30
Mar

Aşkın Halleri

   Yazan: Yunus Emre Tozal   Kategori tahlil

Sadık Yalsızuçanlar ve Mehmet Fatih Birgül’ün hazırlayıp derlediği, İbn Arabî, İbn Sina, İbn Kayyım el-Cezviyye, İbn Fârız, Said Nursi gibi on iki önemli İslam düşünürünün aşk hakkında kaleme aldıkları aşk risalelerinden oluşturulan “Aşkın Halleri” kitabı, Timaş yayınlarından yayımlandı. Risaleler her ne kadar çok eski zamanlarda kaleme alınmış olsa da -bazısı 1000 sene evvel kaleme alınmış- aşkla ilgili anlatılan hallerin, kurulan cümlelerin ve sözcüklerin, hiç şüphesiz bugün de geçerli ve insan var oldukça geçerli olacağı aşikâr. Montaigne, aşkı tarif ederken susuzluktan bahseder: “Aşk, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir.” Var kalabilmenin şartını, hakikat yolunda insanın “varoluş”unun bilincine ve aşkın olana kavuşma arzusunun samimiyetine -takva- bağlı olduğunu ifade eden mutasavvıflar, İslam medeniyetinin de özelde bir “aşk medeniyeti” olduğunu belirtmişlerdir. Kitabı yayına hazırlayan Mehmet Fatih Birgül ve Sadık Yalsızuçanlar da, İslam medeniyetini tarif eden ikinci bir isim arasak, aşk medeniyeti dememizin mümkün olacağı kanısındalar. Risalelerden kitaba alınan yazılar da zaten aşka hep farklı açıdan bakıyor: Kur’an ve Aşk, Hadisler ve Aşk, Tasavvuf ve Aşk, Felsefe ve Aşk, Akıl ve Aşk, Erkek-Kadın ve Aşk…

Câhız, Aşk ve Kadınlar Hakkında adlı risalesinde, dünyanın halini derinlikli düşünürsek, yeryüzündeki en büyük nimetin ve en büyük lezzetin, sevenin sevgilisine, aşığın arzusuna kavuşmasını olduğunu ifade ediyor. Aşkın tutkuyla bağlantısını da şöyle açıklıyor: “Eğer tutku insanı körleştirir ve sağırlaştırırsa, o zaman aşk onu öldürür.” (s. 37)

Aşkın mahiyeti

İhvân-ı Safâ aşkın mahiyeti hakkında ve âşık olunan şeylerin çeşitliliğinin sebepleri üzerine irfan ve hikmet nazarından bakarak, hakiki âşıkların sadece sevgiliye kavuşmayı beklediğini belirtiyor. Nur Suresi 35. ayette “Allah göklerin ve yerin nurudur” ayetinden yola çıkarak, aşkı ontolojik zeminde şu noktaya oturtuyor: “Allah ilk maşuktur, tüm varlıklar O’nu arzular O’na yönelir ve işler bütünüyle O’na döner.” (sayfa 66) Tahrim suresi 8. ayette “Ey Rabbimiz, nurumuzu tastamam yap, bağışla bizi. Şüphesiz sen her şeye kadirsin” ayetinde de geçtiği üzere, nur’un tamamlayıcısının El Vedud olduğunu izah ediyor.

Aşkın mahiyeti hakkında ileriki bölümlerde İbn Sina, hayvani ve bitkisel cevherlerden de bahsederek, kâinattaki gizli korodan, tüm cevherlerin O’na benzemeye çalışmasından yola çıkarak yedi fasılda aşkın mahiyetini açıklıyor.

Aşkın hakikati nedir?

Serrâc risalesinde ayrılıktan elem çekenlerden ve âşıkların şaşırtıcı hallerinden örnekler vererek, aşkın insanı nasıl hallere düşürebildiğini ve nasıl davranışlarda bulundurabildiğini örneklerle açıklıyor. Serrâc’ın Reyyaş’ın naklettiği örneği anlatarak aşkın hakikatinin açıkça ortaya konduğunu öz bir şekilde ifade etmesi açısından mühim: Bir gün Harun Reşid, Asmai’ye sordu: “Aşkın hakikati nedir?” Asmai şu cevabı verdi: “Sevgilinin ağzından gelen soğan kokusunun sevene misk ü amber kokusundan daha hoş gelmesidir!” (s. 94)

Aşkın Halleri, İbn Farız’ın meşhur Şarap Kasidesi ve ünlü Füsus Şerh Edicisi Davud El-Kayseri’nin bu kasideyi şerh eden risalesiyle devam ediyor. İbn Kayyım el Cevziyye risalesinde “Aşk İrade Dışı mıdır, Yoksa İradeye Bağlı mıdır?” sorusuna cevap aramaya çalışarak kadim tartışmayı birçok nakille aktarıyor ve iki görüşü uzlaştırmaya çalışıyor.

Kitap, Said Nursi’nin “Aşk, çekici bir güzelliğe yönelmiş çılgın bir cezbedir!” diye başlayan Hz. İbrahim’in aşkını anlattığı ve ruhun hazlarından bahsettiği aşkla ilgili uzunca risalesiyle son buluyor.

http://www.milligazete.com.tr/makale/askin-halleri-157757.htm

Yunus Emre Tozal

30 Mart 2010, Milli Gazete