eserinden, dostlarından, araştırmalarından oluşan bir kitap hazırlar.
