1992 yılında Fatih Malta’da mütevazı bir mekânda başlayan Mustafa İslâmoğlu’nun Tefsir Dersleri, bugün dünyanın dört bir yanından binlerce kişi tarafından izlenmekte, bir nev’i açık ve yaygın bir Medeniyet Üniversitesi işlevi görmekteydi. Tefsir Dersleri, geçtiğimiz hafta sonu İstanbul Gösteri Merkezinde yaklaşık 6 bin müdaviminin katılımıyla Hıtâmuhu Misk programında, Kuran’ın son suresi Nas Suresi’nin tefsiri ile sona erdi.

Hayatta en pahalı yatırım, insana yapılan yatırımdır. Değeri hesaplanamaz, hesabı yoktur. İnsanın insana yaptığı yatırımı insanoğlu hesaplayamaz, hesaplamaya çalışsa da eksik hesaplar. Yapılan yatırımın, emeğin hakkını veremez. İnsana verilen emeğin hakkı, hiç modern zihinli kapitalist mantıkla hesaplanabilir mi? Dolayısıyla mahlûkatın en şerefli olanına yapılan yatırımın değeri, hâkimi Allah olan o yüce mahkemede; zorlu mahşer gününde o oranda büyük olacaktır.

1992 yılında Fatih Malta’da mütevazı bir mekânda başlayan Mustafa İslâmoğlu’nun Tefsir Dersleri, bugün dünyanın dört bir yanından binlerce kişi tarafından izlenmekte, bir nev’i açık ve yaygın bir Medeniyet Üniversitesi işlevi görmekteydi. Eksende insanı, tavırda dengeyi ve tasarrufta ihtiyacı temel alan bu zihni inşa, insanın önce kalbinde ‘Yürek Devleti’ni kurması gerektiğini, ardından da ‘Yürek ‘Fethi’ gibi ağır bir sorumluluğu omuzlarımıza yüklememiz gerektiğini hatırlatıyor. Nasıl ki bu topraklarda medeniyetimize bir inşa olarak Mehmet Akif’in ‘Asımın Nesli’, Sezai Karakoç’un ‘Diriliş’indeki Taha vurgusu, Cemil Meriç’in Başkaldırısı, Necip Fazıl’ın ‘Büyük Doğu’su, Nurettin Topçu’nun ‘İsyan Ahlakı’, Cahit Zarifoğlu’nun ‘Yedi Güzel Adam’ı, Atasoy Müftüoğlu’nun ‘Gelin Tanış Olalım’ açılımı, Erdem Beyazıt’ın ‘Mavera’sı ve daha niceleri insanları nasıl hakikate çağırmışsa, Mustafa İslâmoğlu’nun da ‘Yürek Devleti’, insanoğlunun yüreğindeki potansiyelin farkına vardığı anda Miraç fezasına nasıl çıkabileceğini ifade ediyor: “Evet, bilseydik göğsümüzde nükleer bir güç merkezi taşıdığımızı ve bunun her gün üzerine yağan günahlarla paslandığını, bu pası çözecek tek kimya olan gözyaşını bir umman gibi salacaktık gecelerin koynuna.” (Yürek Devleti; 74)

Yüreğimizde kendi kendimizi hapse koyuyoruz, ardından ortada suçlu arıyoruz. Dengeyi kaybedince farkında olmadan hakikatten uzaklaşıyoruz. Mustafa İslâmoğlu için Yürek Devleti kitabının yeri, yüreğinin tam ortasıdır. Niçin orada olması gerektiği noktasını İslâmoğlu Hocamız şöyle açıklıyor: “Müslüman gençliğin manevi alanda düştüğü sefalet diz boyu… Bunun sonucu olarak dini ideoloji, kitabı manifesto, resulü ideolog, tebliği propaganda, cihadı kavga, tefekkürü akıl yürütme, mübelliği propagandist, daveti çenebazlık gibi anladık ve anlattık Bu İslami değerleri çığırından çıkardığımız için, bir neslin hayatında devrim yapan bu şeyler bizim hayatımızda bırakınız devrimi evrim bile yapmadı…” (Yürek Devleti; 42)

Medeniyet İnşası

Dağların taşıyamadığı; taşımaya başlarsa nesne değil özne olacağı o ulvî yükün insanın farkına varamadığı bu çağda ihlâs, aşk ve muhabbetle Rabbimize olan kulluk vazifemizi tevazu ile ifâ etmeye çağırıyor İslâmoğlu Hocamızın Tefsir Dersleri. Bizi “biz” yapan yitik değerlerimizi, şahsiyetimizi, aklımızı yeniden keşfederek, olması gereken yere koyuyor. Yüreklerimizin nasıl medeniyet öncüsü olabileceğinin haritasını çiziyor, haritasını çizmekle kalmıyor; Kuran Pusulasını nasıl kullanacağımızın da ipuçlarını gösteriyor. Yüreğimizin damarına bir parmak Kuran balı çalıyor, bizler de o bir parmak balla, adayış sürecinde nasıl adayabileceğimizin ve adanabileceğimizin; kâinattaki ilahi koroya nasıl dâhil olabileceğimizin sancısı içerisinde, korku ile ümit arasında Nuh’un gemisine binmeye çabalıyoruz. Tefsir Dersleriyle birlikte, adanmış gönüller bir bir çoğalıyor, titriyor, hıçkırıyor, ağlıyor, kendisine yani özüne dönüyor. Çünkü kalplerimizde Hz. Meryem’in yaptığını yapıyordu Tefsir Dersleri. Hz. İmran şöyle demişti: Karnımdaki şu doğmamış ciğerparemi Allah’a adadım. (Ali İmran; 35) Devamını oku »