13
Eyl

Hakikat pınarını temaşa eden göz

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori tahlil

Kâinata perdenin arkasındaki görmeye çalışarak bakmak, güzelliklerin sırlarını ortaya çıkaracak, eşyanın özgünlüğünü ve zenginliğini gösterecektir. İnsan, uhrevi hayatını anlamlaştırarak mutluluğu tadar, güzelliğin farkına varır. İnsanın simasının güzelliği, müşahhas bir güzelliktir ve bu güzellik genellikle, “cemal” kelimesiyle ifade edilir. İnsanın ahlâkî güzelliği ise mücerred bir güzelliktir ve İslam medeniyetinde “hüsün” kelimesinde ifadesini bulur. Mücerret güzellik gözle görülemez, ancak bir üstündeki anlamla tecelliyi hissettirir. Dolayısıyla kâinatı mücerret gözle temaşa etmemeli, anlamın sırrına ermeye çalışılmalıdır. O vakit Süleymaniye Camii’nin sırrı ortaya çıkacak, o vakit ağaçların sallanışı anlaşılacak, suyun gürül gürül akması, taşların aşkından dolayı yuvarlanması, güneşin secde etmeye gidişi görülecektir.

Avatar filminin hatırlattığı “Papalagi: Göğü Delen Adam”da, Scheuermann’in Samoa reisinin dilinden “beyaz adam”ı anlattığı kitabı meşhurdur. Göğü delerek gelen bir beyaz adam, tabiatın dengesini bozmuş, kâinatla hemhal olarak yaşayan, iyilikler ve güzelliklerle hayatlarını sürdüren topluluğun düzenini altüst etmiştir. Güzelliğin ne olduğunu bilmeyen beyaz adam, kâinatla bütünleşmiş, aile olmuş bir toplumun topraklarına ayak basmıştır. Bu ayak basış, bir süre sonra kâinatla bütünleşmiş toplumun mutluluk bağını kesecek, huzuru ortadan kaldıracaktır. Varlığın güzelliklerle dolu hayat süren kabileye bağışladıklarının hiçbirini, göğü delen adam’ın getirdikleri karşılamayacaktır.

Kâinata estetik açıdan bakabilmek, bir harfin kâtipsiz olamayacağını aklen gören insanın, kendisinin de Halık’sız olamayacağını gören (keşfeden) bir gözdür. Necmettin Turinay Bir Yusuf Bin Züleyha kitabında da Kutadgu Bilig’de geçtiği üzere,

“Aklın güzelliği dil, dilin güzelliği sözdür

İnsanın güzelliği yüz, yüzün güzelliği gözdür” gibi güzel gören gözle insanı ve kâinatı temaşa ediyor. “Bir şey güzel olduğu için mi biz ona güzel deriz, yoksa biz güzel dediğimiz için mi o şey güzeldir?” sorusunun ardına düşen Turinay, gezip dolaştığı coğrafyalardan bir arı gibi güzellikleri harmanlayarak değişik tatlar sunuyor okura. Temaşa ettiği gözlemlerini Kur’an’da geçen “Muhakkak biz, sizi en güzel şekilde yarattık” (Tin, 95/4) ayetinin sırrıyla birleştiriyor. İnsanın “eşref-i mahlûkat” yanını arayan yazar, okuru kendisiyle beraber dolaştırarak insanın tabiat ve toprakla, tarihle; coğrafya ve uygarlığın şehir ve beldelere teşkil ettiği anlamlı bütünlüğüne birlikte şahit olmaya çağırıyor. Bu şahitliği ihtiyacımız olan hava gibi gören yazar, kâinatla birlikte nefes alıp vermeyi, baharın gelişini arıyor; tıpkı kor halindeki ateşin ilkbahar başlamadan önce kâinatı ısıttığı gibi cemrelerle ısıtıyor okurun kalbini.

Kur’an’da “Ahsenü’l kasas” kıssaların en güzeli anlamına gelen vurgusuyla dikkat çeken Yusuf ile Züleyha hikâyesi, birçok şair ve mutasavvıfa ilham olmuştur. Şairler ve mutasavvıflar bazen Yusuf’un bazen de Züleyha’nın bulunduğu noktadan bakarak hikâyeyi zenginleştirmiş, hikâyeyi metafizik güzelliklerle dallandırıp budaklandırmışlardır. Bir Yusuf Bin Züleyha kitabında N. Turinay, herhangi bir Yusuf ile Züleyha hikâyesi anlatmamakla birlikte, Züleyha güzelliğini bazen uçsuz bucaksız sahralara, bazen anlamlı bir yüze, çoğu zaman da şuuruna erdiğimiz veya ermediğimiz muhtelif zamanlara yayıyor. Farklı noktalardan bakış açılarıyla metafizik güzellikle hemhal oluyor; insanı, tabiatı, tarihi, çeşitli belde ve mekânları adeta yeniden tevhid etmeye çabalıyor.

Yazar Kırım notlarından, Orta Asya ziyaretlerine, Anadolu’da köy isimlerinden İzmir’in kavaklarına, boğaza akseden İstanbul’dan çağdaş Konya ayinine kadar geniş bir coğrafyada tabiri caizse at koşturuyor. Şam’dan Kırım’a, Konya’dan Bağdat’a, Türkistan’dan Kazakistan’a, Şeyh Yahşi’nin eteklerinden Rusya’ya şarktan garba, kuzeyden güneye yelken açıyor. Yazar, yıllar boyu gidip gördüğü beldeleri, içinden geçtiği bin bir kâinat dekorunu, vakte ilişkin bazı algılamaları tarih ve medeniyetle bütünleştirerek kalbinden birikenleri özenle yazıya döküyor. Çağdaş insanın topraktan ve kâinattan uzaklaşmasıyla birlikte büyük şehirlerin yalnızlığına düşenlere bir nevi el uzatıyor Bir Yusuf Bin Züleyha.

Kitapta sanatçıların, şair ve yazarların, devlet başkanlarının da tahlil edilmeleri, gezi ve gözlem notlarını zenginleştirmiş. Necip Fazıl, Kemal Sunal, Türkan Şoray, Barış Manço, İbrahim Tatlıses, Hakan Şükür, Nasrettin Hoca, Tolstoy, Musa Carullah, İmam Nakşibendî, Ali Şir Nevai, Puşkin, Tanpınar, Yahya Kemal, Erzurumlu Naim Hoca metinleri zenginleştiren bazı isimler. Yazar sadece gözlemlerini aktarmakla kalmıyor, o belde ve coğrafyayla, o düşünce ve duygularla bütünleşerek tarihe yaslanıyor. Farklı coğrafyalardan farklı kişilerin bakış açılarıyla notlarını zenginleştirip, yanı başımızda olan fakat göremediğimiz sırları okurun kalbiyle buluşturuyor.

http://milligazete.com.tr/makale/hakikat-pinarini-temasa-eden-goz-176411.htm

Yunus Emre Tozal

13 Eylül 2010, Milli Gazete