
Taraf gazetesi geçenlerde (08.03.2010) Yeni Şafak gazetesi Ankara haber koordinatörü Abdulkadir Selvi’nin “İçimizdeki Gladio ile Yüzleşmek” kitabından hareketle, Zeki Balaban ile Halit Bozdağ’ın Başbakan Tayyip Erdoğan’ı yatak odasına kadar dinlediklerini manşetine taşıdı. Selvi’nin kitabı Özal’a suikast işinin Ergenekon ile bağıntısından Danıştay saldırı planına, Bülent Arınç’a suikast iddialarından kozmik odada yapılan aramalara kadar biz bize hesaplaşmaya az da olsa katkı sağlayabilme gayesiyle kaleme alınmış. Faili meçhul cinayetlerden aydınlatılamayan suikastlarla aslında tek bir belgesi kıyametler koparacak gelişmelerin sıradanlaştığı bir dönemde, Selvi, gazeteci kimliğiyle gerçeklerle hesaplaşıyor, insanı; toplumu aynanın karşısına çıkarıyor. Ekrem Dumanlı’nın tabiriyle Selvi, “son yıllarda gizlenemez hale gelen derin çetelere dair bilgi ve belgeleri aktarıyor.”
Milliyetçilik akımlarının en şiddetlisine tanık olan bu topraklar, her türlü ötekileştirme (other) kavramının türevlerini bizzat tanıklık ederek yaşadı; tecrübe etti. Ötekileştirme eylemiyle birlikte “iyi” şeyleri kendine, “kötü” şeyleri “öteki”ne atfedenler eleştirilmedi, eleştiriye tabi tutulamadı. Gizli belgelerin gün yüzüne çıkarılamaması, işlenen cinayetlerde ve karanlık oyunlarda her şeyin örtbas edilmesi, ötekileştirenleri yargılama kapısını da kapadı.
Sorumluluğun adalet olarak görülmediği bir toplum, soğuk savaşa paralel olarak NATO bünyesindeki tüm ülkelerde değişik adlar altında devlet eliyle kurulmuş olan ve amacı, ülke içi isyan hareketlerini engellemek ve kontrol etmek için suikastlar ve provokasyonlar yapmak olan örgütlerin yaptıklarını gözlerini faltaşı gibi açarak ve dilleri tutularak izlemeye mahkûm olur. Örnek için çok eskiye gitmeye gerek yok, yakın tarihimize bakacak olursak, yazarın tabiriyle Osmanlı’da çetecilik cumhuriyetle birlikte darbecilik adı altında devam etti. Osmanlı’nın parçalanmasıyla ile neticelenen çeteci bir geleneği bu topraklarda yerinin sağlamlaşması, NATO ile birlikte Gladio’ya girmeyle gerçekleştirildi. Enver Paşa’nın meşhur Bab-ı Ali Baskı ile hükümeti devirdiği günden itibaren imparatorluktan cumhuriyete devredilecek olan geleneğin temellerini atıldı. İtalyan Gladio’sunun başı ve eski Cumhurbaşkanı Francessa Cossiga, Türkiye’de ihtilallerden siyasi suikastlara kadar birçok şeyi anlamamıza yarayan anahtar bir cümle söylüyor: “Elimde kanıt yok, ama sanki Türk ordusu Gladio’yu laik devleti korumak için devam ettirmiş gibi görünüyor…” (s. 38)
Susurluk karesinden Ergenekon krokisine araştırmalarını ve tuttuğu kayıtları belgeleriyle yayınlayan Selvi, faili meçhul cinayetlerden çetelere, suikast timlerinin silahlarından kurucu idare çetelerine kadar önünde sis bulutu bulunan meseleleri birbirleri ile ilginç bağıntılarıyla birlikte gözler önüne seriyor. Türkiye’nin Ergenekon Terör Örgütü’nü keşfetmesini sağladığı Vatanseverler Çetesi operasyonu ile ilgili olayları deşifre ederek, yazarın kendi ifadesiyle Vatanseverler Çetesi’nin üzerine bir tüy dikiyor, çetelerle mücadele yolunda bir kilometre taşı dikmek için tarihe kayıt tutuyor.
Yıllar önce bir yazısında “Sistemi kuranlar, sistemi kurdukları yıllarda dikta ile idare ettiler” cümlesinde geçen “dikta” kelimesinden dolayı 1,5 yıl hapis cezasına çarptırılan Mustafa İslamoğlu, 1997 yılında katıldığı Siyaset Meydanı’nda “…bu ülkenin sorunu Susurluk değildir. Susurluk ne ilktir ne de son olacaktır. Bu ülkede Susurluk’tan önce de birçok suiistimaller olmuştur ve olmaya devam edecektir. Bu ülkede sorun, sistemdir. Sistemi tartışamayanlar, Susurluk’u tartışmakla sistemi tartışmayı göz ardı ediyorlar. Yani suçu örtüyorlar” derken de, ülkenin dört bir yanında derin bir hesaplaşmanın, derin bir kamplaşmanın sürecinde işlenen suçların nasıl örtbas edildiğini, nasıl gündemleri değiştirilerek insanlara unutturulduğunu söylemişti.
Gündemimizin çok sık değiştirildiği bugünlerde, 28 Şubat’ın generalleri sorgulanıyor. Dün Aczmendiler, Fadime Şahinler, Ali Kalkancılar, bugün camilere bomba konmalar, faili meçhul cinayetler… Aralarında hiçbir mahiyet farkı yok; sadece derece farkı var. Aralarında sadece derece farkı olan olayların birbirleriyle bağıntılarını, çıkış noktalarını anlayabilmek çok da zor olmasa gerek. Çünkü 28 Şubat devam ediyor. 28 Şubat döneminde hedef haline gelen eski milletvekili Kavakçı, 1000 yıl süreceği söylenen 28 Şubat’ın devam ettiğini savunarak “Çok başlı bir yılanla mücadele ediliyor” demişti. Çok başlı yılanın şimdiye kadarki açıklarını analiz eden Selvi’nin İçimizdeki Gladio ile Yüzleşmek kitabı, çok başlı yılanın gelecekte ne gibi açıklarını da ortaya çıkarılması açısından büyük önem taşıyor.
http://www.milligazete.com.tr/makale/cok-basli-yilanla-yuzlesebilmek-155704.htm
Yunus Emre Tozal
11 Mart 2010, Milli Gazete
