Hukuk Risalesi

Hz. Ali (r.a.)’nin torunu, Hz. Hüseyin (r.a.)’in oğlu İmam Ali Zeynelâbidin, Hicret’in 38. yılında Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiş olup, on iki imamın dördüncüsüdür. Tabiinin büyüklerinden olup, büyük sahabelerin çoğunu görmüştür. Babası vefat ettiği zaman İmam Zeynelâbidin henüz on dört yaşındaydı. Risâle-i Nur’da, Hazreti Hüseyin’in soyundan gelen manevi mehdi hükmünde olduğu belirtilmektedir. (Mektubat, s. 100)
İmam Zeynelâbidin, içinde bulunup yetiştiği ilmi derecesi yüksek çevreyle imam olmuş, hayatının sonuna kadar da ilmiyle amel etmeye gayret etmiştir. İmam Zeynelâbidin’in oğlu İmam Muhammed Bâkır, babası hakkında naklettiği bir rivayette babasını şöyle anlatır: “Babam İmam Zeynel Âbidin hep iyilik yapmaktan zevk alırdı. Allah’a karşı şükranını ifade etmek için; bir iyilik gördüğü zaman, Kuran-ı Kerim okurken “Secde” ayeti gelince, bir kötülükten kurtulunca, iki kişinin arasını bulunca, bir zorluğu atlatınca, mutlaka şükran secdesine kapanırdı. Bunun için kendisine “Seccad” adı verilmiştir.” İmam Zeynelâbidin’in mümin için kurtuluş vesilesi olarak saydığı üç şey şunlardır:
a) Halkın aleyhinde konuşmamak.
b) Dünya ve ahretine yararlı olan şeyle meşgul olmak.
c) Günahlarına çok ağlamak.
İmam Zeynelâbidin, sık sık Kerbelâ hadisesini hatırlar ve kendini tutamaz uzun uzun ağlar, böyle kendisini harap edercesine ağlamamasını söyleyenlere şu ibretli cevabı verirmiş: “Hz. Yakup, on iki oğlundan birini kaybedince ağlamaktan gözlerine ak düştü. Görmez oldu. Hâlbuki kaybolan oğlu Yusuf sağ idi. Ben ise Ehl-i Beyt’ten bütün yakınlarımın şehit düştüklerini gördüm. Bunların acısını yüreğimden nasıl çıkarabilirim?”
İnsanı yeryüzünün halifesi olarak yaratan Allah, en kıymetli, en değerli varlık olarak insanı muhatap almış, insanı yüceltmiştir. İnsan, seçimiyle meleklerden daha üstün olabiliyorken, yine seçiminin sonucuyla yaratılmışların en aşağısı (esfel-i safilin) konumuna inebilmiştir. Tarih, insanoğlunun yaptığı seçimlerden ibarettir. Müslüman, hayatı boyunca güçlü bir iradeye sahip olmaya çalışarak kendisiyle, toplumla ve kâinatla uyum içerisinde olup, kulluk görevini yerine getirmeye çabalar. Her Müslüman, İslam’ı “evrensel” olarak değerlendirebilmeli, “toplumsal ve siyasal” olarak yorumlayabilmelidir. Müslüman, ancak bu şekilde bilinçli bir İslami bakış açısını yakalamış olur. Bir kimsenin namaz kılıp kılmadığına, oruç tutup tutmadığına, hacca gidip gitmediğine bakarak hüküm vermek, bizi sağlıklı sonuçlara götürmeyeceği gibi, toplumda karışıklıkların ortaya çıkmasına da zemin hazırlar. Bu yargılar toplumsal hak ve hukuklarda insanları birbirine düşürebilir, ilişkilerde zarar verebilir. Peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir.”
İnsanı eşref-i mahlûkat olarak tanımlayan İslam, insanın bu özellikleriyle eşrefi mahlûk makamına çıkarırken, bu üstünlüğünün gereği olarak insana önemli görev ve sorumluluklar da yüklenmiştir. Düşünebilen ve yorumlayabilen insan, kendisine sunulan görev ve sorumlukların farkında olup, canlı olmalarına rağmen bitki ve hayvanların görev ve sorumlulukla yükümlü olmadıklarının bilincindedir. İnsanların sosyal bir varlık olmaları, topluluklar halinde yaşamaları, birbirleriyle etkileşmeleri, karşılıklı olarak hak ve sorumluluklar doğuracağından, İslam âlimleri bu hakları tasnif etmişler, insanların birbirlerine, Rablerine ve kâinata olan hak ve sorumluluklarını açıklamışlardır. Ünlü düşünür Farâbî (ö. 339 / 950), Fusûlü’l-Medenî adlı ahlâk ve siyaset kitabında, bir ülkenin bireylerini ve nesillerini bir araya getirip kaynaştıran en önemli gücün sevgi olduğunu belirtir. İmam Zeynelâbidin de Farâbî gibi toplumun sevgiyle kaynaşabileceğini ve adaletle ayakta kalabileceğini ifade eder.
“Sahifet-ül Kamile” ve “Risâletü’l Hukûk” adında eserleri olan İmam Zeynelâbidin’in Risâletü’l Hukûk isimli eseri, İmam Prof. Dr. Abdülaziz Hatip’in hazırladığı İmam Zeynelâbidin’in Hukuk Risalesi kitabıyla Nesil yayınlarından yayımlandı. İnsanın hayatını ve iç dünyasını nasıl inşa edeceğine dair altın öğütler içeren kitap, bir İslam medeniyetinde insanla toplum arasındaki psikolojik ve sosyal açıları inceleyerek ne gibi faktörlerin olacağını, insanın topluma ve eşyaya karşı duruşunun nasıl olması gerektiğini anlatıyor.
Kitabı hazırlayan Prof. Dr. Abdülaziz Hatip, metot olarak İmam Zeynelâbidin’in veciz ifadelerinin atmosferinde kalmaya çalışarak, kitabın üslubuna riayet etmiş ve konuyu fazla dağıtmamaya özen göstermiş. Ayrıca Giriş yazısında da İslam medeniyetinde “kul hakkı” meselesine değinmiş ve Müslümanların günlük hayatında neler yapmaları gerektiğini açıklamış. Ayrıca bir portre yazısıyla da İmam Zeynelâbidin’i portre olarak incelemiş. Eserde köle hakkına, hayvan haklarına ve doğal ve fiziki çevremizle alakalı haklara da yer ayıran Hatip, bir Müslüman’ın kâinatla ve hayvanlarla olan ilişkisine özellikle değiniyor.
İmam Zeynelâbidin, kitabında insan hayatına derinlemesine bakarak insanı bütün boyutlarıyla inceleyerek, insanın Rabbiyle, kendisiyle, yakınlarıyla, toplumla, yöneticilerle, kısacası çevresindeki bireylerle ilişkilerindeki hak ve sorumluluklara değiniyor. İmam Zeynelâbidin, kendisinden önce elinde böyle bir çalışmanın örnek bulunmaması onun çalışma azmine azim katmış, sosyal adaletin egemen olduğu, fertlerinin güven ve sevgi bağlarıyla bağlı olduğu bir toplumu inşa etmeye çalışmıştır. İmam Zeynelâbidin, eserin sonunda şöyle demektedir: “Bunlar, seni yakından ilgilendiren elli haktır. Hiçbir durum ve hiçbir biçimde bunları çiğnememelisin. Bunları titizlilikle gözetmeli ve uygulamalısın. Bu konuda yüce Allah’tan yardım dilemelisin. Güç ve kuvvet yalnızca Allah’tandır. Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.”
http://milligazete.com.tr/makale/hukuk-risalesi-176063.htm
http://www.haber7.com/haber/20100907/Imam-Zeynelbidinin-adalet-terazisi.php
Yunus Emre Tozal
7 Eylül 2010, Milli Gazete
